5. Bölüm

1131 Words
Fatma, Şilan’ı yolcu ettikten sonra eve döndüğünde o kadar yorgundu ki, daha yatağına uzanır uzanmaz derin bir uykuya daldı. Günlerin birikmiş yorgunluğu, gözkapaklarını adeta kilitlemişti. Fakat uykusunun en derin yerinde, kapı hızlı hızlı çalınmaya başladı. Panikle yatağından fırladı, kapıya koştu. Ne olmuş olabilirdi ki? Kapıda muhtar vardı. Yüzü bembeyaz, nefes nefeseydi. — Kızım, baban evde mi? — Evet. — Hemen arabasını alsın, acil gelsin. Kızım, sen de gel. Eşim çok rahatsız. Sen de hekimsin, az çok anlarsın. Fatma, yanına ilk yardım çantasını da aldı ve babasıyla apar topar arabaya bindiler. — Fatma, ambulansı aradınız mı? — Evet kızım, oğlum arayacaktı. — Çok güzel. Fatma sorular sormaya başladı: — Önceden böyle bir rahatsızlığı var mıydı? Muhtar, “Yok kızım, yok. Sapasağlamdı,” dedi. — Tamam Mehmet Amca, telaş yapma. Eve geldiklerinde, Fatma hemen yerde yatan kadına kalp masajı yapmaya başladı. Kadın biraz kendine gelir gibi oldu, öksürmeye başladı. Fatma hemen hastayı yan çevirdi, düğmelerini açtı, serinlik yapılmasını istedi. Kadının başını yumuşak bir yastığa koyup ayaklarını yukarı kaldırdı ve oğluna tutmasını söyledi. Kadıncağız rahatlamış, hafiften gözlerini açar gibi olmuştu. Tam o sırada ambulans avluya girdi. Sağlık ekipleri hızla içeri girip hastayı ambulansa aldılar. — Hastayla kim gelecek? Muhtar, “Fatma kızım, sen git,” dedi. Fatma babasına baktı. Babası Halil, “Kızım, sen git. Ben muhtar amcanı arkandan arabayla getiririm,” dedi. Hastaneye vardıklarında hastayı hemen yoğun bakıma aldılar. Muhtar ve babası da beş dakika sonra geldiler. — Ne oldu Fatma? — Panik yapma Mehmet Amca, bir şey yok. İyi. Sen bana güven. Çok geçmeden doktor yoğun bakım kapısından çıktı. — Hastamız gayet iyi. Ama o ilk müdahale hayat kurtarıcı olmuş. Kim yaptıysa işinin ehliymiş. Muhtar, Fatma’nın elini tutarak: — Kızım, seni bize Allah gönderdi. Fatma: — Ne demek Mehmet Amcam? Çok şükür, teyzemi Allah sana bağışladı. O sırada Bervan ve babası da geldi. Bervan’ın babası ve muhtar, çocukluk arkadaşıydılar. Bervan: — Amca, ne oldu? Yengem nasıl? Muhtar: — Fatma kızım olmasaydı, yengenizi kaybediyorduk. İlk müdahaleyi o yapmasaydı, evde yengenizi kaybedecektik. Fatma: — Yapma Mehmet Amca, yiyeceği ekmeği varmış. Muhtar: — Yok kızım yok, mütevazı olma. Senin gibi evlada helal olsun. Bervan, Fatma’ya döndü baktı. O kadar etkilenmişti ki içinden şunları geçirdi: “Allah’ım, köyümüze bir kız değil, bir melek gibi geldi sanki. Ne kadar iyi bu kız… Allah’ım, ben galiba âşık oluyorum. İnşallah bir sevdiği yoktur. Ben vuruldum bu kıza. Fatma’dan alamıyorum gözlerimi. Ben nasıl öğreneceğim hayatında biri olup olmadığını? Şilan evet… O öğrenir ancak. Hafta sonu gelse de öğrense bir an önce. Yoksa dayanamayıp sarılacağım şuracıkta.” Hasta, servise alındı. O sırada kadıncağız kendine gelmişti. Yatağa alınmıştı. Doktor, “Hastamızı çok yormayın, ufak çaplı bir kriz geçirmiş,” dedi. İçeri girdiler. Fatma, Sultan teyzesine: — Bir yerin ağrıyor mu teyzem? Kadıncağız: — Kızım, sen olmasan ben mahvolurdum. Evdeyken kendime gelir gibi oldum. O an sen bana masaj yapıyordun, o beni kendime getirdi. Allah senden razı olsun. Fatma: — Ne demek, utandırmayın beni teyzeciğim. — Ben bu gece yanında kalırım. Baba, sen muhtar amcamla gidin. Teyzemin lazım olacak eşyalarını getirin. Muhtar: — Kızım, istersen sen git, ben kalayım. — Yok amcam, herhangi bir komplikasyon gelişirse yanında olayım. Bervan: — Fatma, sen ne kadar iyi bir kızsın. — Yapmayın lütfen. Kim olsa aynısını yapardı. Bervan, babasına dönerek: — İstersen ben de burada kalayım. Kız tek kalmasın buralarda. Eczaneden bir şey alınır ya da herhangi bir şeye ihtiyaçları olur, ben hallederim. Bervan’ın babası: — İyi düşündün oğlum. Aferin. O zaman araba sende kalsın. Ben