Aslan’ ın yüzüne baktım. O da en az benim kadar sersemlemiş görünüyordu. Ama bende olan korku, onda yoktu. Onun yerine şaşkınlık ve öfke vardı.
"Sen kimsin?" diye sordu, sesi sertti.
Bedenim buz kesti. Ellerim titriyordu ama öfkemi gizleyemedim.
"Asıl sen kimsin?! Bana ne yaptın?!" diye bağırdım.
O anda kadın daha da ileri çıktı.
"Baba evine utanmadan kadın mı getirdin?!"
Baba evi mi?
Bu kadın kimdi? Burası neresi?
Kelimeler havada asılı kalırken, gözleriyle beni baştan aşağı süzdü. Öfkesi öyle yoğundu ki, havayı bile yakabilirdi.
"Hemen giyinin! Baban görmeden çıkın buradan!" dedi ve kapıyı sertçe kapattı.
Tüm kaslarım donmuştu. Başımı yavaşça yere çevirdim ve yerde duran kıyafetlerimi gördüm.
Dizlerim titreyerek yataktan indim. Sanki gözler üzerimdeydi. Ellerimi vücuduma siper edip giysilerimi hızla almaya çalıştım. Kendimi korumaya çalışıyordum ama neye karşı? Koruyacak bir şey kalmış mıydı? Tepkim yumuşak gibi görünüyor olabilirdi ama bedenim uyuşuk gibiydi hala.
Aslan da hala yatakta oturuyordu. Yüzü asık, gözleri öfkeliydi.
"Sen kimsin?" diye yineledi, ama bu kez sesi daha da hiddetliydi.
Tepemdeki baskıyı hissettim.
"Bana ne gibi bir oyun oynuyorsun?!" diye ekledi.
Başımdan aşağı kaynar sular dökülmüş gibi hissettim. Oyunsa, ben de oyunun bir parçasıydım ama kimin kurduğunu bilmiyordum.
“Ben kendimi burada buldum.” dedim, sesim titriyordu. “Bayıldım… ve burada uyandım.”
Aslan ’ın kaşları çatıldı. O sırada kapının diğer tarafından kadının öfkeli sesi yeniden yükseldi.
“Hala giyinmediniz mi?!”
Bağırışı beni yerimden sıçrattı. Kıyafetlerimi daha sıkı kavradım. Ama Aslan, sanki hiçbir şey olmamış gibi, umursamaz bir tavırla yataktan kalktı.
Hiç çekinmeden giyinmeye başladı.
Bense hemen başımı çevirdim. Ellerim titreyerek kıyafetlerimi giymeye çalıştım. Utanç, korku ve öfke birbirine karışıyordu. Bu nasıl bir kabustu? Buraya nasıl düşmüştüm?
Gözlerimi sımsıkı kapattım. Tek istediğim buradan bir an önce çıkmaktı.
Tam düğmemi ilikliyor, kaçış planları yapıyordum ki kapının önünden tok ve öfkeli bir erkek sesi duyuldu.
“Ne oluyor burada?!”
Ardından kapı sertçe açıldı.
İçeri uzun boylu, sert bakışlı bir adam girdi. Yaşı Aslan’ dan büyüktü ama aralarındaki benzerlik göz ardı edilemezdi. Aslan’ ın babası…
Bedenim dondu.
Ben çoktan giyinmiştim ama Aslan hala üstü çıplaktı. Sanki hiçbir şey umurunda değilmiş gibi, acele bile etmemişti. Pantolon vardı neyse ki üzerinde.
Adamın bakışları hızla odada gezindi, yerdeki dağınık çarşafları, boş şişeyi, Aslan’ ı ve beni süzdü. Sonra gözleri Aslan’ ın üzerine kilitlendi.
“Bana bunu da mı yapacaktın, Aslan?” dedi dişlerinin arasından. “Burası geneleve mi benziyor? Buraya kadın getirmeye utanmadın mı?”
Tüm kanım çekildi. Bu cehennemin içine nasıl düşmüştüm ben?
Kadının telaşlı ayak sesleri duyuldu, ardından kapı eşiğinde belirdi.
“Sakin ol, Şervan Ağa.” dedi gergin ama alttan almaya çalışan bir sesle.
Sonra birden, öfkeyle ileri atıldı ve yataktaki yorganı hızla çekti.
Bembeyaz çarşafın üzerindeki kırmızı leke…
Kadın derin bir nefes aldı, sonra iki elini başına götürüp feryat etti.
“Bu da mı başımıza gelecekti?! Sen kızı mı kirlettin, Aslan?!”
Sesindeki dehşet odayı doldurdu.
Gözlerim irileşti. O lekeye, sonra kadına, en son da Aslan ’a baktım.
Bu… Bu mümkün değildi.
Böyle bir şeyin olmuş olması imkansızdı. Ben bakire değildim ki.
Ama zihnim hala bulanıktı. Başım ağrıyordu. Hafızam delik deşik olmuş gibiydi.
Konuşmak istedim. Bir şeyler söylemek, bu yanlış anlamayı düzeltmek istedim ama… Sesim çıkmadı.
Sadece nefes alıp verdim, şokun içinde kaybolarak.
Şervan Ağa’ nın sert bakışları üzerime kilitlendi.
“Sen kimsin? Burada ne işin var?”
Sesindeki ağırlık, bir tokat gibi yüzüme çarptı. Yutkundum, boğazımdaki düğümü çözüp konuşmaya çalıştım.
“Ben… Ben Sarya. Buraya bir aileye misafir olarak geldim.”
Şervan Ağa kaşlarını çattı, gözleri daha da şüpheli bir hal aldı.
“Hangi aile? Kim gönderdi seni?”
Kelimeleri toparlamaya çalıştım. “Üvey annem…” diye başladım ama boğazım kuruydu.
Tam buraya nasıl geldiğimi hatırlayamadığımı söyleyecekken, az önceki kadın öne atıldı.
“Ağam, çıkalım. Derlenip toplansınlar, sonra ne yapacağımızı konuşuruz.”
Şervan Ağa birkaç saniye daha sert bakışlarını üzerimde gezdirdi. Sonra derin bir nefes alıp başını salladı.
“Giyinin. Sonra konuşacağız.”
Kapıyı sertçe kapatıp çıktı. Kadın daha odadaydı.
Oda yeniden sessizliğe gömüldü.
Titreyen ellerimle yüzümü tuttum.
Burada neler oluyordu?
Aslan hızla yerinden fırladı, gözleri öfkeyle parlıyordu.
“Bunu sen yaptın!” diye kükredi. “Bu senin oyunun! Sakın inkâr etmeye kalkma!”
Kadın şaşkınlıkla geriye çekildi ama hemen ardından kendini toparladı.
“Ne diyorsun sen? Benim ne alakam var bununla?! Suçunu bana mı atıyorsun? Koynuna kadın mı sokacağım senin? Annelik yaptım ben sana yıllarca. Bacak kadar boyun vardı bu eve geldiğimde. Anladık kabullenemedin ama bu kadarı da fazla. ” diye bağırdı.
Aslan dişlerini sıkarak bir adım ileri attı.
“Bu kadın burada ne arıyor?! Beni nasıl bu hale soktun?!”
Kadın sert bir kahkaha attı ama gözlerinde endişe vardı.
“Beni suçlamak çok kolay değil mi, Aslan?! Ben kimseye tuzak kurmam! Her zaman böyle yaptın. Hep suçları başkasında aradın. O kadar çapkınlık elbet ayağına dolanacaktı. ”
Ama o sırada gözleri hızla bana kaydı.
Buz gibi bir bakış attıktan sonra hızla yanıma geldi. Hiç beklemediğim bir şekilde kolumu sıkıca kavradı.
Soğuk ve sert sesi neredeyse fısıltı gibiydi.
“Sen kimsin?” diye sordu, yüzüme iyice yaklaşıp gözlerimin içine baktı. “Burada ne işin var?”
Tam cevap vermek için ağzımı açtım ama parmaklarını hafifçe koluma bastırarak beni susturdu.
“Sakın ağzını açma.”
Tüm vücudum dondu. İçimde garip bir korku yükseldi.
Bu kadın ne saklamaya çalışıyordu?
Aslan öfkeyle çıktı odadan. Babasının peşinden gidiyordu sanırım. Bu insanlar kim bilmiyordum. Kadının gözlerindeki sertlik, yılan gibi soğuk ve tehditkardı.
Birden kolumu dahaa sıkıca kavradı ve sertçe sarstı.
“Üvey annen sana iyilik yaptı.” Sesi, içime işleyen bir zehir gibiydi. “Ağla, sızla aşağıda. Ama sakın ağzını açma. Buraya nasıl geldiğini de, geçmişini de anlatma. Ben ne dersem o. ”
Şok içindeydim. Kalbim çılgınca çarpıyordu. Kadının yüzündeki sert ifadeyi okumaya çalışıyordum ama zihnim hala sersemlemişti.
O ise konuşmaya devam etti, sesi daha da alçaldı ama tehditkqr tonu daha da derinleşti.
“Burası Şırnak ’ın en büyük adamının konağı. Buraya gelin geleceksin. Aslan seninle evlenecek.”
Evlenecek mi?! Midem bulandı. Şaka yapıyor olmalıydı!
Kaçmaya çalıştım ama kolumu daha da sert kavradı, neredeyse kemiğime kadar acıyı hissettim.
“Alnının karası temizlenecek.” diye fısıldadı dişlerinin arasından. “Ama eğer ağzını açıp en ufak bir şey dersen… seni Reşat’ a gönderirim.”
Kanım dondu.
“Artık kullanır mı, ‘hevesimi aldım nasılsa’ der satar mı, onu bilmem. Aklını başına al. Bu senin tek çıkış yolun. ”
İçimdeki hava çekilmiş gibi oldu. Tüm vücudum bir an dondu, ardından korku damarlarıma zehir gibi yayıldı.
Bu kadın… bu kadın Aslan denen adama bir tuzak kurmuştu ve beni de alet ediyordu.