SİYAHIN HÜKMÜ

986 Words
​Sabahın ilk ışıkları İstanbul’un üzerine gri bir duman gibi çökerken, Gece aynadaki yansımasına bakıyordu. Gözlerinde artık o her şeyden korkan, Aras’ın bir bakışıyla yerin dibine giren kız yoktu. Dün gece kapısına bırakılan o siyah ipek kurdele, şimdi boynuna bir tasma gibi değil, bir madalya gibi dolanmıştı. Kurdeleyi boğazının tam ortasında zarif bir düğümle bağladı. Bu, Aras’ın otoparkta kendisine taktığı "ucuz asistan" damgasına verilmiş sessiz ama en sert cevaptı. Üzerine giydiği dar kesim siyah ceket ve kalem etek, ona profesyonel bir zırh sağlamıştı. Bugün, Aras Karadağ’ın en büyük ihalelerinden biriydi ve Gece, bu satranç tahtasında piyon olmadığını kanıtlamaya yeminliydi. ​Holding binasına girdiğinde, her zamanki çekingenliği gitmiş, yerine buz gibi bir kararlılık gelmişti. Topuklu ayakkabılarının mermer zeminde çıkardığı yankı, yaklaşan bir fırtınanın habercisi gibiydi. 50. kata çıktığında Aras’ın odasının kapısı aralıktı. İçeriden gelen o ağır tütün kokusu ve sert bir kahve aroması, Aras’ın çoktan "savaş moduna" geçtiğini gösteriyordu. Gece, kapıyı tıklatmadan içeri girdi. ​Aras, masasının başında ayaktaydı; elindeki tabletle son rakamları inceliyordu. Başını kaldırdığında Gece’yi gördü. Gözleri önce Gece’nin yüzünde, sonra da o boynundaki siyah kurdele üzerinde takılı kaldı. O an, odadaki hava bir saniyede ağırlaştı. Aras’ın o diktatör yüzünde, çok kısa bir an için bir şaşkınlık parıltısı geçti ama bunu hemen o meşhur, duygusuz maskesiyle örttü. ​"Dersini iyi çalışmışsın Aksoy," dedi Aras, sesi bıçak kadar keskindi. "Ama boynundaki o aksesuar... Fazla iddialı. Bir asistan için sınırları zorlayan bir tercih." ​Gece, ilk kez geri adım atmadı. Aras’ın o yakıcı bakışlarına doğrudan karşılık verdi. "Bana duyguların bir zayıflık olduğunu, piyonların sadece hedefe hizmet etmesi gerektiğini söylemiştiniz efendim. Ben de duygularımı bu kurdelenin altına gömdüm. Bugün sadece işimize odaklanacağız, öyle değil mi?" ​Aras, masanın etrafında dolanıp Gece’ye doğru yürümeye başladı. Aralarındaki mesafe azaldıkça, Gece o bildiği tehlikeli kokuyu tekrar hissetti. Aras, tam önünde durdu. Boyu Gece’den çok daha uzundu ve bu fiziksel üstünlüğü bir baskı aracı olarak kullanıyordu. Elini uzatıp, Gece’nin boynundaki kurdelenin ucunu parmaklarının arasına aldı. Dokunuşu o kadar sertti ki, kurdele Gece’nin boğazını hafifçe sıktı. ​"Bu kurdele..." dedi Aras fısıltıyla. "Sana birinin hediyesi mi, yoksa kendi küçük isyanın mı? Eğer benim otoriteme karşı bir oyun oynamaya kalkıyorsan, Gece... O kurdele senin sonun olur." ​Gece, nefesi kesilmesine rağmen gözlerini kaçırmadı. "Sizin otoriteniz, sizin dünyanızda geçerli efendim. Benim dünyama kimin sızdığını ya da bana ne taktığımı kontrol edemezsiniz." ​Aras, kurdeleyi bıraktı ve alaycı bir şekilde güldü. "Görüyorum ki dünkü utancın yerini yersiz bir cesaret almış. Göreceğiz. İhale odasına geç. Ve o klasörü bir an bile elinden bırakma. Eğer o ihaleyi kaybedersek, boynundaki o kurdeleyi bizzat ben çözerim ve bu hiç nazikçe olmaz." ​İhale odası, şehrin en güçlü adamlarıyla doluydu. Masanın bir tarafında Aras Karadağ ve Gece, diğer tarafında ise sektörün en dişli rakipleri oturuyordu. Aras, toplantı boyunca tam bir sosyal dev gibiydi; şakalar yapıyor, rakiplerini zekice iğneliyor, kendinden emin kahkahalar atıyordu. Ama Gece, o kahkahaların arkasındaki o soğuk hesaplaşmayı görebiliyordu. Aras, her kelimesiyle karşı tarafı manipüle ediyor, onları kendi istediği alana çekiyordu. ​İhalenin en kritik anında, rakiplerden biri Aras’ın sunduğu