MİSAFİR KIZ

1134 Words
Kadın, kolumu çelik bir mengene gibi kavrayarak beni sürüklemeye başladı. Ayağım tökezledi ama beni bırakmadı, aksine daha da sert çekti. Merdivenlerden inerken neredeyse yuvarlanacaktım. “Yürü.” diye tısladı. “Şimdi ağla ama unutma, ağzını açarsan sonun daha kötü olur.” Titriyordum. Ayaklarım, taş merdivenlere vurdukça yankılanıyordu. Bedenim hala uyuşuktu ama zihnim çoktan gerçeği kavramıştı. Büyük bir tuzağın içindeydim ve çıkış yolum yok gibiydi. Alt kata indiğimizde konağın büyük salonu gözlerimin önüne serildi. Etraf kalabalıktı. Adamlar, kadınlar… Hepsi merakla bakıyordu. Ve ben… ben gerçekten ağlamaya başladım. Bu bir oyun değildi. Bu bir kabustu. Böyle bir oyuna alet olmak istemiyordum. Bir yalanın içinde, hayatımı ellerinden alacak bir sahnenin ortasındaydım. Ama… Reşat’ ın eline düşmek hiç istemiyordum. Kadının ne kadar ciddi olduğunu anlamıştım. O adamın kim olduğunu bilmiyordum ama sesi bile midemi bulandırmaya yetmişti. Eğer buradan kaçamazsam, Aslan’ la evlenmeye zorlanacaktım. Eğer konuşursam, Reşat’ a satılacaktım. İki ucu .... dedikleri şey buydu sanırım. Gözyaşlarım yanaklarıma süzülürken, içimdeki öfkeyi bastırmaya çalışarak başımı önüme eğdim. Ağla dediği için ağlamıyordum. Kaderime ağlıyordum. Buradan kurtulmak zorundaydım. Ama nasıl? Kadın beni acımasızca yere fırlattı. Dizlerim zemine çarpınca içimi yakan bir acı hissettim ama en çok içimde büyüyen korku sarsıyordu beni. Kadın elini sertçe dizine vurdu. “Hayvancılık yapan Fertun ’lara misafir gelmiş. Ağlayıp duruyor. Başka bir şey öğrenemedim.” Salonda derin bir sessizlik oldu. Sonra Şervan Ağa ağır ağır ayağa kalktı. Yüzü öfkeden kasılmıştı. Göğsü hiddetle inip kalkıyordu. Gözlerini Aslan ’a dikti ve sesi bütün salonu doldurdu: “Köyümüze misafir gelmiş kızın namusunu mu kirlettin?! Bu mudur senin edebin, haysiyetin?! Bizi yedi aleme rezil mi edeceksin? ” Aslan’ ın yüzü gerildi. Yumruklarını sıktı. “Baba, bana tuzak kurdular! Bu kadın...” “Kes sesini!” Şervan Ağa ’nın gür sesi, duvarlarda yankılandı. “Özrün kabahatinden büyük! Şimdi bu kepazeliği nasıl temizleyeceğiz?!” Sonra dönüp yanındaki adamlardan birine sert bir el işareti yaptı. “Fertun’ lara git. Onları buraya getir.” Adam hızla dışarı çıktı. Salonun içi uğultularla doldu. Herkes fısıldaşıyordu. Olanları tam anlamamış ama büyük bir rezaletin patlak verdiğini fark etmişlerdi. Ben hala yerdeydim. İçimde öyle bir korku vardı ki dizlerimin üstüne doğrulmaya bile cesaret edemiyordum. Kaçıp gitmek istedim ama nereye gidebilirdim? Çok geçmeden kapı yeniden açıldı. İçeri kalın kaşlı, güçlü yapılı bir adam ve gözleri yaşlarla dolmuş, perişan halde o kadın girdi. Kadın kapıdan içeri girer girmez feryat figan dövünmeye başladı. Ellerini dizlerine vuruyor, tırnaklarıyla başörtüsünü çekiştiriyordu. “Bu kız bize emanetti! Nasıl deriz yetimi bize gönderdiniz, biz onu nasıl koruyamadık?! Ahh yandım Allah ’ım! Bu garibin anası yıllar önce öldü. Benim teyze kızı gözü gibi baktı büyüttü. Bana güvendi. Gönderdi. O nasıl hesap verecek şimdi kocasına. ” Kocası olan adam ise, Şervan Ağa’ nın karşısında dikildi. Gergin bir ifadeyle başını öne eğdi. “Ağam, bu kız bizim misafirimizdi. Biz ona gözümüz gibi baktık. Ne oldu, nasıl oldu biz de bilmiyoruz! Burada ne işi var bilmiyoruz. Gece odaya geçti uyudu. Şimdi diyorsunuz buradadır. ” Şervan Ağa sinirle alnını sıvazladı. Yüzündeki ifade sertleşti. “O zaman bu rezilliği temizlemeye yardımcı olacaksınız. Sizin içinde en iyi yol budur. ” Bütün gözler bana çevrildi. Göğsüm sıkıştı. Olan biteni hala tam olarak kavrayamıyordum ama kaderimin burada, bu insanların dudaklarından dökülecek birkaç kelimeye bağlı olduğunu biliyordum. Şervan Ağa gözlerini kıstı, odadaki herkesi tek tek süzdü. Sonra ağır adımlarla Aslan ’a doğru ilerledi. “Bu kızla evleneceksin.” Salondaki herkes bir anda sessizleşti. Aslan başını hızla kaldırdı. Şaşkınlığı ve öfkesi yüzüne yansımıştı. “Baba, ne diyorsun sen?! Ben bu kızı tanımıyorum bile!” Şervan Ağa gözlerini kıstı, Aslan’ a öyle bir baktı ki odadaki hava dondu. “Senin tanıyıp tanımaman umurumda değil! Tanımadan odana almasaydın o zaman. Bu rezilliğin burada kapanması lazım. Namusunu temizleyeceksin.” Aslan öfkeyle başını iki yana salladı, bir adım ileri atıldı. “Baba, bu bir tuzak! Beni bu işe alet edemezsin! Ben kimseye zorla...” Şervan Ağa elini havaya kaldırıp sert bir hareketle susturdu oğlunu. “İtiraz istemem! Bütün mesele bu evde kapanacak! Kızın ailesine haber salın. Gelsinler, sizin evde kızı isteyelim. Olay oralara kadar büyümesin. Aslan gördü, beğendi, istemeye geldik. Herkes böyle bilecek. Yedi köye rezil kepaze olamayız. ” Odada hafif bir uğultu yükseldi. İnsanlar, Şervan Ağa ’nın kararına itiraz edemeyeceklerini biliyorlardı. Onun sözü kanun gibiydi. Bunu ben bile fark etmiştim. Sonuçta ağaydı her şeyden önce. Sonra gözlerini üzerime dikti. Yutkundum. Sesim çıkmıyordu. “Bu olanlar bu evden dışarı çıkmayacak.” Son noktayı koymuştu. Kendi hayatım üzerine karar verilmişti. Aslan, nefesi sıkışmış gibi arkasına dönüp sert bir adım attı, sonra hızla geri döndü. “Bunu yapmayacağım! Bu oyuna düşmeyeceğim!” diye haykırdı. Ama Şervan Ağa ona doğru bir adım attığında Aslan bir anda sustu. Şervan Ağa 'nın gözlerindeki tehdit apaçık ortadaydı. “Bunu yapacaksın. Yediğin haltı temizleyeceksin. Ya da siktir olup gideceksin her şeyi ardında bırakıp. ” Aslan dişlerini sıktı, yumrukları kenetlendi ama artık itiraz etmiyordu. Şervan Ağa son sözünü söyledikten sonra odadaki gerginlik daha da arttı. Aslan hala öfkeden deliye dönmüştü ama artık babasına karşı gelemeyeceğini biliyordu. Yumruklarını sıkarak geriye çekildi. O sırada, üvey annemin akrabası bana yaklaştı. Kolumu sertçe kavrayarak çekiştirdi. "Kalk bakalım, gidiyoruz." dedi soğuk bir sesle. Gözlerim korkuyla açıldı. "Nereye?" diye sormaya çalıştım ama o çoktan beni kapıya doğru sürüklüyordu. Aslan bir adım attı, sanki bir şey söyleyecekmiş gibi dudaklarını araladı ama sonra geri çekildi. Gözlerinde karmaşık bir bakış vardı; öfke, şüphe ve çaresizlik birbirine karışmıştı. Şervan Ağa başını kaldırdı ve adamlarından birine işaret etti. "Yolu açın. Fertun 'lar kızı alsın, götürsün. Anasını babasını çağırsın. Kızın ailesi olmadan bu mesele kapanmaz. Hemen isteme olacak. Dediğimden çıkan bedelini öder. " Adam başını eğerek hızla dışarı çıktı. Kadın beni sürükledi. Şervan Ağa' nın adamları ise yoldan çekildi. O an anladım. O emir vermese o evden çıkmamıza bile izin vermezlerdi. Beni sürükleyerek bir süredir kaldığım eve soktular. Kendi ayaklarımla yürüyordum ama sanki bedenim bana ait değildi. Zihnim bulanıktı, midem kasılıyordu, başım zonkluyordu. Olan biteni anlamaya çalışıyordum ama her şey üstüme üstüme geliyordu. "Doğruca odaya!" diye buyurdu kadın, sesi sertti. Ben sadece itaat ettim. Çaresizdim. Günlerdir buradaki mutluluğum meğer bir yalandan ibaretmiş. Oda küçük ve loştu. Yatağın üzerine oturdum ama sanki hala o büyük odada, o yabancı yatakta çıplak haldeydim. Nefesim düzensizdi. Ellerimi sıktım, titreyen parmaklarımı dizlerime bastırdım. Kapının kilit sesi duyulduğunda içimde bir şey koptu. Kapatılmıştım. Hapsedilmiştim. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Ne oturabiliyor ne de ayakta durabiliyordum. Kendi içimde boğuluyordum. Sonunda kapının önüne bir tepsi bırakıldı. Yemeği buraya getirmişlerdi. Benimle kimse konuşmuyordu. Beni görmezden geliyorlardı. Bedenim açlıktan titriyordu ama boğazımdan bir lokma bile geçmezdi. Gözyaşlarım sessizce yanaklarıma aktı. Buraya nasıl düştüm? Kim, neden böyle bir şey yaptı? Aslında bunun için cevaplarım vardı ama neden kısmını anlamıyordum. Aslan denen adamı tanımıyordum bile. Ama herkes sanki ben suç işlemişim gibi davranıyordu. Sabaha kadar ağladım. Zihnimdeki soruların cevabını aramaktan yorgun düştüm. Sabah, kapı açıldığında başımı bile kaldıramadım. Ayak seslerini duydum. Birinin yanıma yaklaştığını hissettim. Sonra tanıdık bir ses. "Namusunu temizledim." dedi buz gibi bir ses tonuyla. Gözlerimi açtım. Karşımda üvey annem duruyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD