Ateş, arabasının içinde direksiyona yaslanmış halde ne kadar oturduğunu bilmiyordu. Dışarıda sicim gibi yağan yağmur, ön cama vurup karmaşık desenler çizerek süzülürken, gözleri doğrudan restoranın o loş, sıcak ışıklar saçan pencerelerine kilitlenmişti. İçeride Elif’in o İtalyan’la, Aleks’le yan yana yürüyüp arka odaya geçişi zihnine bir kor gibi düşmüştü. Bir yanda Sanem’in kurduğu o soğuk, sinsi ve çıkmaza sürükleyen evlilik tuzağı; diğer yanda Elif’in kendisini her fırsatta acımasızca, tek bir zerre bile umursamadan tepeleyip geçişi. Ateş, hayatı boyunca hiçbir kadının önünde eğilmemiş, hiç kimseye teslim olmamıştı. Fakat şimdi kendi gücünün, holdinginin ve servetinin o karanlık boşlukta hiçbir işe yaramadığını iliklerine kadar hissediyordu. Motoru çalıştırmadan, karanlığın ortasında f

