-Geçmişte Saklananlar-

2047 Words
Karnımın sol tarafında hissettiğim ince bir sızıyla bilincim açılmış gibiydi. Boğazım kuruydu, bedenim taş gibi kaskatı kesilmişti. Gözlerimi açmak istedim ama sanki birbirine yapışmışlardı. "İki gün geçti, hâlâ uyanmadı. Bu normal mi?" "Bilmiyorum, doktor uyanır dedi. Serumu bitmek üzere… Yine uyanmazsa bu sefer son çare, hastaneye götürürüz." İki farklı erkek sesi zihnimde yıldırım gibi çakıldı. Ama çok halsizdim. Gözlerimi açmak istemedim. Son hatırladığım şey... bir adamdı. Yüzündeki yara izi bir o kadar korkunçtu. Sonrası yoktu. Kaçırılmış mıydım yoksa? "Sence... bu şekilde başında beklemek onu korkutur mu, Karun?" İşte o an, gözlerim birden açıldı. Ama bu, benim isteğim dışında gerçekleşmişti. İlk görüş alanımda, demirlerle örülmüş bir çatı vardı. Rutubet kokusunu o an fark ettim. Sanki vücut fonksiyonlarım yeni yeni uyanıyordu. Önce kendi nefesimi duydum, sonra: "Siktir, korktum a... koyayım!" diye irkilen bir ses. Karun Kurtuluş... Bu ismin etkisi miydi beni uyandıran, yoksa başka bir şey mi? Gözümdeki sis bulutu dağılınca hemen etrafıma bakındım. Aman Tanrım! Gözlerim kocaman açıldı ve yattığım yerden doğrularak oturur pozisyona geldim. Sırtımı demir bir şeye yasladım. Sese bakılırsa ranzadaydım. Göğsüm hızla inip kalkarken, “Kimsiniz? B-ben neden...” "Bak, önce bir sakin ol, tamam mı?" diyen bir kız sesi... Sağımda oturan Karun’un arkasından çıktı. Kısaydı... 1.50 falan. Saçları griye boyalıydı, gözleri siyah gibi... Garipti ama çevremdeki diğer insanlardan farklı değildi. "Dizi filmlerdeki gibi panik ataklarını çekemeyiz. Kocandan şiddet gördün, ormanda bayıldın. Karun da seni getirdi. Kendimizi tanıtacağız, merak etme. Ama önce sakin kal. Sen panik yaparsan ben de yaparım ve hiç iyi şeyler olmaz." O kadar hızlı konuşmuştu ki... Gözlerim kocaman açıldı. Dilim damağıma yapışmıştı. Ter içindeydim... "Su..." dedim, ürkekçe. Kızın çatık koyu gri kaşları bir anda düzeldi. Hafifçe havalanan yüzünde bir gülümseme belirdi. "Ha, bak bu iyi bir tepki." dedi ve elindeki suyu uzattı. "Henüz içmedim." diye de ekledi. Titreyen ellerimle bardağı aldım ve mümkün olan en yavaş şekilde bir yudum içmeye çalıştım. Sağımda oturan Karun... Kaşından inen izden tanıdım onu. Evet, her şey daha netleşiyordu. Solumda ise kızıl saçlı, ideal uzunlukta bir erkek ve hemen onun arkasında siyah saçlı, kollarını göğsüne bağlamış başka bir adam duruyordu. Hepsinin dövmesi vardı. Kaşlarında piercing, parmaklarında yüzük... Gotik desem değil, ama sıradan da görünmüyorlardı. "Evet... Şimdi uyandığına göre kendimizi tanıtalım," dedi kız neşeyle. Heyecanlıydı, sanki bu anı beklemiş gibiydi. "Ben Duru. 20 yaşındayım. Bu Karun... 28 yaşında. Bu," dedi ve kızıl saçlı, beyaz tenli adamı gösterdi, "Noyan olur kendisi. 27 yaşında. Ve kardeşi Ozan... o da 25." Ozan ve Noyan aynı boydaydılar. Noyan daha kaslı bir vücuda sahipti. İkisinin de 2 metreye yakın olduğunu düşündüm. Sonra gözlerim Karun'a kaydı. Geniş omuzlarını, yüzüne bakmadan inceledim. O yara izi gerçekten içimi ürpertiyordu. Ama garipti... Neden çığlık atmıyordum? Tam o sırada bir şeyler yeniden canlanmaya başladı kafamda. Hızla etrafa göz gezdirdim. Burası o kadar büyük bir alandı ki... sanki bir depoyu eve çevirmişlerdi. Tavan yüksekti, içerisi eşyalarla doluydu. Bir tarafta koltuk takımı, önünde konsol ve televizyon, diğer yanda mutfak... Ne kapı ne de duvar vardı alanları ayıran, ama düzenli ve temiz görünüyordu. Duvarlarda alabildiğine tablo, gitar, demirden figürler, bisiklet, kuru kafalar... İçim daraldı. İncelemeyi sonraya bıraktım. "Neden getirdiniz beni? Neden yardım ettiniz?" Karun’a baktım güçlükle. "Yardım istedin," dedi. Kaşlarımı çattım. Öyle miydi? "Sen de hastaneye götürmek yerine beni buraya mı getirdin?" Çok normal bir şeymiş gibi başını salladı. Bakışları ürkütücüydü ama sanki zarar verecek gibi de bakmıyordu. Yerimden kalktım. Başım döndü ama umurumda değildi. Kolumdaki serumu çıkardım, birkaç adım onlardan uzaklaştım. Onlar ise sadece bakışlarıyla beni takip ettiler. "Ormanda o hâlde bulunan birini, normal insanlar ya polise götürür ya da başka bir yere... Siz beni buraya..." dedim ve tekrar etrafa baktım. Sadece iki kapı görebiliyordum. "Evinize mi getirdiniz?" Karun ayağa kalktı. O sırada ne kadar uzun olduğunu fark ettim. Ben 1.75 boyundaydım ama o, diğerlerinden de uzundu. Siyah deri pantolon, siyah deri ceket ve içinde siyah bir gömlek giymişti. Saçları hafif dalgalıydı ve sol yana doğru yatıyordu. "Belki de normal insanlar değilizdir, Taçmin." "S-sen... adımı nereden biliyorsun?" "Aynı soyadından bir şeyler çıkaranı beklerdim ama... mühim değil. Uzun bir uykudan uyandın, düşünememen normal." "B-bak, ben..." "Sen ormanda şiddet gördün ve sonra Allah’a yalvardın, 'kurtar beni' diye. Ben de yardıma ihtiyacın olduğunu gördüm ve geldim. Yani..." dedi, omuz silkti, "Bir nevi Tanrı duanın cevabıyım." Ağzım açık kaldı. "Tanrı Duası... Aynı soyadı, beni tanıyorsun ve anladığım kadarıyla ailemle bir bağlantın var. Ve sen... tesadüfen orada olup beni kurtarmak için mi—" "Tam öyle söylenemez," diyerek sözümü kesti. Arkasındaki ekibe baktım. Duru az önce yattığım yatağa geçmiş, saçlarının uçlarındaki kırıkları inceliyordu. Diğer iki adam ise sakince bizi izliyordu. "Seni takip ettim." Karun’un sözleriyle direkt ona döndüm. "Ne? Neden?" "Şöyle otur, anlatayım. Uzun hikâye." "H-hayır! Ondan önce... Oğlum!" dedim, sesim giderek yükseldi. "Oğluma gitmem gerek! İki gün... hayır, kahretsin!" Hemen önümde, yani Noyan denen çocuğun arkasındaki büyük kapıya doğru koşmaya başladım. Ayaklarım çıplaktı, soğuk zemin yankı yapıyordu. "Hayır! O kapıyı açmanı tavsiye etmem!" Sözlerini umursamadım. Kapının kulbunu tutup iki yana açtığımda dudaklarımdan koca bir çığlık koptu. Ayaklarım boşluğa adım atmıştı ki, kolumdan tutularak geri çekildim. Düşmekten son anda kurtuldum. "Demiştim..." diye homurdandı Noyan ve geri çekildi. Şaşkın ve öfkeyle baktım hepsine. Sonra kapının ardındaki manzaraya döndüm. "Nasıl bir yere getirdiniz beni be?!" "Merak etme, kanatlı yaratıklar değiliz. Giriş kapısı orası değil," dedi Karun ve tek kapılı karşı tarafı gösterdi. Noyan’ı arkamda bırakıp oraya koşacakken, önüme Karun geçti. Ellerini cebine sokmuştu. "Çekil!" "Olmaz. Hem çıksan da eline bir şey geçmez." "Oğlum beni merak etmiştir!" "Ömer yanındadır. Merak etme." Sustum. Yutkundum. "Sen..." "‘Sen’ deme de artık, dinle. Anlatacağım işte." Sesindeki sabırsızlık hissediliyordu. "Melih Kurtuluş’u biliyor musun?" "Evet. Ömer’in ölen amcası." "İşte, kendisi babam olur." dedi sakince. Gözlerim kocaman açıldı. Elimi dudaklarıma kapattım. "Sen... o evden kaçan çocuk musun?" "Aynen öyle." Şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilemedim. "Bu arada, kendi isteğimle kaçmadım. Mecbur kaldım." "Neden?" Dudakları hafif kıvrıldı. Gözleri bir an parladı sanki. "Nedeni çok belli değil mi? O ailede sen üç yıl dayanamadın." Artık her şey bir rüyanın içindeymişim gibi geliyordu. Sanki oradan oraya savruluyordum, gerçeklik benden uzaklaşıyordu. Titrek adımlarla ilerleyip bir deri koltuğa oturdum. Karun da karşıma geçti, gözlerini benden ayırmıyordu. Ardından diğerleri de birer birer etrafımıza toplandı. Duru, Karun’un oturduğu koltuğun kolçağına tek kalçasıyla ilişti; kolunu Karun’un omzuna attı, dostça bir hareket gibi geldi. Noyan ve Ozan, sağımda yer alan ikili koltuğa yan yana oturdular. Ellerim hâlâ titriyordu, içimden geçen her duyguyu avuçlarımda hissediyordum. “Sana ne yaptılar?” dedim titreyen sesimle. “Ekrem Dede seni yıllardır arıyordu... hâlâ da arıyordur. Ölmeden önce seni görmek istiyordu. Hâlâ çocukluk fotoğrafını taşıyor cebinde, seni bulmak için ilanlara çıkıyor—” “Geç onları...” dedi Karun ve sesi bir bıçak gibi araya girdi. Öne doğru eğildi, dirseklerini dizlerine dayadı. Yüzüme kilitlenen keskin bakışları, içimi delip geçiyordu. “Hikâyem şu: Benim babam... önce Ömer’in babasını, yani Gökhan Amcamı vurdu. Sonra kendini.” “Hayır,” dedim hemen, şokla. “Gökhan Bey intihar etmişti, öyle biliyoruz.” “Hayır,” dedi Karun, sesi kararlı ve soğuk. Gözlerimden gözlerine geçtiğinde orada öfkenin yanı sıra hâlâ açık bir yara gördüm. “Babam onu öldürdü.” “Neden?” diye sordum fısıltıyla. Başını hafif yana eğdi, dudaklarını araladı. Birkaç saniye boyunca ne söyleyeceğini tartar gibi suskun kaldı, sonra içini çekti. Omuzları çöktü, ama sesi çıktığında tekrar kararlıydı. “Annem... yüzünden. Gökhan Amcam’la ilişkisi varmış. Hamile kalmış. Babam yurtdışından döndüğünde durumu fark ediyor, sonra gerçekler ortaya çıkıyor. Babam önce amcamı, sonra annemi, en son da kendini vuruyor.” Bu kadarını beklemiyordum. O kadar soğukkanlı ve net anlatıyordu ki şaşırmayı bile unuttum. Sadece nefes almayı hatırladım. “Eğer öyle olsaydı bilirdim... Ömer kesin söylerdi. Benden hiçbir şey saklamazdı.” “Söylemezdi,” dedi Karun, gözlerini hiç kaçırmadan. “Söylerdi!” dedim, bu kez sesimi yükselterek. Karun, başını hafif yana eğdi, dudaklarını sıktı. Gözlerinin içi alevlendi, sesi yükselmeden ama sertleşerek konuştu: “Söylemezdi çünkü sana anlattıkları hikâye onların kıçını kurtarmak için uydurdukları yalanlardı, Taçmin!” Adımı söylediği an kalbim hızlandı. Tüylerim diken diken oldu. “Peki... doğrusu ne?” dedim güçlükle, boğazım düğümlenmişti. Karun, bir an bakışlarını yere indirdi. Yumruk yaptığı elleri dizlerinin üzerinde titredi. Nefes alıp gözlerini tekrar bana çevirdi. Bu seferki bakışında öfkenin yanı sıra derin bir kırgınlık vardı. “Annem, Gökhan tarafından... tecavüze uğruyor,” dedi dişlerini sıkarak. “Susturuluyor. Karnı büyümeye başladığında, yurtdışından gelen babam bir şeylerden şüpheleniyor. Gerçekler ortaya çıkınca... Ekrem, Gökhan, Zafer, Selda, Sultan... hepsi suçu anneme yıkıyor. Gökhan’ı baştan çıkaran bir 'orospu' ilan ediyorlar annemi.” Son cümleyi öfkeyle söyledi. Çenesini sıktı, gözleri dolmuştu ama akmasına izin vermedi. Dudak kenarları titriyordu. Derin bir nefes alıp başını geri attı, boğazındaki öfkeyi bastırmaya çalıştı. O an herkes sessizdi. Duru’nun yüzündeki ifade bile donmuştu, Ozan kaşlarını çatmış, Noyan yere bakıyordu. Ben ise donup kalmıştım. Bunu... hiçbir zaman böyle duymamıştım. Kötülüklerini biliyordum ama bu başka bir şeydi. “Ve... baban... annene inanmıyor,” dedim usulca. Karun başını yavaşça salladı. Sonra dikleşti, bedenini toparladı. İçinde öyle çok şey birikmişti ki artık taşmasın diye kendini zorluyordu. “O evde... annem öldükten sonra istenmedim,” dedi Karun, sesi düşük, gözleri uzaklara dalmıştı. “Sadece dedem... sadece o severdi beni. Belki de babama çok benzediğim içindi... Ömer ve Faruk, babalarının katili olarak gördükleri annemle babamın öfkesini bana eziyet ederek çıkarıyorlardı.” Başını öne eğdi. Yumruk yaptığı elleri dizlerinin üzerinde duruyordu. Sesindeki titrek tınıya rağmen cümleleri netti. “Ortaokula gidiyordum... Her gün zorbalık, itiş kakış içindeydim. Dedeme hiçbir şey diyemezdim çünkü... hak verirdim onlara. Annemle babamın günahlarına 'tamam' demiştim. Onların uydurduğu hikâyeye ben de inanmıştım. Ta ki...” Yutkundu. Yüz kasları gerildi, sesi daha da yavaşladı. “Ta ki... annemin oyuncak ayımın içine gizlediği bir notu bulana kadar. Tesadüfen fark ettim içinde bir şey olduğunu. Yırtıp açtım. Annemin el yazısını her yerde tanırdım... Derslerime onunla çalışırdım, bazen ödevlerimi bile yazardı.” Gözlerini yere indirdi. Parmak uçları koltuğun kenarına sıkıca bastı. “O notta... her şeyi anlatmıştı. Öleceğini biliyormuş, ya da en azından benden bir şekilde gideceğini... Başına gelenleri, Gökhan itinin yaptığı şerefsizlikleri, her şeyi yazmış. Ölmeden bir gün önce... Babamın eve dönüşünden bir gün önce. Kaçmamış. Beklemiş. Öleceğini bile bile...” Gözleri bir noktaya sabitlendi. Duruşu sertti ama yüzünde derin bir sarsıntının izleri vardı. İnanırdım, biliyor musunuz? Hiç düşünmeden. Zaten hep bir gariplik vardı. Karun konuştukça, içimdeki eksik parçalar tamamlanıyordu. Ömer’in ailesinden hiç söz etmemesi...Annesiyle iletişiminin koparma sebebini.. Beş evden birinin hep boş oluşu. Ben hep, "Melih Bey’in evi, saygıdan girilmiyor" sanmıştım. Ama niyet bambaşkaymış. “Öyle işte...” dedi Karun, derin bir nefes aldı. “Sonra bunları öğrenince... kaçtım evden. Çünkü annem bana o evdeki herkesin pisliğini fark ettirdi. Sokaklarda büyüdüm. İşlerde çalıştım. Sonra bu üç serseriyle tanıştım.” Dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi. Duru, Noyan ve Ozan aynı anda ona dostça gülümsediler. İçlerinde bir güven bağı, sessiz bir anlaşma vardı. “Bir gün intikam alacaktım... Ama onun için önce güçlenmem lazımdı. Ya da... cesaret.” “Beni neden takip ettin?” diye sordum yavaşça. Ellerim hâlâ titriyordu. “Uzaktan izliyordum sizi,” dedi. “Gördüğün şiddeti, eziyeti... Hepsini. Kaçtığını gördüğümde seni takip ettim. Sonra kocan seni yakaladı, ormana doğru götürdü. Peşinizden gittim. Öncelikle... özür dilerim. Seni o dayağın içinden kurtaramadığım için. Ama boşanman işime gelecekti ve... kendimi o an göstermem, yıllardır düşündüğüm planı bozmak olurdu.” Bir şey diyemedim. Ne diyebilirdim ki? İzlemişti. Dayak yiyişimi... izlemişti. “Benim boşanmam neden senin işine yarayacaktı? Anlamadım.” “Seninle ittifak kurmak için,” dedi, tek seferde, tereddüt etmeden. “Nasıl bir ittifak bu? Bu hâle gelmemi beklemeden gelseydin belki şu an çocuğum yanımda olurdu ve—” “Çocuğunun babasında kalması lazımdı.” Bu sözler kanıma dokundu. Sinirle ayağa fırladım. “Ne diyorsun sen be?!” Karun da ayağa kalktı, önüme geçti. Göz göze geldik. “Diyorum ki, ittifak kurmamız için senin boşanman lazımdı,” dedi. Sesi kararlıydı. “Çocuğunu kaçırsaydın bile, yine o uzaktan ‘mükemmel’ görünen aile sitesine girmek zorunda kalacaktın. Boş yere onları kızdırmış olurdun.” “Bir dakika, bir dakika... Ne saçmalıyorsun sen?” dedim. “Neden kaçtıktan sonra onların evine geri gireyim?” Karun, gözlerini kıstı. Derin bir sessizlikten sonra bir adım daha yaklaştı. “Çünkü sen, benimle birlikte tekrar Kurtuluş ailesinin içine gireceksin... Taçmin Pera.” Güldüm. Sinirden, çaresizlikten, tüm bu saçmalığa karşı duyduğum inançsızlıktan... “Sahi mi?” dedim alaycı bir gülüşle. “Ne olarak?” Karun’un yüzüne baktım. Gözleri gülüyordu ama içinde samimiyet değil, planlı bir kararlılık vardı. O gülüş... yumuşak değildi. Soğuk, hazırlıklı bir gülüştü. “Karım olarak.” Duyduğum iki kelime... içimde ne varsa donup kalmasına yetti. Yüzümdeki gülümseme yarım kaldı. Gözlerim büyüdü. Kalbim duraksadı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD