Londra - 5 Yıl Sonra
Gece Aksoy için zaman, o yağmurlu İstanbul gecesinde sığınaktan çıktığında durmamış, aksine çok daha hızlı akmaya başlamıştı. Aras’ın ona teklif ettiği serveti, holdingdeki hisseleri ve o gümüş anahtarı arkasında bırakırken sadece tek bir şey almıştı yanına: Kendi özgürlüğü.
Gece, Londra’nın en prestijli halkla ilişkiler ve kriz yönetimi firmalarından birinde, "Gölge Yönetici" olarak anılıyordu. Artık asistan değil, imkansız denilen krizleri çözen, dev şirketlerin kaderini iki dudağının arasından çıkan stratejilerle belirleyen bir kadındı. Beş yıl boyunca her gün, Aras’ın ona öğrettiği o "avcı" mantığını, Aras’a karşı bir gün kullanabileceği bir kalkana dönüştürmüştü.
Sabahın erken saatlerinde, Hyde Park manzaralı dairesinde yoga matının üzerindeydi. Telefonuna düşen bildirim, bugünün sıradan bir gün olmayacağının habercisiydi.
Mesaj: "Uluslararası Enerji Zirvesi ve Gala Gecesi. Yer: İstanbul, Çırağan Sarayı. Katılımcı Listesi Güncellendi: Karadağ Holding CEO’su Aras Karadağ katılımını onayladı."
Gece, derin bir nefes alıp verdi. Kalbi eskisi gibi küt küt atmıyordu. Sadece soğuk bir kararlılık vardı içinde. Beş yıl... Dile kolay, tam bin sekiz yüz yirmi beş gün boyunca bu ismin gölgesinden kaçmış, ama o ismin öğrettiği sertlikle hayatta kalmıştı.
İstanbul – İki Gün Sonra
Çırağan Sarayı’nın o ihtişamlı kapısından içeri giren kadın, beş yıl önce korkuyla etrafına bakan o genç kızdan fersah fersah uzaktı. Gece, zümrüt yeşili, vücuduna bir zırh gibi oturan, ağır kumaşlı bir elbise seçmişti. Saçları omuzlarına asil bir dalgayla dökülüyor, bakışları ise bir cerrahın neşteri kadar keskin duruyordu.
Yanındaki asistanı Emir fısıldadı: "Gece Hanım, Türkiye’nin en büyük enerji devleri burada. Herkes sizin bu akşamki konuşmanızı bekliyor. Karadağ Holding’in danışmanlık teklifini hala reddetmeye devam mı ediyoruz?"
Gece, elindeki şampanya kadehini zarifçe kavradı. "Biz kimsenin ayağına gitmiyoruz Emir. Onlar bizim kurallarımızı kabul edene kadar, Karadağ Holding sadece bir 'dosya' olarak kalacak."
Gece, ana salona doğru ilerledi. Salonda bir uğultu vardı; güç, para ve siyasetin harmanlandığı o ağır koku... Adımlarını her attığında, topuk sesleri mermer zeminde yankılanıyordu. Tam o sırada, kalabalığın diğer ucunda, o meşhur "Karadağ Aurası" belirdi.
Aras Karadağ.
Aras, aradan geçen yıllarda daha da sertleşmişti. Saçlarının şakaklarına düşen hafif kırlar, ona bir devlet adamı ciddiyeti katsa da, o tanıdık, tehlikeli gülümsemesi hala yerindeydi. Bir grup iş adamıyla konuşurken birden duraksadı. Sanki havada bir değişim, bir elektriklenme hissetmiş gibi başını yavaşça çevirdi.
Ve o an... Beş yılın tüm yükü, bir saniyelik bir göz temasında birleşti.
Aras’ın elindeki kadeh, parmaklarının arasında hafifçe titredi. Gözleri şaşkınlık, inkar ve saniyeler içinde yerine oturan o derin, karanlık tutkuyla parladı. Gece ise bakışlarını kaçırmadı. Ne bir selam verdi, ne de gülümsedi. Sadece baktı. "Buradayım," der gibiydi o bakış. "Ve artık senin esirin değil, en büyük rakibinim."
Aras, yanındakilerin ne dediğini duymayı bıraktı. Tüm dünya sessize alınmış, sadece o yeşil elbiseli kadın kalmıştı merkezde. Gece, yavaşça başını çevirip başka bir iş ortağına gülümsediğinde, Aras’ın içindeki o eski, kontrolcü canavar kükreyerek uyandı. Ama bu kez karşısında parmak sallayacağı bir stajyer değil, diz çöktüreceği bir kraliçe vardı.
Gece, salonun ortasına doğru yürürken Aras’ın arkasından gelen o yoğun bakışın yakıcılığını sırtında hissediyordu. Ama bu kez arkasına dönüp silah çekmesine gerek yoktu. Çünkü artık Aras’ın en çok korktuğu şeye sahipti: Mutlak bir özgürlüğe ve ondan daha büyük bir güce.