projede bir açık bulduğunu iddia etti. Odada buz gibi bir sessizlik oldu. Aras’ın yüzündeki o neşeli ifade bir anda silindi. Herkes Gece’nin elindeki klasöre baktı. Aras, Gece’ye dönüp bakışlarıyla "Düzelt şunu," emrini verdi. ​Gece, o an elindeki dosyanın içinden çıkan o gizemli notu hatırladı: "Onun celladı gibi dur." Ayağa kalktı, dosyayı masanın ortasına vurdu. Rakamların arasındaki o gizli maddeyi, rakip firmanın kendi geçmişindeki yolsuzlukla bağdaştırarak öyle bir sundu ki, rakip firmanın temsilcisi olduğu yere çakıldı. Aras, Gece’nin bu hamlesini izlerken gözlerindeki o hırçın hayranlığı gizleyemedi. Gece sadece bir asistan değil, Aras’ın yanındaki en keskin silah olduğunu kanıtlamıştı. ​İhale kazanılmıştı. Odadaki herkes Aras’ı tebrik etmek için sıraya girdiğinde, Aras hepsini o büyüleyici gülümsemesiyle karşıladı. Ama gözleri sürekli kapının yanında duran Gece’nin üzerindeydi. ​Holdinge döndüklerinde, Aras Gece’yi odasına çağırdı. İçeri girdiğinde Aras ceketini çıkarmış, bir kadeh viski doldurmuştu. "Bugün..." dedi Aras, kadehini Gece’ye doğru kaldırarak. "Beklediğimden daha iyiydin. O küçük şovun, rakipleri sadece susturmadı, onları yok etti." ​Gece, "Sadece görevimi yaptım efendim," dedi mesafeli bir tonla. ​Aras, kadehini masaya bıraktı ve Gece’ye yaklaştı. Bu kez sesi neşeli değil, boğuk ve arzu doluydu. "O kurdele... Onu takmanı kimin istediğini bulacağım Gece. Ama o zamana kadar..." Elini Gece’nin ensesine yerleştirdi ve onu kendine doğru çekti. "O kolyeyi takmamanın cezasını ödeyeceksin." ​Tam o sırada, Gece’nin cebindeki telefonu titredi. Bir mesaj gelmişti. Aras’ın dibindeyken telefonunu çıkarmaya cesaret edemedi ama ekranın ışığı cebinden yansıdı. Aras kaşlarını çattı. "Kim o?" ​Gece, yutkunarak, "Önemli değil," dedi. ​Aras, telefonu Gece’nin elinden sertçe çekip aldı. Ekrana baktığında yüzündeki tüm kan çekildi. Mesajda sadece bir fotoğraf vardı. O anda, odanın içinde çekilmiş bir fotoğraf... Aras ve Gece’nin birbirine bu kadar yakın durduğu, Aras’ın elinin Gece’nin ensesinde olduğu o saniye çekilmişti. Altında ise şu yazıyordu: ​"Görünmez bağlar, boynundaki o kurdeleden daha güçlüdür Aras. Onu benden çalamazsın. O her zaman benim izleyicim olacak." ​Aras, telefonu duvara fırlattı. Cihaz binlerce parçaya ayrılırken Aras, Gece’yi omuzlarından tutup sarstı. "Bu kim? Kim bu adam!" diye kükredi. Ofisteki o sakin diktatör gitmiş, yerini yaralı bir canavara bırakmıştı. ​Gece, Aras’ın gözlerindeki o dehşeti ve saplantıyı gördüğünde ilk kez gerçekten anladı: Aras Karadağ ondan sadece korku ve hayranlık beklemiyordu. Aras, Gece’nin ruhuna sahip olmak istiyordu ve karşısında onun kadar karanlık, onun kadar saplantılı bir rakip vardı. ​Gece, Aras’ın kollarının arasından sıyrıldı. "Bunu siz başlattınız efendim," dedi sesi titreyerek. "Beni gölgenize aldınız, ama o gölgenin içinde başka birinin daha olduğunu unuttunuz." ​Gece odadan çıkarken, Aras’ın arkasından bir kadehi daha yere fırlattığını duydu. Eve gittiğinde, kapısının altından sızan o mor ışığı gördü. İçeri girdiğinde, salonun tam ortasında bir projektör çalışıyordu. Duvarda, Gece’nin çocukluğundan bugüne kadar çekilmiş tüm fotoğrafları dönüyordu. Ve en son karede, bugünkü ihale odasındaki o kurdeleli hali vardı. ​Fotoğrafın üzerinde kan kırmızısı harflerle tek bir kelime yanıp sönüyordu: "BAŞLIYORUZ." ​Gece, dizlerinin üzerine çöktü. Aras Karadağ’ın saplantısı ile bu gizli takipçinin deliliği arasında bir savaş başlamıştı ve kendisi bu savaşın hem ödülü hem de kurbanıydı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD