Gece, kürsüye çıktığında önce derin bir sessizlik oldu. Işıklar onun zümrüt yeşili elbisesinde toplandı. O, beş yıl önce bir odada Aras’ın gölgesinde saklanan stajyer değil; şimdi koca bir salon dolusu güce yön veren kadındı. Bakışlarını ağır ağır salonda gezdirdi ve en son Aras’ın gözlerine sabitledi.
"İyi akşamlar," dedi Gece. Sesi, mikrofonun yankısıyla salonun en ücra köşesine kadar ulaştı. "Güç, bu salondaki herkesin ortak dilidir. Ama çoğunuz gücü, sahip olduğunuz hisseler veya kontrol ettiğiniz insanlar sanıyorsunuz. Ben buraya size başka bir gücü anlatmaya geldim: Vazgeçmenin gücünü."
Salonda bir uğultu yükseldi. Aras, gözlerini bir an bile ayırmadan onu izliyordu.
"Beş yıl önce, bu şehirden ayrılırken elimde hiçbir şey yoktu. Bir kimliğim, bir makamım, hatta bir ismim bile yoktu; sadece birinin 'asistanı' veya 'mülkü' olarak görülüyordum." Gece, bunu söylerken Aras’ın gözlerinin içine öyle bir baktı ki, Aras o anın beş yıl önceki o sığınak gecesi kadar keskin olduğunu hissetti.
"Beni yok sayanlara, beni kendi hikayelerinde bir figüran sananlara bir cevap borcum vardı. Bugün Nova Danışmanlık olarak buradayız çünkü biz, krizleri sadece yönetmiyoruz; biz o krizlerin içindeki sahte kahramanları maskelerinden arındırıyoruz. Karadağ Holding gibi devlerin, sadece rakamlarla değil, etik boşluklarla nasıl sarsılabileceğini raporladığımızda, gücün aslında ne kadar kırılgan olduğunu gördük."
Gece’nin her kelimesi Aras’ın kalbine bir ok gibi saplanıyordu. Aras, ilk kez birinin ona bu kadar açık, bu kadar halka açık bir şekilde meydan okuduğunu görüyordu.
"Benim için tehlikeli temas, birinin elini tutmak değildir," diye bitirdi Gece. "Gerçek tehlikeli temas, birinin zihnine sızmak ve oradaki tüm kaleleri içeriden fethetmektir. Karadağ Holding ve benzerleri için yeni bir devir başlıyor. Ve bu devirde kuralları, oyunu başlatanlar değil; oyundan sağ çıkanlar koyacak."
Gece kürsüden inerken salon alkıştan yıkılıyordu. Ama Aras’ın kulaklarında sadece tek bir ses çınlıyordu: "Vazgeçmenin gücü."
Aras’ın İç Hesaplaşması: Karanlıktaki Çatırtı
Aras, alkış seslerinin arasında yerinden kalkmadı. Bakışları kürsüden inen Gece’nin silüetine çakılı kalmıştı. İçinde devasa bir fırtına kopuyordu; beş yıldır bastırdığı, kontrol altına aldığını sandığı o vahşi canavar şimdi kafesini parçalıyordu.
"Nasıl?" diye düşündü Aras. "Nasıl bu kadar değişebilir? O ürkek bakışlar nereye gitti? O titreyen eller nasıl bu kadar soğukkanlı bir şekilde benim imparatorluğuma dil uzatabiliyor?"
Kendi kendine bir itirafta bulundu o an; korkuyordu. Ama bu ölüm korkusu değildi. Bu, Gece’ye olan saplantısının artık bir "sahip olma" isteğinden çıkıp, bir "teslim olma" ihtiyacına dönüşme korkusuydu. Beş yıl boyunca onu izletmişti. Her adımını, her başarısını biliyordu. Onu gizli bir el gibi koruduğunu sanıyordu ama şimdi anlıyordu ki; Gece o eli çoktan kesip atmıştı.
"Onu ben yarattım," dedi içinden bir ses. "Onu o gece ben özgür bıraktım."
Diğer ses ise daha acımasızdı: "Hayır Aras. Sen onu sadece bir kafese koydun. O ise kafesi senin kafana fırlatarak dışarı çıktı. Şimdi o bir avcı, sen ise onun tek hedefisin."
Aras’ın yumrukları beyazlaşmıştı. Gece’nin kürsüde ona bakışı... O bakışta ne nefret vardı ne de aşk. Sadece buz gibi bir profesyonellik ve derin bir hesap sorma arzusu. Aras, hayatı boyunca her şeyi parasıyla veya gücüyle satın almıştı. Ama Gece’nin o kürsüdeki onurlu duruşunu hiçbir borsa endeksi satın alamazdı.
"Bana savaş açtın Gece," diye mırıldandı Aras, kendi kendine. "Ve işin kötüsü, bu savaşı kaybetmeyi ilk kez bu kadar çok istiyorum. Çünkü ancak sen beni yıkarsan, gerçekten senin olabilirim."
Hızla ayağa kalktı. Murat’ın yanına gelmesine izin vermeden salonun çıkışına, Gece’nin peşine doğru yöneldi. Artık sabrı kalmamıştı. Beş yılın hesabını bu gece, bu sarayın karanlık koridorlarından birinde sormalıydı.