Gece, o devasa siyah kapının ardında bıraktığı adamın etkisinden kurtulmak için koridorda birkaç saniye durup nefeslenmeye çalıştı. Aras Karadağ’ın sesi hala kulaklarında yankılanıyordu: "Benim gölgemdesin." Bu bir uyarı mıydı yoksa bir vaat mi, ayırt edemiyordu. Masasına döndüğünde, ellerinin hala hafifçe titrediğini fark etti. Masasının üzerindeki gümüş anahtarlık, cam binalardan sızan loş ışıkta parlıyordu. Onu hemen çekmecesinin en dibine, görmeyeceği bir yere itti.
"İlk günün nasıl geçiyor?"
Gece, irkilerek başını kaldırdı. Gelen, şirketin kıdemli asistanlarından biri olan Selin’di. Selin, elindeki dosyaları Gece’nin masasına bırakırken yüzünde acıyan bir gülümseme vardı. "Aras Bey ile tanıştın sanırım. Yüzün bembeyaz olmuş."
Gece zoraki bir tebessümle, "Biraz... baskın bir karakter," diyebildi sadece.
Selin eğilip sesini alçalttı. "Baskın mı? Karadağ Holding’de hava bile onun izniyle solunur Gece. O sadece bir patron değildir; o, bu imparatorluğun tek hakimidir. Onunla çalışacaksan duygularını kapının dışında bırakmalısın. Çünkü o, zayıflığı bir koku gibi alır ve asla affetmez."
Öğleden sonra, holdingin devasa toplantı odasında yapılacak olan yönetim kurulu toplantısına Gece’nin de katılması istendi. Bu, onun için hem büyük bir fırsat hem de korkunç bir sınavdı. Not defterini ve kalemini alıp odaya girdiğinde, odadaki atmosferin dışarıdaki yaz sıcağına rağmen buz kestiğini hissetti. Uzun, siyah mermer masanın etrafında oturan yaşlı ve nüfuzlu adamlar, kapıdan giren Aras Karadağ ile birlikte aynı anda ayağa kalktılar.
Aras, sabahki siyah gömleğinin üzerine kusursuz kesim bir ceket giymişti. Yüzünde hiçbir duygu belirtisi yoktu; sadece saf, katı bir otorite... Masanın başına oturduğunda, bakışları kısa bir an Gece’nin üzerinde durdu. O an Gece, kalbinin yerinden çıkacakmış gibi attığını hissetti. Aras bir an bile duraksamadan toplantıyı başlattı.
Toplantı boyunca Gece, Aras’ın iş dünyasındaki o acımasız yüzüne ilk kez tanık oldu. Bir yöneticinin sunduğu raporu incelerken, Aras’ın sesi odada bir kırbaç gibi şakladı. "Bu rakamlar," dedi Aras, sesi alçak ama tehditkârdı. "Bana hata payı bırakmadığımı söylemiştim. Sen ise bana bir enkaz getirmişsin."
Adam kekeleyerek açıklama yapmaya çalışırken, Aras elindeki kalemi yavaşça masaya bıraktı. O kalem sesi, odada bir silah patlaması kadar etkili oldu. "Hata, benim lügatimde bir seçimdir. Ve sen, başarısız olmayı seçtin." Aras arkasına yaslanıp adama baktı. O bakışta merhametin zerresi yoktu. "Yarın bu binada olmayacaksın. Şimdi çık."
Gece, not tutan parmaklarının donduğunu hissetti. Bu adam sadece bir "patron" değil, bir cellattı. Toplantı bittiğinde herkes odadan birer birer çıkarken, Aras yerinden kıpırdamadı. Gece de dosyalarını toplayıp çıkmak üzereydi ki, o sesi duydu.
"Kal, Gece."
Oda boşaldığında, sessizlik dayanılmaz bir hal aldı. Aras ayağa kalktı ve masanın etrafında dolanarak Gece’nin oturduğu sandalyenin arkasına geçti. Eğildi, ellerini Gece’nin önündeki masaya dayadı. Gece, adamın nefesini saçlarının arasında hissettiğinde ürperdi.
"Gördüklerinden korktun mu?" diye sordu Aras. Sesi, az önceki acımasız tondan tamamen uzaktı; şimdi kadifemsi, neredeyse şefkatli ama bir o kadar da karanlıktı.
Gece, yutkunarak, "Sadece... iş dünyasının bu kadar sert olduğunu bilmiyordum," dedi.
Aras, elini yavaşça Gece’nin masadaki not defterine uzattı. Gece’nin aldığı notları inceledi. "Çok detaylı yazmışsın. Güzel. Gözlem yeteneğin keskin." Elini geri çekerken parmakları kasıtlı ya da kasıtsız bir şekilde Gece’nin elinin üzerine süründü. O kısa temas, Gece’nin tüm vücuduna bir titreme yaydı. "Ama bilmen gereken bir şey var. Bu binadaki en tehlikeli şey rakamlar değildir."
"Nedir?" diye sordu Gece, merakına yenik düşerek.
Aras, Gece’nin yüzüne doğru eğildi. Gözleri, genç kızın dudakları ve gözleri arasında gidip geliyordu. "Benim dikkati mi çekmek," dedi Aras fısıltıyla. "Sen bunu başardın Gece. Ama dikkatimi çeken şeyler, genellikle benim malım olur. Ve ben, malıma karşı çok kıskancıyımdır."
Gece, ne cevap vereceğini bilemeden öylece kaldı. Aras, hiçbir şey olmamış gibi dikleşti ve odadan çıktı. Gece, boş odada tek başına kalırken pencereden dışarı baktı. İstanbul’un üzerine akşamın morluğu çökmüştü.
Evinin yolunu tuttuğunda, otobüste sürekli arkasına bakma isteği duyuyordu ama görünürde hiçbir şey yoktu. Dairesine girdiğinde her şey bıraktığı gibiydi. Camlar kapalı, ışıklar sönük... "Sadece hayal kuruyorum," dedi kendi kendine. "Aras Karadağ sadece tuhaf bir adam, o kadar."
Ancak, mutfağa gidip kendine bir bardak su almak için ışığı açtığında, tezgahın üzerinde duran şeyi gördü. Bu bir gül değildi. Bir not da değildi.
Sadece bir bardak su duruyordu. Bardağın altındaki peçete ise hala ıslaktı. Sanki biri, Gece kapıdan girmeden sadece saniyeler önce o bardağı oraya bırakmış gibi...
Gece bardağı eline aldı. Su hala soğuktu. O an, evin içinde yalnız olmadığını değil, evin dışındaki birinin evi kendi eviymiş gibi kullanabildiğini anladı. Korku, bu kez bir çığlık gibi değil, zehirli bir sarmaşık gibi ruhuna dolandı. Aras’ın "Gölgeme giren hiçbir şeyi bırakmam," sözü, sessiz mutfakta bir lanet gibi yankılandı.