HAVİN :
okuldan eve geldim o kadar yorulmuşum ki bitin haldeydim, odama çıkıp sıcak bir duş aldım, bu gün konak her zamankinden daha sessizdi. bu çok tuhaftı sanki bir şeyler vardı ama bana söylemiyorladı yemek için aşağıya indiğimde
Babamın çaresiz bakışları, annemin sessiz hıçkırıkları... Evimiz, az önce can bulduğum o sıcak yuva, şimdi bir ağıt evine dönmüştü. Herkes fısıldıyordu: "Boran, Karadağların kızını kaçırdı... Berdel istenecek..." Berdel. O anlamını bilmediğim kelime, kalbime buz gibi bir hançer gibi saplandı.
~~~
Birkaç saat içinde, hayatımın en güzel sabahı, en korkunç kabusuma dönüşmüştü.
Kapı çalındığında, kalbim göğüs kafesimi parçalayacak gibi atıyordu. İçeri giren ak saçlı, yaşlı dedelerin yüzünde bile tarifsiz bir ağırlık vardı. Biliyorum, Diyarbakır’ın bu kadim geleneğinde kan davaları böyle bitirilirdi. Ama neden bedeli ben ödeyecektim? Neden abim hatasının faturasını benim hayatıma kesecekti?
~~~
Avluya çıktığımda, gördüğüm manzara nefesimi kesti. Karşıdaki aşiretin tüm erkekleri toplanmıştı. Her birinin yüzünde Diyarbakır’a duyulan öfke, Mardin’in gururu vardı. Ama gözlerim, o kalabalığın içindeki bir çift zifiri karaya takıldı. Boyu uzun, omuzları geniş, yüzünde öfkeden başka hiçbir duygu barındırmayan bir adam. Hazeran Karadağ olmalıydı. Mardin’in ağası, benim gelecekteki celladım... Ve kocam.
~~~~
HAZERAN :
Diyarbakır’ın o kalabalık avlusunda dururken, Karadağların gururu bir kez daha test ediliyordu. Berivan'ın kaçırılması, sülalemin yüzüne sürülmüş bir lekeydi. Gözlerim öfkeyle doluydu ama bir Ağa olarak soğukkanlı kalmak zorundaydım. Kan dökülmesi, daha büyük bir felaket demekti. Bu yüzden buradaydık; berdel hükmünü vermek için.
~~~
Yaşlıların sessizce toplanmasının ardından, kapı aralandı ve o çıktı. Havin Hevsel. Boran’ın kaçırdığı bacımın bedeli. Diyarbakır’ın hırçın rüzgarlarını saçlarına doldurmuş, inadı gözlerinden okunan bir ceylan. Güzelliği bile öfkemi dindiremiyordu. O, benim bacımın kaçırılmasının, Ailem'in aşağılanmasının canlı kanıtıydı. su gibi kızdı araştırttım anaokul öğretmeni, hiç sevgilisi de olmamış evlenmek istemiyormuş saçları belinde, gözleri toprak kahvesi, ince beli, minik göğüsleri, dolgun dudakları. içimden dedim hazeran kendine gel o sesin düşmanın.
~~~
Ama Gözleri benimkilerle kesiştiğinde, içinde bir fırtınanın koptuğunu hissettim. Gurur, öfke, ve bir anlığına... Hayranlık? Hayır, bu olamazdı. O, benim intikamımın aracıydı.
Aşiretin yaşlıları konuştu. "Kan dökülmesin, ocaklar sönmesin. Boran’ın hatası için, Hevsel Ailesi'nden Havin kız, Karadağların Hazeran Ağa'sına berdel olarak verilecektir."
~~~
Duyurulan hükümle birlikte avluyu ağır bir sessizlik kapladı. Davin’in gözlerinde isyan parladı, tıpkı benim içimdeki fırtına gibi. Bilmiyordu ki, bu sadece başlangıçtı. Karadağların intikamı, sadece bir berdelden ibaret olmayacaktı. O kadın, hem benim karım olacaktı, hem de Diyarbakır’a ve abisine ödeteceğim bedelin canlı kanıtı...
~~~
DİCLE (Havin’in Annesi):
Avlunun ortasında verilen hüküm, sanki bir celladın baltası gibi indi bağrıma. Havin’im... Benim fidan boylu, gül yüzlü kızım. Bir takasın bedeli, bir kaçışın kefareti olacaktı. Gözlerimi karşıdaki o heybetli ama buz gibi bakan adama, Hazeran Karadağ’a çevirdim. Onun öfkesi benim ciğerimi yakıyordu.
"Olmaz!" diye haykırdım, sesim Diyarbakır’ın taş duvarlarında yankılandı. "Kızımı bir mal gibi veremezsiniz! O daha çocuk, o daha gün yüzü görmedi!"
Kocamın, babasının başı öne eğildi. Töre denilen o görünmez zincir, hepimizin boğazına sarılmıştı.
~~~
Yanıma gelen Havin’in titreyen ellerini tuttum, buz gibiydi.
"Annem..." dedi fısıltıyla. Sesi sanki can çekişiyordu.
Havin’in yüzünü avuçlarımın arasına aldım, yaşlar süzülürken hıçkırıklarımın arasından konuştum:
"Kaderini karaladılar kuzum... Seni bu evden bir gelin gibi değil, bir kurban gibi uğurluyorlar. Ama unutma, sen Benim kızımsın. Annen hep yanında arkanda Eğme başını o Mardin konaklarında! Seni yaksalar da, yıksalar da içindeki o ışığı söndürmelerine izin verme. Gittiğin yer senin evin değil, gurbetin olacak; ama sen o gurbeti vatan eyleyeceksin ki hayatta kalasın."dedim
~~~
Hazeran Ağa’ya döndüm, gözlerimdeki ateşle ona baktım. " bak oğlum benim kızım saf'tır temizdir, bir gün namussuzluk yapmamış dürüst ve hassastır onu incitme. Aldığın sadece bir kadın değil, bir Ana'nın canıdır. Eğer onun bir damla gözyaşı akarsa, bu Ana'nın ahı seni iki cihanda da bırakmaz!"
Hazeran tek kelime etmedi, sadece çenesini sıktı. O an anladım; kızım için artık geri dönüş yoktu. Mezopotamya’nın karasuyu olan ismim gibi, ben de sadece arkalarından akıp gidecektim...
~~~~
Güneş, Diyarbakır surlarının ardında batarken, iki şehir arasındaki kader bağı, zorla evlendirilen iki gençle mühürleniyordu. Bir yanda gururu kırılmış bir Ağa, diğer yanda geleceği çalınmış genç bir kadın. Töre, aşkın ve intikamın en acımasız oyununu başlatmıştı.