FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK

883 Words
​Aras’ın telefonu duvarda binlerce parçaya ayrılırken çıkan o keskin ses, Gece’nin zihnindeki tüm o cesaret kalelerini yerle bir etti. Az önceki o kendinden emin, kurdelesiyle meydan okuyan kadın, yerini saniyeler içinde o titreyen, nefesi boğazında düğümlenen asistan kıza bırakmıştı. Aras’ın odasındaki o ağır tütün kokusu, şimdi bir yangının dumanı gibi boğucu geliyordu. Gece, Aras’ın omuzlarından tutup onu sarstığı andaki o vahşi kuvveti hissettiğinde, Aras Karadağ’ın sadece bir patron olmadığını; o kontrolünü kaybettiğinde yıkıcı bir doğa olayına dönüştüğünü bir kez daha acı bir şekilde hatırladı. ​"Bana cevap ver!" diye kükredi Aras. Sesi, holdingin o sarsılmaz duvarlarında yankılanırken Gece’nin kulaklarını tırmaladı. Aras’ın gözleri artık okyanus mavisi değil, fırtınada kararmış, dibi görünmeyen bir uçurumdu. "Odamın içine kadar sızan, senin her anını çeken bu adam kim? Benim binamda, benim gölgemde bunu kim cesaret edebilir!" ​Gece’nin dudakları titredi, kelimeler boğazına dizildi. "Bilmiyorum... Yemin ederim bilmiyorum efendim," diyebildi ancak. Sesindeki o eski, zayıf ton Aras’ı daha da çileden çıkardı. ​Aras, Gece’yi aniden bıraktı. O kadar sert bırakmıştı ki, Gece masaya çarparak durabildi. Aras, ellerini masaya dayayıp başını öne eğdi; hızlı hızlı nefes alıyordu. Sırtındaki o kusursuz kesim ceket, gerilen kasları yüzünden patlayacakmış gibi duruyordu. "Bilmiyorsun..." diye fısıldadı Aras, bu kez sesi bağırmasından daha ürkütücüydü. "Evine giren, yastığına not bırakan, çantanıza kolyeler sokan birini bilmiyorsun. Ve bugün, o boynundaki siyah kurdeleyle karşıma geçip bana meydan okuyorsun." ​Aras aniden doğruldu ve Gece’ye doğru bir adım attı. Gece, bir refleksle geri çekildi ama gidecek yeri yoktu. "O kurdele..." dedi Aras, elini Gece’nin boğazına, kurdelenin tam üzerine yerleştirdi. Bu kez dokunuşu ihale öncesindeki gibi "hayranlık" içermiyordu; bu kez parmakları birer kelepçe gibi sıkıydı. "Bu kurdeleyi takmanı o mu istedi? Onun için mi giyindin bugün bu şekilde?" ​"Hayır... Hayır, sadece..." Gece’nin gözlerinden bir damla yaş süzüldü ve Aras’ın elinin üzerine düştü. O sıcak damla, Aras’ın öfkesinde bir anlık duraksama yarattı ama bu merhamet değildi. Sadece daha derin bir tiksinmeydi. ​Aras, kurdeleyi tek bir sert hamleyle Gece’nin boynundan çekip kopardı. İpek kumaşın yırtılma sesi odada yankılanırken Gece, boğazının yandığını hissetti. Aras, kurdeleyi buruşturup yere fırlattı. "Bir daha," dedi Aras, yüzünü Gece’nin yüzüne yaklaştırarak. "Benim iznim dışında, benim bilmediğim tek bir iğne bile takmayacaksın üzerine. O kurdeleyi de, o sahte cesaretini de şimdi burada bırakıyorsun." ​Gece, o an en başa döndüğünü hissetti. İhaledeki başarısı, o masaya vuruşu, rakipleri susturuşu... Hepsi birer hayal gibi silinip gitmişti. Şimdi yine otoyolda utancından ağlayan, Aras’ın her kelimesiyle küçülen o asistan kızdı. "Özür dilerim," dedi hıçkırarak. "Gerçekten... Sadece güçlü durmak istemiştim." ​"Güçlü durmak senin işin değil Aksoy," dedi Aras, masasına dönüp bir başka viski kadehi doldururken. Elleri hala öfkeden titriyordu. "Senin işin, benim çizdiğim sınırların içinde kalmak. Bugün o adamın mesajı, senin güvenliğinin bittiğinin kanıtıdır. Ve