Halillerin arabasıyla gideyim. Hadi geçmiş olsun hepinize, iyi akşamlar. Bervan, Fatma’nın yanına geldi: — Bir isteğin var mı? Yemek yedin mi? — Teşekkür ederim, aç değilim. Bervan, hasta yatağındaki yengesine: — Sultan yenge, nasıl oldun? Ağrın var mı, bir şey istiyor musun? Sultan: — Yok oğlum, teşekkür ederim. — Yenge, ben kantine gidiyorum. İçecek bir şeyler alayım. Fatma, sen de gel. Bir kahve ısmarlayayım sana. — Yok, ben Sultan teyzemi yalnız bırakmayayım. Sultan teyze: — Yok kızım, ben şimdi iyiyim. Sen git, biraz dinlen. Seni de yordum. — Yapma Sultan teyze. O zaman ben çok geçmeden gelirim. Bervan’la birlikte kantine indiler. Bervan: — Ben kahve dedim ama başka bir şey içmek istersen söyleyebilirsin. — İyi düşündün, kahve iyi olur. Sabaha kadar refakatçi kalacağım için beni kendime getirir. — Olmaz, ben niye buradayım? Ben de bakarım yengeme. Sen yorulma. — Teşekkür ederim. Ne kadar iyi insanlarsınız. Sizin aileniz sayesinde Urfa’ya alıştık. Biliyor musun, annem Urfa’ya gelmemek için o kadar direndi ki… “Gelsem de sevemem oraları, boşuna gidiyoruz,” demişti. Şimdi yüzü gülüyor, mırın kırın etmiyor. Kardeşim bir alışamadı. — Ben onu alıştırırım. Arada yanımda bizim dükkâna götürürüm. — Gerçekten mi? Çok sevinirim. — Hadi yukarı çıkalım mı? Sultan teyze bizi bekler. İkisi birlikte asansöre bindiler. Bir kat çıktılar. Tam o sırada elektrikler kesildi. Asansör durdu. Bir anlığına içerisi kapkaranlık oldu. Fatma, asansörün aniden durmasıyla korktu ve bağırmaya başladı. Bervan, karanlıkta Fatma’yı yoklamaya çalıştı. Eli omzuna denk geldi. Onu tutmaya çalıştı. — Sakin ol, lütfen bana güven. O an Fatma, kafasını Bervan’ın omzuna yasladı: — Ben küçükken asansörde kaldım, biliyor musun? Tek başıma kalmıştım. Çok korkmuştum. O yüzden bağırdım. Seni de korkuttum, kusura bakma. Fatma’nın kafasını Bervan’ın omzuna yaslaması, Bervan’ın o kadar hoşuna gitti ki, o da koluyla onu sarmaladı. Kısa süre sonra jeneratör devreye girdi. Elektrikler geldi. — Oh… Korkudan ölecektim yoksa. Asansör yeniden çalışmaya başladı ve geldikleri kata ulaştılar. Bervan: — Ben kapının önündeki bankta otururum. Bir şey olursa beni çağır. Uykun gelirse söyle. Ben gelir, senin yerine dururum yengemin yanında. — Tamam, teşekkür ederim. — Ne demek? Asıl ben teşekkür ederim. Fatma içeri girdi. — Sultan teyzem, nasılsın? — Kızım, o kadar iyiyim ki. Çok şükür. Fatma, yastığını düzeltti, yatağın şeklini ayarladı. Sultan teyze uykuya daldı. Fatma da bankta bekleyen Bervan’ın yanına geçti. İkisi birlikte sohbete başladılar. — Bervan, sen neden okumadın? — Babam çok istedi okumamı ama ben istemedim. Küçük yaştan beri beni sürekli yanına işe götürüyordu. Ben onun tek oğluyum. İşe götürdüğü zamanlarda beni o kadar seviyordu ki… Esnaf arkadaşları, babam, sürekli beni şımartıyorlardı. O ilgi çok hoşuma gidiyordu. — Yani aşırı sevilmekten ve o sevgiyi kaybetmekten mi korktun? — Herhalde… Bir de sabahtan akşama ciğer kokusuyla doldu beynim. Belki de çalışmadı diyelim. İkisi birlikte gülüştüler. — Ciğer kokusunun da beyni durdurduğunu ilk sende gördüm. Değişik bir vakıa. — Tabii, değişik vakıalar ilk bende başlar. — Sen ne kadar esprilisin. Kızlar sever esprili erkekleri. Fatma esnemeye başladı, gözleri kapanır gibi oluyordu. — İstersen kafanı omzuma yasla. Ama Sultan teyze ben karşıdayım, onu izliyorum. Sen merak etme. — Tamam o zaman. Fatma ayakkabılarını çıkardı, kafasını Bervan’ın omzuna yasladı. Oracıkta kıvrıldı. Birkaç dakika içinde derin uykuya daldı. Bervan, Fatma’nın kafasını omzuna yaslayınca bir hoş oldu. Onu oracıkta sarıp sarmalayası geldi. Kalbi küt küt atıyordu. “İnşallah sevgilisi yoktur. Ben bu kızı görünce fena oluyorum.” Fatma o kadar güzel bir kızdı ki, Bervan onu görünce hayran hayran izliyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD