Gece, Çırağan’daki galanın ardından Beşiktaş’taki lüks bir otelin penthouse katına çekilmişti. Üzerindeki o ağır zümrüt yeşili elbiseyi çıkarmış, yerine ipek, antrasit rengi bir sabahlık giymişti. Saçlarını serbest bırakmış, makyajını silmişti; ama gözlerindeki o keskin bakış hala oradaydı. Elinde bir kadeh kırmızı şarapla balkonun camına yaslanmış, İstanbul’un ışıklarını izliyordu. Kapısının çalınmasıyla düşünceleri dağıldı. Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Oda servisi beklemiyordu. Kapıya yaklaşıp ekrandan baktığında, şaşırmadı ama kalbinin ritminin değişmesine engel de olamadı. Aras Karadağ, ceketini koluna atmış, gömleğinin ilk iki düğmesini açmış bir halde kapının önünde duruyordu. Yüzünde ne bir öfke ne de bir zorbalık vardı; sadece kararlı bir sükunet. Gece kapıyı açtı. A