benim güvenliğimi sağlayamadığım hiçbir şey, benim kontrolümde değildir." ​Aras, viskisinden büyük bir yudum aldı ve camdan dışarı, kararmaya başlayan İstanbul’a baktı. "Şimdi odadan çık. Eşyalarını topla. Şoför seni eve bırakmayacak. Ben bırakacağım. Ve o eve girdiğinde, kapıyı arkandan kilitlediğinde, dışarıdaki tek bir yaprak kımıldasa bile bana haber vereceksin. Anladın mı?" ​Gece, hiçbir şey diyemeden odadan çıktı. Ofisteki diğer asistanların meraklı bakışları altında masasına gitti. Boynu şimdi çıplaktı ve o çıplaklık ona kendini çırılçıplakmış gibi hissettiriyordu. Aras’ın koparıp attığı sadece bir kumaş parçası değildi; Gece’nin yeni doğan özgürlük arzusuydu. ​Eşyalarını toplarken, ellerinin titremesini durduramıyordu. Aras, ceketini alıp odasından çıktığında Gece’ye bakmadı bile. Sadece "Yürü," dedi asabi bir tonla. Asansördeki o sessiz iniş, Gece için bir infaz mangasının önünde yürümek gibiydi. Aras’ın etrafındaki o asabi aura, sanki asansörün içindeki oksijeni tüketiyordu. ​Arabanın arka koltuğunda otururken Aras sürekli birileriyle konuşuyor, güvenlik protokollerinin artırılmasını, holdingdeki kamera kayıtlarının son bir ayının saniye saniye taranmasını emrediyordu. Gece, camdan dışarı bakarken yansımasında kendi solgun yüzünü gördü. Aras ona karşı tekrar o diktatör ve sert duvarlarını örmüştü. Hayranlık duyduğu o karizmatik adam gitmiş, yerine kontrolü sarsıldığı için her şeyi yakıp yıkmaya hazır bir tiran gelmişti. ​Evinin önüne geldiklerinde Aras arabadan inmedi. Sadece camı indirdi ve soğuk havanın içeri dolmasına izin verdi. "İçeri gir," dedi, sesi hala gergindi. "Işıkları açma. Pencereye yaklaşma. Yarın sabah sekizde kapıda olacağım. Eğer bir saniye bile gecikirsen, o kapıyı kırar içeri girerim. Ve Gece..." Aras, dikiz aynasından Gece’nin gözlerinin içine baktı. "O kolyeyi tak. Yarın o boynunda sadece benim verdiğim şeyi görmek istiyorum." ​Gece, apartmana girdiğinde merdivenleri koşarak çıktı. Dairesine girdi, ışıkları açmadı. Karanlığın içinde sırtını kapıya yaslayıp yere çöktü. Aras onu tekrar en başa, o korku dolu sessizliğe hapsetmişti. Çantasından Aras’ın verdiği o "G" harfli kolyeyi çıkardı. Kolyeyi takarken elleri hala titriyordu. ​Tam o sırada, karanlık mutfaktan bir tıkırtı geldi. Gece nefesini tuttu. Gözleri karanlığa alışmaya çalışırken, mutfak tezgahının üzerinde duran o şeyi fark etti. ​Kendi fotoğrafıydı... Ama bu kez fotoğrafın üzerinde bir not yoktu. Fotoğraf, Gece'nin az önce Aras'ın arabasından inerkenki haliydi. Arka planında ise Aras'ın giden arabasının farları görünüyordu. ​Gece, kolyeyi boynuna takarken Aras'ın o asabi sesiyle, bu gizli takipçinin sessiz varlığı arasında sıkışıp kaldığını anladı. Savaş artık kızışıyordu. Aras onu korumak için daha da sertleşecek, bu gizli el ise o sertliğin yarattığı boşluklardan sızmaya devam edecekti. ​Gece, yatağına uzandığında Aras'ın "Hata yaparsan seni mahvederim" sözüyle, fotoğrafın arkasındaki "Başlıyoruz" yazısı arasında bir seçim yapması gerektiğini biliyordu. Ama o an tek yapabildiği, battaniyeye sarılıp Aras’ın o diktatör gölgesine bir kez daha sığınmayı dilemekti. Çünkü başlangıçtaki o toy Gece için, bildiği tek sığınak, kendisini ezip geçen o adamın otoritesiydi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD