Buz Gibi Bir Gece, Ateş Gibi Bir Dokunuş
Pazartesi sabahı geldiğinde , Nazlı hala içindeki heyecanı bastırmaya çalışıyordu . Bursaya kiminle gideceğini bilmiyordu ama içinde tuhaf bir his vardı . Belki de gerçekten Mehmet çıkacaktı karşısına . Hazırlanıp dışarıya çıktığında , lüks siyah SUV’un kapısının önünde durduğunu gördü . Şoför kapıyı açınca , arka koltukta oturan adamı fark etti . Mehmet …
Nazlı’nın nefesi bir an durdu. Mehmet onu izliyordu . Yüzünde hafif bir tebessüm vardı ama gözlerindeki derinlik , her zamanki gibi sırlarla doluydu .
“ Sabahın bu kadar erken saatinde bile etkileyicisin ,” dedi Mehmet , ciddiyetinin arasına hafif bir alaycılık katarak .
Nazlı, kendini toparlayıp araca bindi . “Bu bir tesadüf mü ?” diye sordu , kaşlarını hafifçe çatarak .
Mehmet, direksiyonun önüne yaslanıp hafifçe başını eğdi . “Buna kader demeyi tercih ederim .”
Araç yola koyulduğunda , içeriye tatlı bir sessizlik çöktü . Mehmet , bir süre boyunca hiçbir şey söylemeden yolu izledi . Ancak kar fırtınası aniden bastırınca , Nazlı huzursuzlanmaya başladı . Camdan dışarı baktığında , yolların hızla karla kaplandığını fark etti .
Şoför biraz sonra başını çevirip , “Beyefendi , hava şartları kötüleşti . Yola devam etmek riskli olabilir ,” dedi .
Mehmet , yolun ilerisine göz gezdirip başını salladı . “Burada bekleyemeyiz . Bir çözüm bulmalıyız .”
Nazlı’nın içi ürperdi . Araç bir süre daha ilerledikten sonra şoför ,
“Burada bir dağ evi var . Yolun biraz ilerisinde ,” dedi.
Mehmet hiç tereddüt etmeden kararını verdi . “Oraya gidelim.”
Kar Fırtınasında Mahsur
Yol daralmış , araç ilerlemekte zorlanıyordu . Bir noktada artık devam edemeyeceklerini fark ettiklerinde , Mehmet hızla Nazlı’nın kapısını açtı . “Hadi, yürümek zorundayız ,” dedi .
Nazlı , dışarıya çıktığı an soğuk iliklerine işledi . Kar hızla savruluyordu ve rüzgar adeta bıçak gibi kesiyordu . Mehmet , onun titrediğini fark edip yaklaştı . “ Sıkı tutun bana ,” diye uyardı .
Nazlı , kendini Mehmet’e yakınlaştırsa da soğuk vücudunu sarmıştı bile . Birkaç dakika boyunca karlara bata çıka yürüdüler . Nihayet uzakta , ağaçların arasında bir ışık belirdi .
“İşte orası , ” dedi Mehmet ve adımlarını hızlandırdı .
Nazlı’nın nefesi buhar olmuş , yüzü kıpkırmızı kesilmişti . Ellerini neredeyse hissetmiyordu . Mehmet , kapıyı açıp onu içeri çektiğinde , Nazlı yorgunlukla sendeledi .
İçeri girdiklerinde , ahşap duvarlar ve büyük bir şömineyle çevrili sıcak bir alan onları karşıladı . Ama içerisi hala soğuktu , çünkü uzun zamandır kullanılmamıştı .
Mehmet hızla şömineye yönelip odunları yerleştirdi . Ellerini ovuşturup ateşi yaktı . Alevler titreyerek yükseldi ama Nazlı hala titriyordu .
Isınmanın Tek Yolu
Mehmet, Nazlı’nın yanına yaklaşıp onu dikkatlice süzdü . “Ellerin buz gibi , ” dedi , sesinde hem endişe hem de kontrolsüz bir arzu vardı .
Nazlı, dişlerini sıkarak başını salladı . “Bütün vücudum donmuş gibi .”
Mehmet bir saniye bile düşünmeden ceketini çıkardı . “Üzerindeki her şey soğuk , ıslak . Eğer çıkartmazsan daha kötü olursun .”
Nazlı, hafifçe geri çekildi . “Ben ... Ben kendim hallederim .”
Mehmet hafifçe gülümsedi . “Nazlı , neyin peşinde olduğunu biliyorum . Ama bu bir oyun değil . Ya bana izin verirsin ya da gerçekten hasta olursun .”
Nazlı, titreyen parmaklarıyla hırkasını çıkardı . Mehmet , onun ürperdiğini görünce iç çeker gibi bir ses çıkardı . “Tamam , artık benim sıram .”
Nazlı tam ne demek istediğini anlayamadan , Mehmet ona doğru bir adım attı . Büyük elleri onun buz kesmiş parmaklarını sardı . Nazlı’nın içinden sıcak bir ürperti geçti . Mehmet’in dokunuşu hem güçlü hem de inanılmaz derecede nazikti .
“Ellerin küçük ama buz gibi , ” diye mırıldandı Mehmet , parmaklarını avuçlarının arasına alarak hafifçe ovuşturdu .
Nazlı , onun sıcaklığını hissedince içinden bir ürperti geçti . Mehmet’in bakışları derinleşmişti . Ellerini ısıtırken başparmakları Nazlı’nın bileklerinde hafifçe gezindi .
Nazlı , bu anın etkisinden kurtulmaya çalışarak hafifçe kıkırdadı . “Bunu bilinçli yapıyorsun , değil mi ? ”
Mehmet, hafifçe başını yana eğdi .
“Neyi?”
Nazlı , dudaklarını ısırarak bakışlarını ondan kaçırdı .
“Beni böyle hissettirmeyi.”
Mehmet , hafifçe gülümseyerek ona daha da yaklaştı .
“ Bunu sadece hissettiren ben değilim. Sen de istiyorsun , Nazlı .”
Nazlı bir adım geri çekildi ama duvara çarptı . Mehmet , onu dikkatlice süzdü . Gözleri karanlık bir ateşle yanıyordu .
“Benden kaçmaya çalışma , ” diye fısıldadı Mehmet , ellerini duvara koyarak Nazlı’yı sıkıştırdı .
Nazlı, onun sıcak nefesini boynunda hissedince içindeki direnç sarsıldı . Mehmet , başını biraz daha eğip onun kulak hizasına fısıldadı . “Kaçtıkça daha çok yakalanırsın , farkında mısın ?”
Nazlı, kalbinin deli gibi attığını hissetti . Mehmet’in dudakları , hafifçe boynuna dokunduğunda nefesi kesildi .
Küçük bir iniltiyle başını hafifçe yana çevirdi ama Mehmet anında harekete geçti . Ellerini onun beline koyup kendine çekti . Nazlı , istemsizce ona yaslandı .
“Üşüyor musun hâlâ ?” diye sordu Mehmet , sesi kısık ama şehvet doluydu .
Nazlı , titrek bir nefes verdi . “Hayır … Ama başka bir şey hissediyorum .”
Mehmet , hafifçe gülümsedi . “Öyleyse bana direnmenin bir anlamı yok , değil mi ?”
Nazlı’nın dudakları arasından bir fısıltı çıktı.
“Hayır…”
O an, Mehmet daha fazla beklemedi . Dudakları Nazlı’nınkini bulduğunda , karanlık dağ evinin içinde sadece alevlerin çıtırtısı ve iki bedenin birbirine karışan nefesleri vardı …
Mehmet
Alev Alev Bir Gece
Nazlı’nın elini tuttuğum an , ne kadar buz gibi olduğunu hissettim . Ama onu gerçekten üşüten şey sadece soğuk hava değildi . Gözlerine her baktığımda , geçmişin izlerini görebiliyordum . Derinlerde bir yerde bir acı taşıyordu , bir yara … Kimsenin dokunmasına izin vermediği bir şey .
Ve ben , o yaraya dokunmak istiyordum . Onu sarmalamak , acısını hafifletmek istiyordum .
Ama dikkatli olmalıydım . Nazlı , ürkek bir ceylandı . Onu korkutursam , benden kaçabilirdi . Ve onu kaybetmek , kaybetme ihtimali bile , içimde tarifi imkânsız bir öfke uyandırıyordu .
Onu ilk gördüğüm andan beri istiyordum . İş yemeğinde , salonun diğer ucunda otururken bile gözlerim hep ondaydı . O masum ama aynı zamanda baştan çıkarıcı gülüşü , bende derin bir sahiplenme hissi uyandırmıştı . Onun bana ait olmasını istiyordum . Ama her şeyden önce , onun bana güvenmesini sağlamalıydım .
O gece boyunca onu izledim . Farkında değildi belki ama tek bir hareketi bile gözümden kaçmamıştı . Bardağını tutuşu , dudaklarını hafifçe ısırışı , başını yana eğip düşüncelere dalışı …
Onu ezberliyordum . Onu çözmeye çalışıyordum .
Ve şimdi , burada , bu kar fırtınasının ortasında , bir dağ evinin içinde onunla baş başaydım . Kader , bana bir fırsat sunmuştu .
Şöminenin alevleri yavaş yavaş yükselirken , Nazlı’nın üşüyen ellerini avuçlarımın arasına aldım .
“ Ellerin küçük ama buz gibi , ” dedim , onları hafifçe ovuşturarak .
Ona dokunmak … Bu his , tarif edilemezdi . İçimde alevler yanıyordu ama onu ürkütmemek için kendimi zorluyordum .
Bana meydan okur gibi başını kaldırdı . Onu ne kadar istediğimi anlamıştı . Ama anlamasını istiyordum zaten .
Gözleri büyüdü , bir an nefesini tuttu . Geri çekilmeye çalıştı ama duvara çarptı . Kaçış yolu yoktu .
Ellerimi iki yanına koyup onu sıkıştırdım.
“Benden kaçmaya çalışma,” diye fısıldadım.
Gözlerini gözlerime kilitleyerek .
Nefesi hızlanmıştı . Beni itmek istiyor ama aynı zamanda bana çekiliyordu . Bunu her zerresiyle hissedebiliyordum .
Başımı eğdim , dudaklarımı boynuna yakınlaştırdım . Bu kez soğuktan değil , benden .
Bu anı uzun zamandır bekliyordum . Onu ilk gördüğüm andan beri arzuluyordum . Ama şimdi , ona sadece sahip olmak istemiyordum . Onu korumak , ona sıcaklık vermek , ona huzur vermek istiyordum .
Nazlı , benim kaderim gibiydi .
Ve artık kaderimden kaçmayacaktım .