Gece, Çırağan’daki galanın ardından Beşiktaş’taki lüks bir otelin penthouse katına çekilmişti. Üzerindeki o ağır zümrüt yeşili elbiseyi çıkarmış, yerine ipek, antrasit rengi bir sabahlık giymişti. Saçlarını serbest bırakmış, makyajını silmişti; ama gözlerindeki o keskin bakış hala oradaydı. Elinde bir kadeh kırmızı şarapla balkonun camına yaslanmış, İstanbul’un ışıklarını izliyordu.
Kapısının çalınmasıyla düşünceleri dağıldı. Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Oda servisi beklemiyordu. Kapıya yaklaşıp ekrandan baktığında, şaşırmadı ama kalbinin ritminin değişmesine engel de olamadı.
Aras Karadağ, ceketini koluna atmış, gömleğinin ilk iki düğmesini açmış bir halde kapının önünde duruyordu. Yüzünde ne bir öfke ne de bir zorbalık vardı; sadece kararlı bir sükunet.
Gece kapıyı açtı. Aralarında sadece birkaç santim vardı.
"Resepsiyona 'Eski bir dostum geldi' demeli miyim, yoksa 'Davetsiz bir misafir kapımda' diye güvenlik mi çağırmalıyım Aras?" dedi Gece, kapı eşiğinden çekilmeden.
Aras hafifçe gülümsedi. "Resepsiyon zaten kim olduğumu biliyor Gece. Ve buraya seninle kavga etmeye değil, sadece... yarım kalan o cümleyi tamamlamaya geldim. İçeri girmeme izin verecek kadar medeni misin?"
Gece, Aras’ın bu sakin ama baskın tavrına karşı bir an duraksadı, ardından kapıyı sonuna kadar açarak içeri girmesine izin verdi. Aras içeri girdiğinde, oda aniden onun o bildik, odayı dolduran ağır enerjisiyle kaplandı. Aras, odayı sanki kendi ofisiymiş gibi bir süzdü, ardından cam kenarındaki koltuklardan birine oturdu.
"Londra seni değiştirmiş," dedi Aras, sesi kısıktı. "Sadece iş yapış şeklini değil, bakışlarını da... Eskiden gözlerinde bir korku, bir sığınma isteği olurdu. Şimdi ise sadece bir hesap makinesi görüyorum. Kar marjları ve intikam planları arasında gidip gelen bir zihin."
Gece, karşısındaki koltuğa, bacak bacak üstüne atarak oturdu. Şarap kadehini dudaklarına götürürken bakışlarını Aras’ın üzerinden çekmedi. "Korku, cahillikten doğar Aras. Seni tanımıyorken senden korkuyordum. Seni çözdüğüm an, korku yerini bir stratejiye bıraktı. Sen benim için artık bir 'canavar' değilsin; sen benim için sadece yönetilmesi gereken büyük bir risk faktörüsün."
Aras, koltuğunda öne doğru eğildi. Aralarındaki o görünmez gerilim teli gerildikçe geriliyordu. "Risk faktörü mü? 5 yıl boyunca her gece uykunu bölen, her başarında 'acaba o da görüyor mu' diye düşündüğün adamı bu kadar basite mi indirgedin?"
"Gördüğünü biliyordum," dedi Gece, sesi buz gibiydi. "Hatta görmen için yaptım çoğunu. Karadağ Holding’in en büyük rakiplerine danışmanlık verirken, attığım her imzada kalemimin senin elini titrettiğini hissetmek harika bir motivasyon kaynağıydı."
Aras bir an sessiz kaldı. Cebinden o gümüş anahtarlığı çıkardı ve sehpanın üzerine, Gece’nin görebileceği şekilde bıraktı. O meşhur anahtar...
"Bu anahtarı sana bir hapis hayatı için vermemiştim," dedi Aras dürüstçe. "Sana, benim dünyamın kapılarını açman için vermiştim. Ama sen kapıyı kırıp çıkmayı seçtin. Şimdi geri döndün ve ilk işin benim temellerimi sarsmak oldu. Söyle bana Gece, bu bir iş stratejisi mi yoksa 5 yılın acısı mı?"
Gece, anahtara bakmadı bile. "Bu bir 'adilleşme' süreci Aras. Sen bana bir dünya sundun ama o dünyanın içinde benim sesim yoktu. Ben kendi sesimi buldum ve şimdi o sesle senin sessizliğini bozmaya geldim. Yarın sabah Karadağ Holding’in son beş yıldaki yasadışı fon transferlerini içeren raporu kurulun önüne koyacağım. Bu bir restleşme değil, bu bir sonun başlangıcı."
Aras ayağa kalktı. Yavaş adımlarla Gece’nin oturduğu koltuğun arkasına geçti. Eğilip, Gece’nin kulağına doğru fısıldadı. Dokunmuyordu ama sıcaklığı Gece’nin tüm tenini yakıyordu.
"O raporu koyabilirsin. Hatta beni mahkemelerde bile süründürebilirsin. Ama unutma Gece... Ben batarsam, senin o çok sevdiğin 'temiz' geçmişini de yanımda götürürüm. Selim’in o gece nasıl öldüğünü, silahın üzerindeki parmak izlerini... Kimin kimi koruduğunu dünya öğrenirse, Nova Danışmanlık bir günde toz olur."
Gece, başını hafifçe yana eğip Aras’ın gözlerine baktı. Korkmuyordu. "Benim elimde o geceye dair sadece bir silah yok Aras. Benim elimde, senin o geceyi örtbas etmek için verdiğin rüşvetlerin, susturduğun tanıkların listesi var. Eğer beni yakarsan, küllerimiz aynı mezara dökülür. Ve inan bana, ben o küllerden bir kez doğdum, bir kez daha doğarım. Ama sen... Sen bu yaştan sonra küllerinle yaşayamazsın."
Aras, Gece’nin bu sarsılmaz duruşu karşısında ilk kez gerçekten yenildiğini hissetti. Ama bu yenilgi, ona garip bir haz veriyordu. Elini çok hafifçe Gece’nin omzuna koydu. Gece irkilmedi.
"Medeni bir restleşme demiştik, değil mi?" dedi Aras, sesi derinden geliyordu. "Pekala Gece Aksoy. Kartlar dağıtıldı. Sen raporunu koy, ben de savunmamı hazırlayayım. Ama şunu bil... Bu gece bu odadan çıkarken, seni hala o sığınaktaki kız olarak değil, hayatımın tek galibi olarak görüyorum."
Aras, ceketini alıp kapıya yöneldi. Kapıyı açmadan önce son kez döndü.
"Bu arada, şarabın kalitesi düşük. Yarın odana daha iyisini göndereceğim. Çünkü benim rakibim, en iyisini hak eder."
Aras kapıyı kapatıp gittiğinde, Gece elindeki kadehin titrediğini fark etti. Aras gitmişti ama odadaki kokusu ve bıraktığı o gümüş anahtar, savaşın yeni başladığının en somut kanıtıydı.