Bölüm 7

3197 Words
Korku kimileri için filmdeki bir yaratık, kimileri için yaklaşmakta olan ölüm, kimileri için yalnızlıktı. Benim içinse korku, gece ile gündüzün yakınlaşmasıydı. Bahçede oturmuş her zamanki gibi Elif’in gevezeliklerini dinlerken ileride bize doğru yaklaşan takım elbiseli bir çocuk dikkatimi çekti. Daha yakınlaştığında gelenin Alp olduğunu görünce korkudan ne yapacağımı şaşırmıştım. Birden ayağa kalkıp fazla dikkat çektiğimi anlayınca da hemen eğilip masanın altına girdim. Benim ne yaptığımı anlamayan Elif masanın altına eğilerek “gözlük ne yapıyorsun orada, ne oldu” dediğinde bana dikkat çektiği için telaşla “Yok bir şey yok, sen işine bak küpemi düşürdüm galiba.” Dedim. Gülerek “kızım gördüğüm kadarıyla küpelerin kulağında” dediğinde masanın yanında duran parlak ayakkabılar dikkatimi çekti. Kıza bir duraksamanın ardından yoluna devam ettiğinde rahat bir nefes almıştım. Biraz daha ilerlemesini bekledikten sonra masanın altından çıkarken sandalyeme oturarak “hay Allah bir anda düştü sandım ya, meğer düşmemiş” dedim. “Şaşkınsın kızım sen” diyen Elif gülerken gergin bir şekilde ona gülümsemeye çalıştım. Bir süre bekledikten sonra buradan hemen gitmem gerektiği kafama dank etti. Riski göze alarak arkama dönüp Alp’in nereye gittiğine baktım. İleride Tolgaların masasında oturduğunu gördüğümde o sıra bana bakan Tolga ile göz göze gelince hemen önüme dönüp “hadi Elif ben sıkıldım buradan, biraz dolaşalım” dedim. Hemen ayağa kalkıp Elif’in kolunu sıkı sıkı tutarak oradan uzaklaştırdım. Biraz ilerledikten sonra “gözlük kolumu morarttın bu kadar sıkmasan” demeseydi kolunu ne kadar sıktığımın farkına bile varmazdım. Korkudan bütün vücudum gerilmişti. “Özür dilerim fark etmedim.” “Önemli değil de sen kendinde misin kızım masanın altına girdiğinden beri bir tuhafsın.” “Yok, bir şeyim hadi sınıfa gidelim.” Sınıfa gidip yerime oturduğumda hoca gelene kadar Alp’in ne haltlar karıştırmaya çalıştığını düşündüm. Yanımda Elif her zamanki gevezeliğini yaparken benim aklım sadece dışarıdaki gruptaydı. Neler sordu ne i cevaplar aldı. Tolga neden bana bakıyordu yoksa beni tanıdı mı? Gibi sorularla boğuşurken dersin başlayıp bittiğini bile fark etmedim. Koluma birinin dokunmasıyla irkilip kafamı kaldırdığımda Elif “ders bitti gitmeyi düşünmüyor musun?” dedi. Sonraki derslerde bu şekilde geçti, tek fark son derste işletmeye giriş hocasının bize bir sürprizi vardı. Hoca dersten not alabilmemiz için final sınavı yapmayacağını onun yerine ikili gruplara ayrılarak ona final için istediğimiz bir konuda tez hazırlamamızı istedi. Bu durum bütün sınıfın hoşuna gitmişti çünkü notları arttırmak için harika bir fırsattı. Hoca oluşturduğu gruplarla ilgili tabloyu dersin panosuna astığını söyleyerek sınıftan çıktığında bizde çıkmak için toparlandık. Elifle birlikte panonun önüne giderken sınıftakilerin gülerek Tolga’ya bir şeyler söylediğini gördüm. Yanlarına biraz daha yaklaştığımızda Mert’in sesi duyulmuştu “abicim sen bu kızla mı ortak oldun şimdi, kızın salyalarını toplamaktan ders çalışmazsınız ki siz.” Sınıftakiler beni fark etmesiyle kıkırdayarak yol açtılar, neler olduğunu anlamayarak Tolga’ya baktığımda oda bana bakıyordu. Panoya gidip eşleştiğim kişiye baktığımda gördüğüm isimle “neeee” diye çığlık attım. Beni duyan sınıf “kız daha ismini görmenle kalp krizi geçiriyordu Tolga” diyerek gülüşüp dalga geçmişlerdi. Elimde olmadan utanarak arkamı döndüğümde ikoncanların da geldiklerini gördüm. Esra, Mert’e bakıp “neler oluyor yine yaa ne kaçırdık” dediğinde “olan oldu Esra sen Tolga’yı dört göze kaptırdın bir bardak soğuk su iç” diyerek kahkaha atan Mert’in lafından sonra geri kalan muhabbeti daha fazla duymak istemeyerek çıkışa doğru ilerlemeye başladım. Ben giderken Elif’in “Mert burnun iyileşti galiba bir tane daha ister misin?” dediğini duymuştum. Orada biraz daha dursaydım evet kesinlikle bir tane daha almış olacaktı. Utanç ve sinir gözlerimin yaşarmasına sebep olmuştu. Ben ne yapmıştım de benimle bu kadar uğraşıyorlardı. Hepsinden nefret ediyordum. Hepsinden. Arkamdan ayak sesleri duyduğumda gelenin Elif olduğunu düşünerek “Elif git başımdan geri zekalılar yüzünden yeteri kadar sinirliyim birde seni çekemem” dedim. “Geri zekalılar için kusura bakma” diyen erkek sesini duyduğumda olduğum yerde dondum. Benim birden durmamla arkamdan gelen Tolga bana çarpınca koluyla belimden tutmasa yüzükoyun yere kapaklanıyordum. Tolga’nın göğsünü sırtımda hissettiğimde gerildim. Vücudu ateş gibiydi resmen çocuğun ve parfümü çok güzel kokuyordu. Ben daha dilime sahip çıkamadan “çok güzel kokuyorsun” diye fısıldadığımda içerideki rezilliğimin üstüne bir de bu eklenmişti.  Beni belimden tutup kendine çevirdiğinde kafamı kaldırınca göz göze geldik. Kolumdaki eli tenimi okşarken teşekkür ederim, sende çok güzel kokuyorsun dediğinde nefesim kesilmişti. Bir anda birbirimize haddinden fazla yakınlaştığımızı fark ederek geri zıplarken kafamı iki yana sallayarak etkisinden kurtulmaya çalıştım. Daha ne kadar rezil olacaktım. Önümde ellerimle oynayarak “ben özür dilerim öyle demek istememiştim arkadaşlarına” dediğimde gülerek “önemli değil hak ettiler, bazen bende yanlarında dayanamıyorum” dedi. Sesinde herhangi bir alaya rastlamadığımda sevinerek kafamı kaldırıp ona bakarken gülümseyerek “sanırım final notunu birlikte hazırlayacağız” dedim. “Evet, öyle görünüyor. İstersen bahçede biraz oturup, konumuzu seçelim mi?” Heyecanlanan kalbimi yavaşlatabilmek için elimle göğsüme bastırarak “olur seçelim” dedim. Hayır, neden heyecanlandığımı bir bilseydim. Tam aksine şuan korkuyor olmam gerekirdi. Sırrı çözüp çözmediğini bile bilmiyordum. O notları bırakanın Tolga olmadığında dair bir kanıt bile yoktu elimde. Ve ben onunla ders çalışacaktım. Bu demek oluyor ki çoğu zamanımızı birlikte geçirecektik. Kim olduğumu anlamasa bile bu süre içerisinde anlaması an meselesiydi. Beraber bahçeye çıkarken bizi gören öğrencilerin fısıltıyla konuşmaları beni şaşırtmadı. İkimizin yan yana gelmesi kıyamet alameti sayılabilecek kadar büyük bir şeydi. Ben okulun eziği o okulun yakışıklısıydı ve birlikte geziyorduk. Olacak iş değildi. Herkesin meraklı bakışları eşliğinde kafeteryaya gidip oturduk. Seçeceğimiz konu hakkında konuşurken iki masa ilerimize Tolga’nın arkadaşları oturunca yine dalga geçmelerinden endişelenerek yerimde kıpırdandım. Rahatsız olduğumu fark eden Tolga “istersen okul dışında bir yere gidelim hem meraklı bakışlardan kurtulmuş oluruz” dediğinde hayretler içinde ona baktım. Benim sürekli kızlarla takılmaktan başka bir şey yapmayan ukala kendini beğenmiş biri olarak gördüğüm Tolga şuan benim rahatsız olup olmamamdan endişe duyuyordu. Aslında hiçte dışarıdan göründüğü gibi biri değilmiş diye aklımdan geçirirken iç sesim salak sen sanki çok mu göründüğün gibisin diye ağzımın payını vermişti. Benden cevap bekleyen Tolga’ya bakarak “yok sorun değil, zaten konumuzu seçtik gibi son kararımızı da verelim benim gitmem lazım” dedim. Gözlerimin içine öyle dikkatli baktı ki altından bir şeyler çıkacağını anladım. “Sana yeşil lens yakışırdı” dediğinde beni tanımak üzere olduğunu düşünerek hızla yerimden kalkıp “ben artık gitmeliyim o üç konudan birini seçip bana son kararını söylersin” diyerek çantamı alıp cevap vermesine izin vermeden hızlı adımlarla yanından ayrıldım. Otobüse bindiğimde aklımda sürekli “beni tanıdı mı?” sorusu dönüyordu. Kedi kızken yeşil lens taktığımı fark etti mi yoksa sadece bir tespitte mi bulundu. Alp’in okula gelmesi yetmezmiş gibi onun sanki bir şeyler biliyormuş gibi konuşması beni daha da sıkıntıya sokmuştu. Kafamda deli sorularla eve gittiğimde annemi ve kardeşimi televizyon izlerken buldum. Yanlarına geçip sessizce bende televizyon izlemeye başladığımda annem boğazını temizleyerek “hayırdır kızım pek bir sessizsin” dedi. Televizyondan kafamı ayırmayarak “yok öle işte” dedim. “Sende bir gariplik var ya hadi hayırlısı”. Ah anne bir bilsen bende ne gibi gariplikler olduğunu evlatlıktan reddedersin yeminle. Biraz daha televizyon izledikten sonra kardeşimi de alarak sahile indim. Kafam doluyken en iyi meditasyon kardeşimle konuşmaktı. Sahildeki bir banka oturduğumuzda kardeşimi bugün bütün olanları anlattım. Sanki ne demek istediğimi anlarmış gibi beni ciddiyetle dinledi. yeri geldi kafasını salladı yeri geldi destek olmak için elimi tuttu. İçimi ona döktüğümde biraz olsun rahatlamıştım. Her ne kadar bana cevap vermese de onun beni anladığını biliyorum. Biraz daha bankta oturduk, ileriden gelen pamuk şekerciyi gördüğümde “ablacım pamuk şeker ister misin?” dediğimde sevinerek kafasıyla beni onayladı. İkimize de pamuk şeker aldıktan sonra her yerimiz şeker yaparak eve gittik. Cumartesi günü yatağıma uzanmış yeni aldığım romanımı okurken Dört Gözün telefonu çaldı. Bu telefonu ailemden başka kimse aramazdı. Evde de olduğuma göre kimdi bu arayan. Telefona baktığımda tanımadığım bir numaranın ekranda yanıp söndüğünü gördüm, ben kim olduğunu düşünürken arama çoktan bitmişti. Tekrar çalmaya başladığında cevaplayarak “efendim” dedim. “Ohh be sonunda açabildin kızım ya, hadi gel seni sahildeki kafede bekliyorum” dedi bir kız sesi. “Şey yanlış aradın galiba ben seni tanımıyorum.” “Ya gözlük ben Elif be tanımadın mı kızım, hadi kaldır o koca poponu da buraya gel moralim çok bozuk.” Of Allah’ım bu kızdan hafta sonu da rahat yoktu. Her ne kadar şikâyet etsem de yavaştan alışmaya başlamıştım Elif’e. Kuru gevezelikleriyle kafamı dağıtması hoşuma gidiyordu. Çıksam benim içinde bir değişiklik olurdu. Biraz kafam dağılır temiz hava alırdım. “Tamam, geliyorum” diyerek telefonu kapattığımda en son duyduğum Elif’in sevinç çığlığıydı. Hemen hazırlanıp Kafe’ye gittiğimde Elif bahçe tarafta girişe doğru oturmuş beni bekliyordu. Beni görünce hemen gülerek ayağa kalkıp “geleceğinden hiç ümidim yoktu ama bir şansımı deneyeyim dedim ve işte buradasın” diyerek yanağımdan öptü. Gülerek karşınsına otururken “Aslında bende gelmeyi düşünmüyordum ama evde çok sıkılmıştım.” Dedim. “İyi ki aramışım o zaman çünkü bende çok sıkılıyorum, burada yeni olduğum için kimseyi de tanımıyorum.” “Aynen iyi ki aradın değişiklik oldu. Ee neler yapıyorsun bakalım.” “Aynı ya işte teyzemle annemle uğraşıyorum. A bu arada iş güvenliği hocası değişmiş haberin var mı?” “Ne alaka ya finallere şurada ne kaldı ki hoca değiştiriyorlar, ne yapacağız şimdi biz. Ya bu hoca Ece hocanın hiç işlemediği yerlerden sorarsa…” “Valla buna bırak da biz düşünelim kızım, senin bütün derslerin A bizim gibiler düşünsün sınavı.” “O AA lar o kadar kolay alınmıyor Elifçim sende çalış sende al.” “Gerçekten ya hiç arkadaşın yok, hiç dışarıda çıkmıyorsun sürekli ders mi çalışıyorsun.” Ah bir bilsen neler yaptığımı diye düşünürken sırıtarak “yoo aslında geceleri motor yarışlarına katılıyorum sabahta okul işte ev filan öle uğraşıyorum” dedim. Elif şaka yaptığımı düşünüp kahkaha atarken “kızım seni hayal edemiyorum öyle bir ortamda, yalnız buralarda o motor yarışları baya yaygınmış galiba” demişti. “Evet, öyle olmalı bende duydum.” Dedikten sonra konuyu dağıtmak için senin ortağın kim oldu dünkü derste.” Diye sorarak yarış muhabbetini kapatmıştım. “Of evet ya senin burnu kırdığın salak kim olacak, kızım var ya bu seferde o burnu ben kıracağım yok böyle gıcık bir şey ya.” Biz bu şekilde okuldan, havadan sudan bir süre daha konuşurken Elif bir anda heyecanla “gözlük Kafe’ye kim geldi hiç bilemezsin” dediğinde tam merakla arkama dönecekken “bakma bu tarafa geliyorlar” dedi “Kim geldi Elif söylesene.” “Playboy kralımız Tolga kızım kim olacak, yanında da daha önce görmediğimiz sarışın bir afet var. Esra görse kıskançlıktan çatlar kesin, sağından geçecekler az sonra görüş alanına giriyorlar giriyorlar ve işte.” Gözümün ucuyla sağıma doğru baktığımda gerçekten güzel bir kızla boş masaya doğru giden Tolga’yı gördüm. Kız son zamanların modası, belden kalçaya doğru kabaran dalgıç kumaş pembe bir elbise giymişti. Elbiseyi yine günün modası araba lastiği gibi kalın topukları olan beyaz bir ayakkabı ve beyaz bir çantayla tamamlamış. Görünene göre zengin ve zevkli biriydi. Bende o elbiselerden çok istesem de dört göze fazla kaçacağından kedi kızında vahşi havasını bozacağından dolayı alamadım. Biraz ilerimizdeki bir masaya geçerek oturdular, kızı izlemeye fazla daldığım için Tolga’nın da bana baktığını görmedim. Kafamı ona çevirdiğimde göz göze geldiğimizde hemen kıza bir şeyler söyleyerek bize doğru yöneldi. Elif’e dönüp “sakın heyecanlanma ama Tolga buraya geliyor” dediğimde Neee demesine kalmadan Tolga “ne haber hanımlar” dedi. Elif heyecandan bir şey diyemezken ben toparlanarak sessizce “iyi senden ne haber” dedim. “Benden de iyi ablamla alışverişe çıkmıştık da bir şeyler içelim diye uğradık. Sizi görünce bir selam vereyim dedim dün biraz acele ayrıldın” Vay demek ablasıymış gerçektende hoş hatun. “Aa evet son anda evde yapmam gereken bir şeyler olduğunu hatırladım o yüzden öyle gittim kusura bakma.” “Anladım, konuyu seçtim bu arada, okulda ilk araştırmaları yapmaya başlarız.” “Öylemi tamam tabi başlarız.” “Peki, size afiyet olsun okulda görüşürüz”. “Görüşürüz” dedikten sonra Tolga ablasının yanına döndüğünde sıkışan göğsümü rahatlatmak için derin bir nefes aldım. Ah bu iş git gide garipleşiyordu. Sonunda kendine gelen Elif “o az önceki bizim Playboy Tolgaydı değil mi? Bir yanlışlık yok yani. Abicim çocuk kırk yıllık dostuymuşsun gibi konuşuyor seninle hiçte havalı değil bu.” Dediğinde son zamanlardaki düşüncelerime ortak olmuştu. “Evet, bende onu ukala biri olarak görüyordum ama sanırım o arkadaşları gibi değil. Yinede bu zamana kadar benimle konuştuğu olmadı, bence şuan derste ortak olduğumuzdan dolayı böyle davranıyor.” “Onu bunu bilmem de çok yakışıklı bee. Bütün kızların peşinden koşması normal benim de dibim düşmedi değil şimdi.” Onun sözleriyle gülmeden duramadım. “Ne kadar düştüğü belliydi zaten konuşamadın bile çocuğa bakmaktan.” Dedikten sonra ister istemez Tolga’ya baktığımda dikkatle bana bakıyordu. TOLGA Karşımda oturmuş Dört Gözü izlerken acaba diyorum acaba gerçekten o olabilir mi. Kıza baktığımda çirkin biri değil kumral saçları ela gözleri dolgun dudakları ile oldukça güzel bir kız. Daha önce onu hiç incelememiştim ama nedense son zamanlarda dikkatimi çekmeye başlamıştı. Bizimkilerin dalga geçtiği gibi bir kız değildi aslında. Yani dalga geçilecek çok şeyi de yoktu. Kusur olarak sayılabilecek tek şey gözlükleriydi ki o da ona ayrı bir hava katmıştı. Şimdi bakınca acaba hepsi bir paravan mı diye düşünmeden duramıyorum. Hele arkadaşına güldüğünde o gülüşü hiç karıştıracağımı sanmıyorum, üstelik kimin ses tonu bu kadar birbirine benzer ki. Kokusunu da unutmamak lazım aynı Kedi gibi kokuyor. Ben karşımdaki kıza bakarak düşüncelere dalarken bunu fark eden ablam “hey yakışıklı nereye bakıyorsun öyle dikkatli dikkatli” diyerek arkasına dönüp onların masasına baktı. Önüne dönerek “Hıımmm şu gözlüklümü bu kadar ilgini çeken” dediğinde gözlerimi ona çevirip gülümseyerek “Yok ya bizim okuldan, aynı dersi alıyoruz ortak tez hazırlayacağız da.” Dedim. “Şanslısın o zaman kız çalışkan birine benziyor seninde bu sayede notun artar.” “Evet, her bir notu A, burslu zaten.” “İyi de neden senin ilgini bu kadar çekiyor. Yani tamam hoş kız ama takıldıklarına hiç benzemiyor. Gerçi kızda görünenin ötesinde bir şey var gibi.” Ablamın insan sarflığı yine tutmuştu. Karşısındaki insanı duruşundan ve hareketlerinden anında analiz eder, hemen hakkında bir iki laf edebilirdi. Görünen o ki ablamda benim gibi düşünüyordu. Kesinlikle Dört Gözde görünenin ötesinde bir şeyler vardı. “Biri var, başka bir kız. Gizemli birisi o kıza benzetiyorum ama emin değilim.” “Nasıl yani kızın yüzünü görmedin mi de benzetiyorum diyorsun ya odur ya değildir.” Ablama bunu açıklayamayacağım için hemen konuyu değiştirerek “boş ver sen bu konuları, enişte beyle ne zaman tanışıyoruz.” Dedim. Ablama onu anlatacak olsam motor yarışlarından da söz etmem gerekecekti ve kesinlikle yarışlara sıcak bakmazdı.  Üstelik bizim pederde duyarsa bütün özgürlüğümü elimden alırdı. En iyisi ablamın hiçbir şeyi bilmemesiydi. Ablamla sohbet ederken ilerideki masaya tekrar baktığımda Dört Gözün aceleyle masadan ayrıldığını gördüm. O giderken içimde uyanan merak duygusunu bastırmam mümkün değildi.  Arkadaşı da telefonda biri ile konuştuktan sonra kalktığında onlar giderken, aklıma gelen fikirle hemen yerimden fırladım. Birden kalkmamla şaşıran ablam “Tolga ne oldu” demişti. “Abla benim bir yere gitmem lazım eve sen dönersin değil mi?” DÖRT GÖZ Tolga ile göz göze geldiğimizde içime bir huzursuzluk çöktü. Beni tanıyormuş gibi bana bakması rahatsız etmişti. Yerimde huzursuzca kıpırdanırken Elif ile sohbete devam etmeye çalışıyordum. Çantamdan yükselen melodi Kedinin telefonunun çaldığını haber verirken, telefonun çıkarttığımda Alp’in aradığını gördüm. Önce cevap vermeyecek gibi olsam da daha sonra okula gelişi aklıma gelince, cevaplayarak “efendim” dedim. karşımdaki Elif’in ilgiyle bana baktığını gördüğümden annem arıyormuş gibi yapmaya karar verdim. Alp “vay bir an yine cevaplamazsın sanmıştım” dediğinde ağzımın içinde çıkmak için çırpınan kelimeleri yutarak “Bir şey mi oldu.” Derken içimden de dua et müsait değilim yoksa ben sana sorardım diyordum. “Peki, kısa ve öz konuştuğuna göre galiba müsait değilsin. Akşama Can ile Aslı bir şeyler yapalım diyorlar gelir misin?” Alp’in beni ne kadar iyi tanıdığına bir kere daha şahit olurken “tamam geliyorum” dedim. “Şimdi değil akşam on gibi her zamanki bara gideceğiz. Çetenin geneli de orada oluyor senin içinde iyi olur. Biliyorsun son toplantıdan sonra onlarla biraz daha vakit geçirmeni bekliyorlar. Bende biliyorum şimdi olmadığını be Alp diye içimden çığlık atarken dışımda kısa bir “Tamam” dedim. Buna sinirlenen Alp “ben seni daha fazla rahatsız etmeden kapatayım, akşama görüşürüz” diyerek cevabımı beklemeden yüzüme kapattı. Telefon kapansa da Elif çakmasın diye bozuntuya vermeyerek “tamam anne, hemen geliyorum ben” diyerek kapatmış gibi yapıp telefonu çantama koyduğumda Elif “yeni telefon mu aldın” dedi. Ah lanet konuşmaya değil buna mı dikkat etmişti. Kısa süreli ağzım açık kalsa da “Yok ya bu annemin arada kullanıyorum” diyerek bir yalan daha savurdum. Hayatım yalan makinesine dönmüştü. Yakında ağzımdan çıkanların hangisinin doğru olduğunu ben bile anlayamayacaktım. “Ya öylemi güzel telefonmuş” dediğinde çantamı alıp ayaklanırken “Evet, öyle neyse Elif benim hemen gitmem gerek okulda görüşürüz. Diyerek aceleyle Kafe’den çıktım. Tolga’nın bakışlarından zaten rahatsız olmuştum. Kalkmam için Alp’in araması bahane olmuştu. Onda dışarıda çıkacağıma göre gidip biraz ders çalışmakta fayda vardı. Annemlerin dışarı çıktığımdan haberleri olmasa da ders çalışarak kafamın daha rahat olmasını sağlıyordum.  Sanırımı bir nevi vicdanımı rahatlatma yöntemiydi. Şanslıydım ki ailem tek işimin ders çalışmak olduğunu düşündüğünden hiçbir zaman beni rahatsız etmezlerdi. Annemin beni rahatsız etmemesi için ben ders çalışıyorum demem yeterdi ve o saatten sonra ben odadan çıkmadığım süre beni rahatsız etmezdi. Eve gittiğime annem her zamanki gibi mutfakta yemek hazırlarken, kardeşimde salonda televizyon izliyordu. Kardeşimin yanına gidip onu öptükten sonra mutfağa giderek “yardıma ihtiyacın var mı?” dedim anneme. “Valla akşama patates kızartması var salatayı yaparsan iyi olur” dediğinde gülümseyerek Tabi yaparım dedim. Evde yemek olarak sayılabilecek yaptığım tek iş salataydı. Elimi yıkadıktan sonra hemen işe koyularak dolaptan malzemeleri çıkarmaya başladım. Ben malzemeleri çıkarırken annem “yeni arkadaş mı edindin” dediğinde bu sorunun geleceğini biliyordum. Meraklı annem iş başındaydı. “Evet, yeni bir kız var okuldan, öğrenci değişiminden gelmiş onunlaydım” “Oh iyi sevindim senin için Zeynepler gittiğinden beri hiç arkadaşın yoktu kızım. Ders çalışmaktan başka bir şey yapmıyorsun korkmaya başlamıştım artık.” Ah anne bir bilsen kızının neler yaptığını ne düşünürsün acaba diye içimden geçirirken “Ben derslerimle mutluyum anne” dedim. “Kızım hiç dışarı çıkmıyorsun senin yaşındakiler eve girmiyorlar komşulardan görüyorum.” “Dışarı çıkarsam kardeşimle kim ilgilenecek, boş ver bana o yetiyor. Neyse salata bitti başka bir şey istemiyorsan ben odamdayım ders çalışacağım.” “Kaç bakalım hanımefendi şu çöpü de atarsan sevinirim” Arkamı dönüp çöpü alarak dışarı çıktım. Dışarı çıktığımda yazı aratmayacak bir buhar yüzüme çarptı. Bugün gerçekten sıcak bir hava vardı. Mayıs ayında olmamıza rağmen yaz gelmiş gibiydi. Köşe başındaki çöpe giderken bizim mahalleye abes kaçan araba dikkatimi çekti. Bizim evin ilerisindeki sokakta durmuştu. Araç siyah BMW Z serisindendi. Motorlar kadar arabalara da tutkum olduğu için gözümü ondan ayıramadım. Her tarafı siyah camdı keşke içini de görebilseydim. Ben çöpe giderken arabanın motoru çalışınca korktum, boş sandığım aracın içinde biri varmış.. Çöpü atıp döndüğümde araçta bizim evin oradan aşağı doğru iniyordu. Buralarda böyle bir aracın varlığı kafamı kurcalarken, içimde korku tohumları yeşermeye başlamıştı. Alp izimi bulmuş olabilir miydi? Ama bildiğim kadarıyla onun Corvette’i vardı. Yoksa bana bot bırakan kişi miydi? Bu düşünceler aklımda gezerken ne ders çalışabildim ne başka bir şey yapabildim. Akşam yemeğinde de oldukça sessiz kaldığımı fark ettim ama yapacak bir şey yoktu. Kafamda deli sorularla meşguldüm. Yemekten sonra odama geçip ders çalışıyormuş gibi yaparken gitme zamanı geldiğinde bizimkilerin uyuduğundan emin olduktan sonra deponun anahtarını alarak evden ayrıldım. Dışarı çıktığımda gündüz kİ sıcak havanın yerini serin havaya bıraktığını fark ettim. Hava da benim gibi gündüz farklı gece farklı kimliğe bürünüyordu. İçimdeki karmakarışıklığı atamadan düşünceler denizinde boğularak depoya doğru ilerledim. Bu hayata daha ne kadar devam edebilecektim.   
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD