ÇOK MU SEVDİN?

1059 Words
Aslan, Şırnak ’ın köy meydanında bir an bile eğlenceye dahil olmamıştı. İnsanlar gülüyor, dans ediyor, altınlar takılıyor ama o sadece duruyordu. Beni bile unutmuş gibiydi. Gerçi bu iyiydi. Fark ederse ne diyecek bilmiyordum. Bir noktada yanındaki adamlarına kısa bir şey söyledi ve sonra bana döndü. " Gel. " Aslan sert bir şekilde bileğimden kavradığında, meydandaki sesler bir anlığına uzağa çekilmiş gibi hissettim. Eğlence devam ediyordu, ama ben onun yanında başka bir dünyaya sürükleniyordum. Yanağımda rüzgarın serinliği, göğsümde kalbimin hızla attığı o baskı vardı. Her şeyi yapabilirdi. Benden kurtulmak için her şeyi. Bu kadar sessiz ve kabullenmiş gibi durması şüpheliydi zaten. Beni kimsenin duyamayacağı bir köşeye çektiğinde, anladım. Öfkeli olduğu belliydi, ama yüzünde alışık olmadığım bir duygu daha vardı. Bir tür çaresizlik. "Gördün mü?" dedi dişlerinin arasından. "Senin yüzünden düştük bu hale. Sen ağzını açıp gerçekleri söylemediğin için. " İçimde bir şeyler sıkıştı. Benim yüzümden mi? Nefesimi tuttum, ama o devam etti. "Sen olmasaydın, bu düğün olmayacaktı. Ben bu durumda olmayacaktım. Her şey planlıydı. İğrenç bir plan. " Boğazımdan tek bir kelime bile çıkmadı. Ne diyebilirdim ki? Beni buraya o sürüklemişti. Benim bir seçimim yoktu. Ama Aslan... Onunda yoktu. O an anladım. Bu sadece öfke değildi. Bu, içine sıkıştığı durumun acısıydı. İçine düştüğü bu karmaşanın suçlusunu arıyordu ve en kolayı bendim. Ama gerçekten suçlu ben miydim? Tam o sırada, adımlar duyuldu. Aslan anında toparlandı, bileğimi daha sıkı kavradı ve beni yanında sürükleyerek yürümeye devam etti. Sanki sadece konuşmak için buraya çekmemiş gibi, sanki bu sadece rastgele bir anmış gibi... Sonra birden onu gördüm. Melike oradaydı. Bizi gördüğünde gözlerindeki alevi fark ettim. Ve dudaklarından dökülen o kelimeler... "Hani benimle evlenecektin?" Bu sefer, Aslan değil, ben nefesimi tuttum. Buraya benimle konuşmak için gelmemişti. Aslan gözlerini kaçırdı. Bir an bile Melike' ye doğrudan bakamadı. Derin bir nefes aldı, çenesini sıktı, ama sesi hala o keskin sertliğini koruyordu. "Böyle olsun istemedim." Melike bir kahkaha attı. Acı, öfke ve hayal kırıklığı dolu bir kahkahaydı bu. Sanki kendisini kandıran her şeyle dalga geçer gibi... Ya da belki, kalbini paramparça eden bu adama inanmamanın bir yansımasıydı. "Böyle olsun istemedin mi?" diye tekrarladı. "Aslan, sen farkında mısın ne dediğinin? O kızla..." Başını bana doğru öfkeyle çevirdi, sonra tekrar Aslan 'a baktı. "Aynı yatakta yakalandın! Bu nasıl istememek?" Bedenimde bir ürperti hissettim. O an, Melike 'nin gözyaşlarının ona hiçbir şey kazandırmayacağını biliyordum ama yine de akmasına engel olamıyordu. Gözleri kızıla çalıyordu, burnu titriyordu, dudakları ise öfkeyle kıvrılıyordu. Aslan ellerini saçlarına götürdü, gerilmiş omuzlarını biraz gevşetti ama hala gergindi. Derin bir nefes aldı, ama kelimeler boğazına düğümlenmiş gibiydi. "Melike... Olayları göründüğü gibi sanma." dedi, sesini bir gölge gibi düşerek. Ama Melike buna gülüp geçti. Başını iki yana salladı, gözyaşları yanaklarından süzülürken bile dimdik duruyordu. "Gördüğüm şey ortada, Aslan. Sen o kızla beraberdin. Bana verdiğin sözlere ihanet ettin. " Benimle. İçimde bir şeylerin parçalandığını hissettim. Ama bu, beni ilgilendiren bir kavga değildi, değil mi? Aslan cevap vermedi. Bir an gözleri benimkilere kilitlendi, ama o bakışta hiçbir şey yoktu. Ne pişmanlık ne de savunma... Sadece karmaşa. Ve sonra Melike 'nin sesi bir kez daha titreyerek yükseldi. "Bu mu istememek? Bu mu planlamamak? Söylesene, Aslan!" Aslan gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı ve sonra Melike ’ye baktı. “Bazı şeyler kontrolümden çıktı.” dedi, sesi neredeyse fısıltı kadar kısık ama bir o kadar da sertti. Melike gözlerini kısarak ona yaklaştı. Öfkesi damarlarında atıyordu, belli. “Senin kontrolünden hiçbir şey çıkmaz, Aslan.” diye tısladı. “Sen her şeyi hesap edersin, her şeyi önceden düşünürsün. Ama şimdi, burada, yüzüme baka baka kontrolü kaybettim mü diyorsun?” Aslan cevap vermedi. Gözleri karanlık bir deniz gibi derinleşti. O sessizlik, Melike ’nin öfkesini daha da artırdı. Sonra aniden bana döndü. Bakışı öyle keskindi ki, sanki içimde ne varsa görebiliyordu. Bir an kalbim duracak gibi oldu. “Zaferini görmeye mi geldin?” diye hırladı Melike. “Onu benden çaldın! Mutlu musun şimdi?” Dünyam bir anlığına sarsıldı. “Ben…” Boğazıma bir şey düğümlendi. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Ama Melike bana doğru bir adım attığında, Aslan hızla araya girdi. Kolunu kaldırıp onu durdurdu. “Yeter, Melike!” Ama Melike durmadı, gözleri öfkeyle parlıyordu. “Onun burada ne işi var, ha? Beni küçük düşürmek için mi getirdin? Karına bak bu kızda bana aşıktı diye göstermeye mi geldin? Senin için bu kızı harcadım gör diye mi getirdin onu?” Sözleri içimde bir yara gibi açıldı. Boğazıma bir düğüm oturdu. Gerçekten… Burada ne işim vardı? Melike ’nin gözyaşları, öfkesi, hayal kırıklığı, hepsi üzerime ağırlık gibi çöküyordu. Kendimi savunmam gerekirdi belki ama ne diyebilirdim ki? Her şey benim yüzümden mi olmuştu? Göğsüm sıkıştı. Midem bulandı. Bir şeyler söylemek istedim ama kelimeler ağzımdan çıkmadı. Çünkü belki de… belki de Melike haklıydı. İçimde yankılanan sessizlik, Melike ’nin gözyaşlarının sesiyle kırılıyordu. Beni suçlamaya devam ederken ağzımı açıp bir şeyler söylemek istedim ama kelimeler dudaklarıma kadar gelip orada asılı kaldı. Eğer o gün sessiz kalmasaydım… Eğer her şeyi açıklayabilseydim… Aslan benimle evlenmek zorunda kalmayacaktı. Ama sessiz kalmazsam beni Reşat ’ın kollarına atacaklardı. Benim içinde bir seçenek yoktu. Çaresizdim. Ve susmak zorundaydım. Şimdi bile, tam şu an, gözlerimin önünde ağlayan kıza gerçeği anlatamıyordum. “Aslan aslında benimle birlikte olmadı. Bu, onun üvey annesinin tuzağıydı.” Bunu diyemiyordum. Çünkü desem bile ne değişecekti? Melike inanmayacaktı. Aslan zaten biliyordu. Biliyordu ama ispat edemiyordu. Bende onların karşısında söyleyecek kadar cesur değildim. Aslan ’a dönüp “Gerçeği söyle” desem bile o da susmayı tercih edecekti. Yenilmişti o da. O da artık ispat edemezdi. Her şeyi içime gömmekten yorulmuştum ama başka çarem de yoktu. Bu yüzden sadece orada, Aslan’ ın ve Melike ’nin ortasında, suçluluk duygusuyla kıvrandım. Melike ’yi gözyaşlarıyla baş başa bırakıp masaya doğru ilerlerken içimdeki ağırlık daha da büyüdü. Sessizliğim Aslan ’ın öfkesini daha da artırıyor gibiydi. Gözleri öfkeyle kısılmıştı, dudakları gerilmiş, elleri yumruk haline gelmişti. İçimdeki suçluluk ve merak birbirine karıştı. Dayanamadım. Yavaşça sordum: “Onu çok mu seviyordun?” Aslan başını bana çevirdi, gözlerinde hiçbir duygu izi yoktu. Soğuk ve keskin bir sesle konuştu: “Ben kimseyi sevmem.” Sözleri içime işledi. Ama Aslan durmadı, devam etti: “Onunla evlenmem gerekiyordu. Ama sen ve üvey annem beni tuzağa düşürdünüz. Her şeyi mahvettiniz ama bu böyle kalmayacak. Sende pişman olacaksın o kadının yanında yer aldığın için. ” Boğazım düğümlendi. Suçlayıcı sözleri içimdeki yükü daha da ağırlaştırdı. Ne diyebilirdim ki? Kendi irademle mi bu hale geldik? Ben de bir kurbandım. Ama bunu söylemek bile gereksizdi, çünkü Aslan çoktan yargısını vermişti. Sustum. Çünkü bazı cümleler söylense bile hiçbir anlam ifade etmezdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD