Ateş evinin önüne geldiğinde arabasının kornasına uzun uzun bastı. Evin balkonundan bakan kardeşini gördüğünde beyaz dişlerini göstererek gülümsedi ve elini kaldırıp salladı. Dilber'i neredeyse tanıyamayacaktı. En son gördüğünden bu yana büyümüş, gayet alımlı bir genç kız olmuştu.
"Abim gelmiştir! Babaaa tez gel!"
Ulusal köyün ağzını bile özlemişti. Vurguları bile başkaydı. Dilber'i ise daha çok özlemişti. Lakin kız kardeşine yüz vermeye gelmiyordu. Hala öyle miydi acaba?
Diğer kardeşi Tahir ise muhtemelen iş güç derdindedir. Kim bilir ne zaman dönecek.
"Vayyy kırmızı araba tam bana göredir." Abisinin ona el salladığını fark edip "Ateş abii!" diyerek seslendi.
Dilber balkonun duvarından sarkıp arabaya daha yakından bakmaya çalıştı. Ancak kızının sesine gelen Meso ağa durumu yanlış anlayıp korkuyla bağırdı.
"Vay lelesine Dilber kendini aşağı atar!"
Meso ağa kızının düşeceğini sanıp koşarak balkona çıktı. "Dilber dur hele daha berdel olacaksın!"
"Neeeeyyy!"
Meso Ağa 'ney' deyip dengesini kaybederek balkondan düşen kızının intihar ettiğini sanmıştı. "Dilber’imm!" diye bağırdı arkasından ama aldığı tek cevap 'küt' olmuştu.
Ateş arabanın üstüne düşen ve arabasına aşkla sarılan kardeşine mi kızsın yoksa çöken kaputa mı yansın karar veremedi.
"Dilber, kalk kız arabanın üstünden."
"Abi ben ölüyom."
"Arabam senden önce öldü." dedi Ateş ve arabasındaki hasar tespitini anlamak için Dilber'in kalkmasını bekledi. "Dilber bırak artık nazlanmayı, altı üstü iki karışlık yerden düştün."
"Abi görmedin, balkondan düşmüşümdür."
"Dilber balkon dediğin oturduğun boyum kadar yükseklikte!"
Dilber suratını ekşiterek arabanın üstünde kıpırdandı. Yerini sevmişti aslında, hele kırmızı bir araba tam hayalindeki gibiydi ve az önce tam olarak hayalindeki arabaya sarılmıştı.
"Kızım, ölmüş mü?" diye sordu Meso ağa. Karşısına bakmaya cesaret edemen gözleri kapalı nefes nefese ve cevap beklemeden ağıt yakmaya başlamıştı. "Loy looyyy... Getti loy loyyy... Aheyy aheyy:.."
Ateş eliyle yüzünü sıvazlayıp göğe baktı. 'Sabır' dedi içinden ve babasına döndü. "Başımız sağ olsun baba kafalar öldü."
Ateş kunduralarını toprağa vura vura yürüdü ve babasına sarıldı. Yıllarca Almanya'da amcasının yanında kalmıştı. Ailesine döndüğü gün ise kardeşi balkondan uçmuş, babası kız öldü sanmış ve ağıt yakmıştı.
"Dilber de kafa yokdur, ölmemişdir." Meso ağa tespitin anasını ağlatırken Ateş'i de ağlatmak üzere olduğunu bilmiyordu.
"Dilber kalk artık şu arabanın üstünden yoksa seni damdan atarım." Ateş sinirlenmişti ve Dilber'i açıkça tehdit ediyordu.
"Sen beni sevmiyon, damdan mı atacan gerçekten?"
"Oğğğ çok şükür kız ölmemiş, Berdel yapılacaktır."
Bunu dediği anda ona şaşkınlıkla baktı Ateş. Babası yine ne saçmalıyordu?
Meso ağa ağzından kaçırdığı şeyle dilini ısırdı. Daha Ateş eve adımını atıp sıcak bir çay içemeden berdel konusunu ağzından kaçırmıştı. Oğlu ile ilk günden tartışmak istemese de artık yapacak bir şey yoktu. Mecburen söyleyecekti verilen kararı.
"Ne berdeli baba?" dedi Ateş ve kaşlarını hızla çatıp elini alnına koydu. Saçlarını çekiştirip 'sabır' diledi.
Meso ağa şapkasını çıkarıp kel başını avuç içiyle sıvazladı ve eli terden ıslanınca şalvarıyla kuruttu. Ecel terleri döktüğü o anlarda iki evladının ona düşman gibi bakması işleri hiç kolaylaştırmıyordu,
"Töre... Berdel..." Meso ağa iki kelimeyi bir türlü bir araya getirip bir cümle kuramamıştı.
"Ne diyorsun baba? Ne töresi, ne berdeli?"
"Ateş bizim teyyy sittin senedir bir kan davamız vardır bilirsen. Töreye göre yirmi yılda bir berdel olması lazım gelir. Hazel kızla sen Berdel olmuşsun."
Başından aşağı sanki kaynar su dökülmüştü. Kayaoğlu ile yıllar önce yapılan Berdel anlaşmasından haberdardı ancak bu devirde bu geleneğin devam etmesini beklemiyordu.
Ateş "Berdel mi?" diye sordu. "Üstelik o kıçı boklu Hazel ile öyle mi?"
"Öyledir."
"O kızla hayatta evlenmem."
"Gül gibi kızdır. Ne diye beğenmezsin de hele?"
"Ben onun çocukluğunu bilirim baba, boklu dereden çıkmazdı. Köyün delisi bile ondan korkardı. Yok baba yok! Bu iş olmaz!"
"Dersin ki kan dökülsün he mi? Dersin ki Pir dedelerin aşireti peşen düşsün. Seni tavşan gibi avlasınlar he mi?"
"O Töre artık eskide kaldı. Yıllar önce berdel yapıldı. İki aşiret arasında düşmanlık kalmadı."
"Sen o zamanlari osuruğ bilem değildin... İlk kan töküldüğünde dedem Şemo Ağa, rakip aşiretle Ulusal anlaşma yapmıştır ve köyün ihtiyar heyeti şahit tutulmuştur. Kim ki anlaşmaya uymazdırsa bu köyden sağ çıkmayıp öldürülecektir. Şimdi sen dersin babanı vursunlar, aşiret dağılsın he mi?"
"Almanya'da bekleyenim var baba. Ona bir söz verdim. Helga’ya ne olacak?"
"Helga dursun orda, berdeli yaptıktan sonra istersen Alamanya'ya gidebilirsen. Hiç mi hiç beni alakadar etmezdir."
"Ya Hazel ne olacak baba?"
"Koskoca konakta yatacak yer mi yoktur? Verirek bir oda, nolacak sanki! Sevaptır."
"Benimle gelmek isterse ne yapacağım?"
"Kadın kısmısı evde oturar, kocasının dönmesini bekler. Sen hiç tasalanma evladım."
Ateş koyu kahve saçlarının arasına ellerini daldırdı ve etrafında bir tur döndü. Karizmatik dönüşünün ardından mahzun sesiyle "Peki baba nöyle olsun.” Dedi.
"Nöyle nedir ki?"
"Öyle olsun demek istedim baba."
Meso ağa sevinçle oğluna sarıldığında Ateş bu zorunlu evlilikten nefret etmişti. Eğer babası arada olmasaydı böyle bir saçmalığı asla kabul etmezdi. Ancak babasının fikri aklına hiç yatmamıştı. Bu evlilikten tamamen kurtulmayı kafasına koymuştu.
Üstelik çocukluktan hatırladığı Hazel dik kafalıydı. Öyle kolay bir evlilik olacağını sanmıyordu. Ne yapıp edip Hazel’i başından def etmeliydi.