Zaman: Sabahın erken saatleri. Hava serin ama içtima alanında bir gerilim hâkim. Katı çizgilerle sıralanmış üniformalı öğrenciler, sıfır mimik ve dik duruşlarıyla sırayla kendilerini tanıtmaya hazırlanıyor. Komutanın ayak sesleri bile sessizliğe komut veriyor.
Komutan:
“Hazırlık timi! Şimdi sırayla kendinizi tanıtacaksınız. Karşımda her biri bir sorumluluk taşıyor olacak—geçmişinizle değil, şu andan itibaren kim olduğunuzla değerlendirileceksiniz!”
Bir iki öğrenciden sonra sıra Almıla’ya gelir. Derin bir nefes alır ama kimse duymaz. Duruşu örnek gibi, bakışı sert. Tüm dikkatler üzerinde.
Almıla Karahan:
“Ben Almıla Karahan. Ankara doğumluyum. Ailem üç nesildir asker. Emir-komuta zincirinin dışına çıkan hiçbir düzene tahammülüm yoktur. Sessizlik benim disiplinimdir. Görev bilinci, karakterimin temelidir.”
(Sesi metal gibi keskin, tonunda duygudan çok karar vardır. O an, arka sıralardan bir göz Batu’ya takılır. Batu ona gülümserken sınıfa değil sadece Almıla’ya bakmaktadır.)
Batu Oğuz:
“Ben Batu Oğuz. İstanbul’dan geldim. Bu okulun duvarları beni değil, ruhumu ilgilendiriyor. Sertlikten çok bağlılık, ezberden çok anlayış önemli. Kurallar biter… ama arkadaşlık baki kalır.”
(Batu konuşurken hafifçe kafasını çevirir, Almıla’yla göz göze gelir. Göz kırpar. Gülümsemesinde kibir yoktur ama rahatlık fazladır. Sınıftan hafif gülüşmeler yükselir. Almıla'nın kaşları çatılır, içten içe gülüşleri kesme arzusu yükselir.)
Komutan:
“Oğuz! Bu okulda göz kırpmak komut değildir. Burada sadece hedefe odaklanılır. Umarım siz de kendinizi hedefe kilitlemeyi öğrenirsiniz.”
(Komutanın ses tonu serttir ama içinde hafif alay gizlidir. Diğer öğrenciler tebessüm eder. Almıla ise tek kaşını kaldırır. Gülmemek onun zaferidir—duygu göstermemek, zayıflık göstermemektir.)
Almıla içinden geçirir:
“Bu çocuk baştan aşağı kontrolsüzlük… Ve ben ona hiç güvenmiyorum. Güvenmemeliyim.”
Batu ise kendi kendine mırıldanır:
“Buz gibi... ama dikkat çekici. Neden o kadar keskin? Keskin olanlar ya savunmada, ya yaralıdır...”