Deponun içindeki toz zerrecikleri, tavandaki kırık pencerelerden sızan soluk ay ışığında ağır ağır dans ediyordu. Hikmet Karadağ’ın tekerlekli sandalyesinden yayılan o hastane kokusu, içerideki mermi seslerinden daha ağır bir baskı yaratıyordu. Aras hala dizlerinin üzerindeydi; on yıldır her ölüm yıldönümünde mezarı başında ağladığı babasının aslında bir hayalet gibi her nefesini izlediğini öğrenmek, onun dünyasını başına yıkmıştı. “Diz çökme Aras,” dedi Hikmet, sesi paslı bir metalin birbirine sürtünmesi gibi hırıltılıydı. “Bir Karadağ, celladının karşısında bile olsa başını dik tutar. Hele ki o cellat babasıysa.” Aras, zorlukla ayağa kalktı. Bakışları babasının yüzündeki o yanık izlerinde takılı kaldı. “On yıl…” dedi Aras, sesi bir fısıltıdan farksızdı. “On yıl boyunca o mermer meza

