Köy odasındaki ozanın tınısı daha yeni bitmişti ki, kapı paldır küldür kırılacakmış gibi açıldı. İçeri giren, bıyıklarından buz sarkıtları sarkan, suratı soğuktan pancar gibi kızarmış köyün delikanlılarından Hamza’ydı. Soluk soluğa, "Deli Ağa! Sefer Abi! Yetişin anam avradım olsun köyün girişinde curcuna var!" diye bağırdı. Neçirvan kaşlarını çattı, bıyığını sıvazladı. "Ulan Hamza, sığır herif, ne bağırıyorsun geveze karılar gibi? Ne oldu adam gibi anlat, ecdadını siktirtme gece gece!" dedi. Hamza dizlerine vurdu. "Ağa ne bileyim, hani şu şehirden gelen yeni kaymakamlık müfettişi vardı ya, hani karısı titiz, kendisi kıl kuyruk bir adam... İşte onun lüks arabası bizim köyün girişindeki o meşhur çamura, hani şu eşek öldüren çukuru var ya, oraya saplanmış. Adam aristokrat hergele, arabadan

