Kollarımı sımsıkı sardığım Zeynep’in bedeni, ağzımdan dökülen son kelimelerle birlikte aniden kaskatı kesildi. Zeynep’in nefes alışverişlerinin hızlandığını, göğsünün öfkeyle inip kalktığını hissettim. Sırtımı sıvazlayan elleri durdu. Sonra, hiç beklemediğim kadar sert bir hamleyle omuzlarımdan tutup beni kendinden uzaklaştırdı. Gözyaşlarıyla ıslanmış, kızarmış gözlerini doğrudan gözlerime diktiğinde o şefkatli dostum gitmiş, yerine öfkeden deliye dönmüş, burnundan soluyan yabancı biri gelmişti. “Ben mahvoldum Zeynep...” diye fısıldadım çaresizce, onun bu tepkisini anlamlandırmaya çalışarak. “Artık bir hayatım olmayacak. Sevdiğim adamı da kaybettim, geleceğimi de. Doğukan beni kurtaracaktı, o ahırdan alıp götürecekti. Yusuf abi önüme taş koydu, farkında değil. Sevdiğim adamı döve döve el

