ilk kıskanma❤️‍🔥❤️‍🔥

1063 Words
İlçeye sessiz bir yolculukla vardılar. Eftelya, "Ben okul için çocuklara kitaplar alacağım, kitapçıya gitmem gerekiyor," dedi. Neçirvan, "Siz şimdi buraları bilmezsiniz, ben size yardımcı olayım. Sonra Gülcan da istediğini alsın, ardından güzel bir yemek yer, köye döneriz," dedi. Kızlar Neçirvan’ı onayladı ve kitapçıya girdiler. Eftelya, çocuklara uygun masal kitaplarından seçti; parası kısıtlı olduğu için 15 kadar kitap alıp çıkacaktı. Ama Neçirvan sepete bir sürü seri kitap ve okuma kitabı doldurdu. Eftelya anlam veremese de sesini çıkarmadı. Neçirvan Ağa aldıklarını ödedi ve "Okula bağışımdır hoca hanım, çocuklara bizim de bir katkımız bulunsun," dedi. Eftelya teşekkür etti. Sonra Gülcan için eksikler alındı. İşleri bittikten sonra Neçirvan, "İşiniz bittiyse çok güzel çağ kebabı yapan bir yer var, oraya gidip yemek yiyelim," dedi. Kızlar onayladı ve güzel bir kebapçıya girdiler. Her şey çok yolunda, gün oldukça sakin geçmişti; ta ki kebapçıya Sefer ve Nuri girene kadar. Sefer, Neçirvan’ın en iyi dostu, kan kardeşiydi. Nuri ise Sefer’in amca oğluydu. İkisi de Nuri’den pek haz etmezlerdi ama sürekli Sefer’in peşine takılıp duran yılışık bir tipti. "Selamünaleyküm ağa oğlu," dedi Sefer. Neçirvan, "Aleykümselam kan gardaşım, buyurun hele oturun, çağ yiyelim," dedi. Sefer selam verdi, "Merhaba bacılar," dedi. Kızlar nazik bir şekilde Sefer’e selam verdiler. Nuri hemen atladı: "Ağa oğlu bizi tanıştırmayacak mısın? Bu güzel hanım da kim? Daha önce buralarda görmedim ki görsem bu güzelliği unutmama imkan yoktu." Sefer gerildi. Neçirvan dişlerini sıkıp gülümsemeye başladı. Sefer bilirdi ki Neçirvan gülerse, bu onun çok sinirli ve gergin olduğu anlamına gelirdi. Eftelya, "Ben buraya yeni geldim, görmemeniz çok normal. İki gün bile olmadı daha geleli. Buraya öğretmen olarak atandım," diye açıklama yaptı. Nuri hemen, "Oooo, hoş gelmişsiniz. Ne güzel bir meslek! Evli misiniz, eş durumundan mı geldiniz?" dedi. Eftelya, "Hayır, evli değilim. Doğu görevi için buraya atandım, meslekte ilk yılım," dedi. Neçirvan onlar sohbet ettikçe dişlerini sıkıyor, öfkeden deli oluyordu. İçinden, "Bu kız bu adamla neden muhabbet edip gülümsüyor? Bana gelince deli öküz, odun; ona gelince kendini açıklıyor. Allah'ım deliriciğim, sen bana sabır ver de bu Nuri pezevengi elimde kalmasın," diyordu. Sefer dostunu çok iyi tanırdı; gerildiğinin ve kıza karşı bir şeyler hissettiğinin farkındaydı. İçinden, "Yavşak Nuri kendini gebertecek," diye geçirdi. Sefer, çocukluğundan beri Gülcan’a sevdalıydı ama bir türlü açılamamış, Neçirvan’dan çekinmişti. Başını kaldırıp efendiliğinden bir kez olsun bakmadı Gülcan'a. Ama Nuri öyle miydi? Tam bir asalak, yapışkan ve gereksizdi. Yine de yakışıklı bir adamdı; karaktersiz olması ayrı ama o da Sefer ve Neçirvan kadar gösterişli, boylu poslu bir adamdı. Yoksa Neçirvan bu kadar kıskanmaz, delirmezdi. Eftelya da durumun farkına varıp içinden, "Bu ne fukara sümüğü herif be!" diye geçirdi. Neyse ki yemek olaysız geçmiş, herkes arabaya doğru ilerlemişti. Köye gidilecek, okula kitaplar bırakılacak, ardından kızlar konağa geçecekti. Gülcan, "Ağam," dedi, "Ben arkadaşıma gidebilir miyim bugün? Benim izin günüm, Seher beni bekliyordu." Neçirvan, "Tamam kızım, sen git, konağa geç kalma," dedi. Gülcan onlardan ayrıldı. Eftelya da "Zahmet verdim sana, sağ ol," dedi. Neçirvan konuşmadı. Okula geldiler, kitapları bıraktılar. Eftelya tekrar teşekkür edince Neçirvan, "Rica edebilirsiniz öğretmen hanım, ben Nuri kadar kibar değilim," dedi. Eftelya, "Anlamadım, ne alakası var?" dedi. Neçirvan, "Gayet anladın. Yemek boyunca o herifle sohbet ettin, bizi yok saydın. Teşekkürü de ona edersin diye düşündüm," karşılığını verdi. Eftelya yine anlam veremedi. "Bu beni mi kıskanıyor? Yok canım, ne alakası var, ben kendi kendime uyduruyorum. Koca ağa oğlu kim, beni kıskanmak kim..." diye kendini küçümsedi. Çünkü o hep hor görülen bir hayat yaşamıştı; kimse ona değer verip kıskanmazdı ki... O kendi kendine düşünürken Neçirvan, "Konağa da dönersin herhalde, benim işlerim var," dedi ve hızlı adımlarla okuldan çıktı, gözden kayboldu. Kız öylece ardından bakakaldı. Neçirvan sinirli bir şekilde Sefer’i aradı: "Ulan it, göl kenarına gel! Yanında o piçi getirme, senin şerefini sikerim," dedi ve telefonu kapattı. Göl kenarında deli gibi dolanıp sigara içiyordu. Sefer geldi: "Ne oldu, dellendin gene ağa oğlu?" Neçirvan, "O iti niye peşine takıyorsun Sefer? Bilmez misin sevmem o pezevengi! Sürekli kıza yavşadı, elimde kalacaktı," diye söylendi. Sefer, "Sen bu kızı beğendin mi ağa oğlu?" diye sordu. Neçirvan inkar etmedi: "Sevdalandım ona, konağıma hanım yapacağım onu Sefer." Sefer sevindi: "Hayırlı olur inşallah gardaşım. Bilmez misin Nuri’yi? Boyuna bakan adam sanır, iki kelime konuşsun yanından insanlar kaçar. Senin kız ona bakmaz," dedi. Neçirvan, "Benden çok onunla sohbet etti ya Sefer, kanını sittiğimin kansız iti!" dedi. Sefer, "Peki kız bilir mi ağa oğlu senin ona yanık olduğunu?" diye sordu. Neçirvan, "Daha iki gün oldu gardaşım kız geleli, nereden bilsin?" dedi. Sefer, "Peki iki günde nasıl yandın be gardaş?" deyince Neçirvan açıkladı: "İki gün değil Sefer... Ben bir senedir rüyamda görürdüm o kızı. Aynı kız, aynı ses, aynı saçlar..." Sefer seveni, sevdayı bilen bir adamdı; yargılamadı. "Hayırlısı be gardaşım," dedi. Neçirvan da "İnşallah gardaşım, ben iflah olmam Sefer o kızı almazsam. Hem bizim konakta kalıyor artık," dedi. Sefer, "Aman gardaş dikkat et, bizim köyü bilirsin; lağım gibi ağızları vardır, kıza bir laf gelmesin. 'Bekar ağa oğlu öğretmeni kapatma etmiş' bile derler, benden uyarması. İstersen sen bir süre bizde kal ha gardaş," dedi. İki arkadaş olacakları konuştular, dertleştiler. Tabii ki Neçirvan da bunun böyle olacağını biliyordu. İlk günden kızı dedikoduya karıştırmak istemezdi; çünkü insanlar asla susmaz, olmadık yerde üzerlerdi ceylan gözlüsünü. Eftelya konağa geldi. Nermin Hanım, "Hoş geldin güzel kızım, nasıl geçti ilçe? İşini hallettin mi?" diye sordu. Eftelya, "Sağ ol Nermin Teyze, iyi geçti. Sağ olsun Neçirvan Ağa bizi götürdü, getirdi," dedi. Nermin Hanım, "Aaa kızım, Gülcan nerede?" diye sordu. Eftelya, "Arkadaşına gitti Nermin Teyze, Neçirvan Ağa'dan izin aldı," dedi. Kız hem saygılı hem de çok güzeldi. Nermin Hanım içinden dualar ederek, "Allah'ım nasip et," dedi. Eftelya ise odasına çekildi ve her şeyden habersiz kendini uykuya teslim etti. Konağın kapısı çalındı. Nermin Hanım kapıyı açtığında karşısında köyün en dedikoducu kadını olan "Mikser" Müzeyyen duruyordu. Nermin Hanım, "Buyur Müzeyyen, hayırdır?" dedi. Müzeyyen hemen, "Aşk olsun hanımağam, bir kahve içmeye geldim ağa kapısına," dedi. Nermin Hanım onun niyetini biliyordu; dedikoduya gelmişti. Yine de buyur etti, kahve söyledi. Kahveler geldiğinde Müzeyyen hemen konuya girdi: "Hanımağam, eve öğretmen almışsınız ama köylü der ki 'Bekar ağa vardır, uygun mudur?' Ben demem, köylü der. Hem derler ki 'Köydeki kızlar korkar diye siz getirtmişsiniz.' Hani yeni gelin gelse ilk geceden ölecek derler ya, siz de korkudan öğretmen getirmişsiniz derler. Ben demem, köylü der," diyerek bombayı avlunun ortasına bıraktı. Nermin Hanım endişe etti. Suçsuz, günahsız, hiçbir şeyden habersiz olan o kız dile düşerse onu bu köyde barındırmazlardı. Kara kara düşünüp durdu. Bakalım Eftelya’yı neler bekliyordu? Zaten kolay bir şey o kızı bulmazdı; ne kolay olmuştu ki zavallı kızın hayatında zaten...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD