KARISINI ALDATAN 🐞

3000 Words
Ateş’in gözleri aralandığında, masif ahşap masanın üzerindeki o rüya kırıntıları ve zihninin ona oynadığı o yakıcı oyunlar yavaş yavaş dağıldı. Gördüğü o rüya, bilincinin derinliklerine gizlediği açlığın en sert, en dizginlenemez dışavurumu olsa da gerçekliğin soğuk ve ayaz havası rezidansın odasına anında doldu. Ateş, yataktan kalkıp çıplak ayaklarıyla buz gibi ahşap zemine bastı. Bedenindeki o hayali dokunuşların sızısı hâlâ tazeydi ama zihnindeki o keskin gerçeklik tek bir şeyin altını çiziyordu: Elif, o rüyadaki gibi onun kollarına hemen atılacak, pes edecek ya da onun gücünün önünde eğilecek bir kadın değildi. ​Elif, hayatını kimseye hesap vermeden yaşayan, kendi kurallarını kendi koyan, geçmişinde tek bir dikili taşı ya da sığınacak tek bir ailesi olmayan tek tabanca bir kadındı. Kimsesizliğin getirdiği o devasa katılık, onu kırılması imkansız bir zırhla kaplamıştı. Hayatında tutunduğu tek gerçek dostu, sırdaşı ve iş ortağı olan Ezgi’ydi. İkisi sırt sırta vererek kurdukları o şık, loş ve lüks restoranı işletiyor, şehrin en seçkin kitlesini orada ağırlıyorlardı. Ama Elif’in bir kuralı vardı: Gece çöktüğünde zihnindeki o kimsesizlik boşluğunu ve içindeki yırtıcı arzuyu söndürmek için her gün farklı bir adamı yatağına alıyor, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte o adamları hayatından bir çöp gibi süpürüp atarak hiçbir şey olmamış gibi restoranın başına geçiyordu. Ağzı son derece cüretkar, konuşmaları arsız ve filtresizdi. Dilindeki o acımasız ve arsız açıklık, erkeklerin egosunu yerle bir ederken onları kendine daha da köle yapıyordu. ​Ateş ise tamamen farklı bir hapsin içindeydi. Ailesinin holding çıkarları, soyadı ve prestij uğruna zorla yaptığı o kağıt üzerindeki evlilik, onun hayatındaki en büyük prangaydı. Karısıyla aralarında ne bir aşk ne bir saygı ne de bir karı-koca ilişkisi kalmıştı. İkisi de aynı çatı altında iki yabancı gibi yaşıyor, Ateş karısının ne yaptığına karışmıyor, karısı da Ateş’in hayatına müdahale edemiyordu. Ateş, bu sahte evliliğin getirdiği o boğucu baskıdan kaçmak için taze tenlerde, her gece başka bir kadının kollarında özgürlük arıyordu. Şehrin en güçlü holding adamlarından biri olarak istediği her kadına tek bir işaretiyle sahip olabilirdi. Biri hariç: Elif. ​Ateş, Elif’i ilk gördüğü andan beri karşı konulmaz bir arzuyla, yakıcı bir tutkuyla istiyordu. Holdingin o kasvetli toplantılarından, sahte evliliğin boğucu havasından kaçıp her akşam Elif’in restoranına gidiyor, bar tezgahına oturup kadını izliyordu. Ama Elif, Ateş’in o kibirli duruşunu, parasını, gücünü ve etrafındaki tüm erkekleri dize getiren aura’sını zerre kadar umursamıyordu. Ateş ne zaman ona yaklaşmaya çalışsa, ne zaman o güçlü ellerini kadının beline dolamak istese, Elif o arsız ve keskin diliyle Ateş’i öyle bir reddediyordu ki, Ateş’in o mağrur gururu her defasında yerle bir oluyordu. Elif, her gece başka bir adamla yatağa giriyor ama Ateş’i her seferinde kapı dışarı ediyordu. Çünkü Elif, Ateş’in içindeki o sahip olma hırsını görüyor ve ona istediği o tatmin duygusunu vermemekten büyük bir haz alıyordu. ​Ateş, giyinme odasına geçip üzerine siyah gömleğini ve koyu renk ceketini giydi. Aynadaki yansımasına bakarken rüyasında Elif’i o bar tezgahına ya da holding masasına oturtup dize getirdiği anları hatırladı. Gerçekte ise durum tam tersiydi. Elif onun yüzüne bakıp arsızca gülüyor, onunla dalga geçiyor ve onu arzudan çıldırtıp tek başına bırakıyordu. Ateş, manşet ikizlerini takarken dişlerini sıktı. Bugün o restorana yine gidecekti. O reddedilişlerin, o ağır arsız cümlelerin hesabını sormak ve kadının o aşılmaz engellerini yıkmak için her zamankinden daha kararlıydı. ​Arabasına binip şehrin akıp giden trafiğine daldığında zihni tamamen Elif ile doluydu. Karısının sabahın erken saatlerinde evden çıkıp kendi dünyasına akmasını umursamamıştı bile; aralarındaki o sahte nikah bağı sadece kağıt üstünde bir formaliteden ibaretti. Ateş için tek gerçek, Elif’in teninin kokusu, o arsız dudaklarından dökülen kışkırtıcı kelimeler ve kadının ona karşı sergilediği o aşılmaz dik başlılıktı. ​Bu sırada şehrin diğer tarafındaki restoranda hummalı bir çalışma vardı. Restoranın devasa ahşap kapıları henüz müşterilere açılmamıştı. Loş ışıklar altındaki salonda, zeminler siliniyor, masalara kristal kadehler diziliyordu. Elif, bar tezgahının arkasında durmuş, üzerinde göğüs dekoltesi cüretkar olan siyah bir elbiseyle barmen ekipmanlarını kontrol ediyordu. Saçlarını omzundan aşağı serbest bırakmıştı. Yüzünde, dün geceden kalan o hareketli saatlerin yorgunluğundan ziyade, hayatı dilediği gibi yaşamanın verdiği o umursamaz tazelik vardı. ​Dün gece yatağına aldığı adam, sabahın ilk ışıklarında Elif’in soğuk sesiyle uyanmış, kadının "Giyin ve çık, kahvaltı servisi yapmıyorum," diyen arsız ve net tavrıyla eşyalarını toplayıp gitmek zorunda kalmıştı. Elif için o adamların hiçbirinin ismi, yüzü ya da ruhu önemli değildi. Onlar sadece bedenindeki o anlık yangını söndürmek için kullandığı birer araçtı. ​Ezgi, elindeki rezervasyon listesi ve tabletle mutfak kapısından çıkıp bar tezgahına doğru adımladı. Elif’in yanına yaklaşırken arkadaki koltuklara şöylesine atılmış bir ceket gördü ve gözlerini devirerek derin bir iç çekti. ​"Yine mi Elif?" dedi Ezgi, sesinde hem bir dostun kaygısı hem de alışkanlığın getirdiği bir bıkkınlıkla. "Yine sabahın köründe yeni birini mi yolladın kapıdan? Gerçekten bir gün bu adamlardan biri burada olay çıkaracak diye korkuyorum. Hiç mi acıman yok senin? Adamlara eşya muamelesi yapmaktan ne zaman vazgeçeceksin?" ​Elif, kristal bir bardağı kurularken hafifçe kıkırdadı. O arsız, kışkırtıcı gülümsemesi dudaklarının kenarına yerleşti. Bardak kurulamayı bırakıp Ezgi’ye doğru eğildi, gözlerinde en ufak bir pişmanlık ya da tereddüt yoktu. ​"Olay mı çıkaracaklar?" dedi Elif, sesi bir yılan gibi kıvrılarak, son derece rahat ve arsız bir tonla. "Çıkaramazlar tatlım. Çünkü hepsi gidene kadar ne kadar harika bir gece geçirdiklerini düşünüyor, kapıdan çıkarken de o arsız gururlarına yediremeyip tıpış tıpış gidiyorlar. Bedenimi kullanmak isteyen erkeklere karşılık, ben onların egosunu ve bedenini kullanıyorum. Hem sen bilmiyor musun, benim bu dünyada kimseye verecek bir hesabım da yok, bekleyecek bir ailem de. Bu hayat benim, geceler de benim. Canım kimi isterse onu alır, sabah da çöpe atarım." ​Ezgi sandalye çekip oturdu. Elif’in bu kimsesizliğin arkasına sakladığı devasa zırhı çok iyi biliyordu. Çocukluğunu bir yetiştirme yurdunda geçiren, tek başına bu restorana kadar tırnaklarıyla kazıyarak gelen Elif, kimseye bağlanmamak için etrafına öylesine dik bir duvar örmüştü ki, içeri kimseyi almıyordu. Adamları sadece yatağına alıyor ama ruhuna asla dokundurtmuyordu. ​"Peki ya Ateş?" dedi Ezgi, gözlerini Elif’in yüzüne dikerek. "Her akşam buraya geliyor. O adam diğerlerine benzemez Elif. Holding sahibi, arkasında devasa bir güç var, üstelik adam senin için yanıp tutuşuyor. Dün gece yine bar tezgahının kenarında gözlerini senden ayırmadı. Sana baktıkça adamın gözlerinden alev çıkıyor. Karısıyla formalite icabı evli olduğunu, kendi hayatında özgür takıldığını biliyorsun. Neden ona bir şans vermiyorsun? Adam seni arzudan çıldırtacak noktaya geldi." ​Elif, elindeki kadehi bar tezgahına sertçe koydu. Çıkan o keskin ses salonda yankılandı. Gözlerinde aniden beliren o yırtıcı ve küçümseyici alev, Ateş’in adı geçtiğinde hemen ortaya çıkıyordu. ​"Ateş mi?" dedi Elif, dudaklarını bükerek arsız bir kahkaha attı. "O kibirli holding budalası mı? O zannediyor ki parasıyla, lüks arabasıyla, o paşalar gibi duruşuyla her kadını yatağına çekebilir. Evliymiş ama karısına karışmıyormuş, karısı da ona karışmıyormuş... Bana ne onun sahte evliliğinden ya da her gece başka bir kadınla yatmasından? O adam alışmış etrafındaki kadınların onun önünde diz çökmesine. Beni de o koleksiyonuna katabileceğini sanıyor." ​Elif, tezgahın üstünden Ezgi’ye doğru biraz daha yaklaştı. Sesi kışkırtıcı bir fısıltıya dönüştü. ​"Her gece kapımdan başka bir adam çıkarırım Ezgi, ama Ateş o yatağa asla giremez. Çünkü o adam bana her yaklaştığında, o belimi tutmaya çalıştığında gözlerindeki o 'sen benim olacaksın' kibirini görüyorum. İşte tam da bu yüzden onu reddetmek, onun o kırık gururunu yüzüne vurmak bana dünyadaki en büyük hazzı veriyor. O beni arzuladıkça, ben onu kapının önüne koyuyorum. Benimle yatmak için nelerini vereceğini biliyorum ama ona o tatmini asla yaşatmayacağım. Bırak o holding koridorlarında kendi arzusuyla kavrulsun." ​Ezgi başını salladı. "Sen tam bir şeytansın Elif. Adamı delirtiyorsun. Ama dikkat et, o adamın da bir sabır sınırı var. Bir gün o kibri patlarsa seni bu restoranda köşeye sıkıştırır." ​"Sıkıştırsın bakalım," dedi Elif, gözlerini kırpıştırayak arsızca. "Kim kimi köşeye sıkıştırıyor görürüz. Ben o adamın ciğerini biliyorum." ​Öğleden sonra saatleri hızla geçti. Restoran yavaş yavaş dolmaya, loş ışıkların altında hafif caz müzik yayılmaya başladı. Şehrin zengin kitleleri, iş adamları, sosyete masaları dolduruyordu. Elif, barın arkasında büyüleyici duruşuyla kokteyller hazırlıyor, müşterilerle arsız ve flörtöz sohbetler ediyor, restoranın havasını tamamen kendi yönetiyordu. ​Hava tamamen karardığında, kapıdaki görevli ağır ahşap kapıyı açtı. İçeri giren beden, salondaki tüm havanın anında değişmesine neden oldu. Ateş, siyah takımı, açık gömlek yakası ve etrafa yaydığı o soğuk, ezici aura ile içeri adım attı. Gözleri salonda tek bir noktayı aradı ve anında buldu: Bar tezgahının arkasında, müşterilerden birine flörtöz bir şekilde gülümsayarak kokteyl hazırlayan Elif’i. ​Ateş’in çenesi kasıldı. Göğsünde yükselen o kıskançlık ve arzu fırtınası, rüyasındaki anlarla birleşerek kanını tutuşturdu. Adımlarını doğrudan bar tezgahına doğru yöneltti. Yüksek bar sandalyelerinden birine oturdu. Masaya ellerini koyduğunda, Elif onun geldiğini hissetti ama istifini hiç bozmadı. Önündeki bardağı müşteriye sunup tebessüm ettikten sonra yavaşça Ateş’e döndü. ​Elif’in yüzünde o sinir bozucu, kışkırtıcı ve arsız gülümseme belirdi. İki eliyle tezgahtan destek alarak Ateş’e doğru eğildi. Göğüs dekoltesi Ateş’in tam gözlerinin önüne serildi ama Elif’in gözlerindeki alaycı ifade her şeyden daha yakıcıydı. ​"Ooo, holdingimizin meşgul patronu yine burada," dedi Elif, sesi salondaki müziğin ritmine karışan arsız bir melodi gibiydi. "Yine mi evdeki o sahte huzurdan kaçtın Ateş? Yoksa bu gece yatacak başka bir kadın bulamadın da şansını yine benim kapımda mı denemeye geldin?" ​Ateş, gözlerini kadının arsız dudaklarına dikti. Sesi derin, boğuk ve tehlikeli bir tonda çıktı. ​"Konuşmana dikkat et Elif," dedi Ateş, elini tezgahın üzerine uzatıp kadının parmaklarının hemen yanına koyarak. "Benim nerede ve kiminle olduğum seni ilgilendirmez. Ama senin her gece başka bir adamı yatağına alıp bana gelince bu duvarları örmen... İşte bu benim sabrımı zorluyor." ​Elif hafifçe kıkırdadı, başını geriye doğru atarak adamın bu ciddi ve sert tavrıyla dalga geçti. ​"Sabrın mı zorlanıyor?" dedi Elif, sesindeki alayı hiç gizlemeden. "Vah kıyamam patrona! Ne yapacaksın Ateş? Holdingini üstüme mi yapacaksın? Yoksa o evli halinle bana ahlak dersi mi vereceksin? Karının ne yaptığı umurunda değil, her gece başka bir kadının koynundasın ama buraya gelip bana hesap sormaya çalışıyorsun. Ben sana söyleyeyim: Seninle yatmayacağım. Dün gece başkasıylaydım, bu gece de canım kim isterse onunla olacağım. Ama sen... sen sadece izleyeceksin." ​Ateş, tek bir ani hareketle elini uzatıp Elif’in bileğini sımsıkı kavradı. Aralarındaki o metalik ve ahşap tezgah engeli olmasa kadını çekip göğsüne bastıracaktı. Parmakları kadının sıcak tenini ezerken gözlerinden adeta kıvılcımlar saçılıyordu. ​"Beni sınama Elif," dedi Ateş, dişlerinin arasından fısıldayarak. "Seni o rüyalarımdaki gibi bu tezgahın üzerine oturtup o arsız dilini nasıl susturacağımı çok iyi biliyorum. Sen o adamları sadece zihnindeki boşluğu doldurmak için kullanıyorsun. Ama senin aradığın o yangın benim tenimde. Biliyorsun." ​Elif, bileğindeki o sert baskıya rağmen geri adım atmadı. Aksine, yüzünü Ateş’in yüzüne daha da yaklaştırdı. Dudakları adamın dudaklarına o kadar yakındı ki, breath’leri birbirine karışıyordu. Elif’in gözlerinde ne bir korku ne de bir pes etme ibaresi vardı; sadece saf bir cüretkarlık parıldıyordu. ​"Rüyalarında mı?" diye fısıldadı Elif, arsızca sırıtarak. "Rüyalarında beni istediğin gibi yönetebilirsin patron. Ama gerçek dünyada o ellerin benim tenime dokunamaz. Sana o zevki vermeyeceğim. Sen benim için sadece bar tezgahımın kenarında oturan, parası bol ama istediğini alamayan o çaresiz adamlardan birisin. Bileğimi bırak şimdi, yoksa seni bu restorandan güvenlik eşliğinde attırırım. Bakalım o holding gururun bunu kaldırabilir mi?" ​Ateş, kadının gözlerindeki o sarsılmaz iradeyi görünce kaslarının gerildiğini hissetti. Elif’in bileğini yavaşça bıraktı ama bakışlarını kadından çekmedi. Kadın, bileğini hafifçe ovup arkasını döndü ve başka bir müşteriye doğru adımladı. ​Ateş, önündeki viski kadehini tek bir hamlede kafasına dikti. Alkolün boğazını yakan sıcaklığı, içindeki öfkeyi ve arzuyu söndürmeye yetmiyordu. Elif’in onu her defasında böyle arsızca reddetmesi, yüzüne karşı bu kadar filtrelenmemiş kelimeler kullanması, Ateş’in içindeki o yırtıcı avcıyı daha da besliyordu. Kadının kimsesiz olduğunu, bu yüzden kimseye eyvallahı olmadığını biliyordu. Ama Ateş için Elif artık bir arzu nesnesinden çok daha fazlası, dize getirilmesi gereken amansız bir kaleydi. ​Gece ilerledikçe restoranın kalabalığı azaldı. Saat gece yarısını geçtiğinde salonda sadece birkaç masa kalmıştı. Elif, barın arkasında tezgahı silerken yanına şık, iyi giyimli genç bir adam yaklaştı. Adam, Elif ile flört etmeye, kadına iltifatlar yağdırmaya başladı. Elif ise o arsız gülümsemesiyle adama karşılık veriyor, adamın elini tutmasına izin veriyor ve Ateş’in görebileceği bir açıda duruyordu. ​Ateş, barın köşesindeki karanlıkta oturmuş, bu sahneyi izliyordu. Oturduğu sandalyeyi sıkan parmakları ahşabı çatlatacak kadar sertleşmişti. Elif’in o adama nasıl gülümsediğini, adama nasıl kışkırtıcı bakışlar attığını gördükçe içindeki o canavar serbest kalmak için duvarları zorluyordu. Elif, o adamı bu gece yatağına alacaktı; bunu çok açık bir şekilde sergiliyordu. Ve Ateş’i reddettiği aynı gecede, gözünün önünde başka bir adamla gitmek üzereydi. ​Restoran kapanış saatine geldiğinde kalan müşteriler de çıktı. Ezgi, mutfaktaki personeli uğurlayıp hesapları kontrol etmek için arka odaya geçti. Salonda sadece bar tezgahının arkasındaki Elif, kapının yanındaki o genç adam ve barda oturmaya devam eden Ateş kalmıştı. ​Genç adam, Elif’e doğru yürüyüp elini kadının beline koydu. "Gidelim mi artık güzelim?" dedi adam, kendinden emin bir edayla. ​Elif, adama doğru gülümsedi. Ama tam o anda Ateş oturduğu sandalyeden kalktı. Uzun ve devasa gövdesiyle aralarındaki mesafeyi birkaç adımda kapattı. Ateş’in etrafa yaydığı o ezici, tehlikeli aura odadaki havayı bir anda buz kesti. ​Ateş, tek bir hamlede genç adamın elini Elif’in belinden sertçe söküp attı ve adamı geriye doğru savurdu. Genç adam neye uğradığını şaşırarak geriledi. ​"Ne yapıyorsun ulan sen?" diye bağırdı genç adam. ​Ateş, adama doğru bir adım atıp gözlerinin içine baktı. Sesi bir ölüm tehdidi kadar soğuk ve netti. ​"Kaybol buradan," dedi Ateş. "Tek bir kelime daha edersen seni bu şehirden silerim. Hemen şimdi dışarı çık." ​Genç adam, Ateş’in üzerindeki o pahalı takımı, gözlerindeki yırtıcı katilliği ve duruşundaki devasa gücü fark edince itiraz bile edemedi. Elif’e kısa bir bakış atıp kapıya doğru koşar adımlarla ilerledi ve restoranı terk etti. ​Elif, kollarını göğsünde birleştirmiş, olan biteni büyük bir sakinlik ve arsız bir keyifle izliyordu. Adam gittikten sonra Ateş’e doğru bir adım attı. ​"Ne sanıyorsun sen kendini Ateş?" dedi Elif, sesi kışkırtıcı bir alayla doluydu. "Benim geceme müdahale edebileceğini mi? O adam benimle gelecekti. Sen kim oluyorsun da benim erkeğimi kapı dışarı ediyorsun? Holdingindeki çalışanların mı var karşında?" ​Ateş, Elif’in üzerine doğru yürüdü. Kadını bar tezgahı ile kendi gövdesi arasına sıkıştırdı. İki elini kadının iki yanından tezgaha dayadı. Aralarındaki mesafe tamamen sıfırlanmıştı. ​"Başka bir adamla gidemezsin Elif," dedi Ateş, nefesi kadının yanaklarını yakarken. "Gözümün önünde başka bir adamı yatağına almana izin vermeyeceğim. Beni duydun mu? Başka hiçbir adama gitmeyeceksin." ​Elif, başını hafifçe geriye atıp Ateş’in gözlerinin içine baktı. Yüzünde yine o yıkıcı, arsız gülümseme belirdi. Elini kaldırıp Ateş’in göğsüne koydu ve adamı hafifçe itmeye çalıştı ama Ateş bir dağ gibi yerinden kıpırdamadı. ​"Sana mı soracağım Ateş?" dedi Elif, arsız bir fısıltıyla. "Benim kimsem yok. Beni bağlayan tek bir zincir yok. Evli olan sensin, karısını aldatan sensin, sahte bir dünyada yaşayan sensin. Ben ise özgürüm. Canım kimi isterse onu yatağıma alırım. Bu gece o adamı yolladın ama yarın gece başkası gelecek. Ondan sonraki gece yine başkası. Ama o yatağa sen asla giremeyeceksin. Beni anladın mı? Sen benim için sadece bir hiçsin." ​Bu sözler, Ateş’in zihnindeki tüm ipleri kopardı. Ateş, kadının çenesini sertçe kavrayıp yüzünü kendine sabitledi. ​"Bana bir hiç diyemezsin," dedi Ateş, sesi arzu ve öfkeyle boğulmuş bir şekilde. "Beni arzuladığını biliyorum Elif. O adamların hiçbiri seni benim gibi yakamaz. Seni bu tezgahın üzerine oturtup o gururunu kırana kadar buradan gitmeyeceğim." ​Elif, çenesi adamın parmakları arasında olmasına rağmen arsızca kıkırdadı. Gözlerini Ateş’in dudaklarına kaydırdı, sonra tekrar gözlerine baktı. ​"Dene bakalım patron," dedi Elif, meydan okuyan bir sesle. "Beni zorla mı alacaksın? O kadar düştün mü? Gücün, paran, holdingin beni teslim almaya yeter mi sanıyorsun? Beni bedenimle korkutamazsın. Ben o yollardan çoktan geçtim. Beni dize getirmek istiyorsan bana boyun eğdirecek gücü bulmalısın. Ama sende o yok. Sen sadece arzunun kölesi olmuş bir adamsın." ​Tam o sırada arka odanın kapısı açıldı ve Ezgi salona girdi. İkisini o vaziyette görünce adımlarını durdurdu. ​"Elif? Ateş Bey?" dedi Ezgi endişeyle. "Burada ne oluyor?" ​Elif, gözlerini Ateş’ten ayırmadan, adama kışkırtıcı bir bakış daha attı. Ateş yavaşça kadının çenesini bıraktı ama geriye tek bir adım bile atmadı. ​"Bir şey olduğu yok Ezgi," dedi Elif, sesi son derece rahat ve arsız bir tondaydı. "Ateş Bey yine rüyalarından uyanamamış, bana patronluk taslamaya çalışıyordu. Ama ona dükkanı kapattığımızı ve gitmesi gerektiğini söylüyordum." ​Ateş, derin bir nefes alarak üzerindeki ceketini düzeltti. Kadının bu yıkılmaz tavrı, onu pes ettirmek yerine içindeki o ateşi daha da körüklemişti. Elif’in yüzüne son bir kez baktı. Gözlerinde, geleceğe dair tehlikeli bir söz vardı. ​"Bu gece o adamı yolladım Elif," dedi Ateş, sesi odadaki herkesi donduracak kadar net ve karanlıktı. "Yarın gece de geleceğim. Ondan sonraki gece de. O arsız dilin sustuğu, o reddedilişlerin bittiği gün gelecek. Ve o gün, bu restoranın tezgahında ya da o yatakta, kimin kime boyun eğdiğini bütün şehre göstereceğim." ​Ateş, arkasını dönüp devasa adımlarla restoranın kapısına doğru yürüdü. Ağır ahşap kapıyı vurarak dışarı çıktı. ​Ezgi, Ateş gittikten sonra hızla Elif’in yanına koştu. Elif hâlâ bar tezgahına yaslanmış, kapıya doğru bakıyordu. Yüzündeki o arsız gülümseme hâlâ duruyordu ama gözlerinde hafif bir titreme vardı. Ateş’in o ezici varlığı, rüyalarındaki o yırtıcı adam imajı Elif’in bile zihninde derin izler bırakıyordu. ​"Çıldırdın mı sen Elif?" dedi Ezgi nefes nefese. "Adamı iyice çileden çıkardın! Görmüyor musun, bu adam diğerlerine benzemiyor. Seni gerçekten mahvedebilir!" ​Elif, barın üzerindeki kadehi eline alıp içindeki son yudumu kafasına dikti. Kadehi tezgaha sertçe vururken Ezgi’ye döndü. Yüzündeki o umursamaz, arsız ve güçlü ifade geri gelmişti. ​"Mahvedemez Ezgi," dedi Elif, sesi bir bıçak kadar keskin. "O beni mahvedemez çünkü benim kaybedecek hiçbir şeyim yok. Ailem yok, sığınacak bir limanım yok, kaybedecek bir unvanım yok. Ama onun her şeyi var. O holdingi, o sahte evliliği, o karizması... Ben o adamı kendi arzusuyla yakacağım. Her gece buraya gelecek, her gece bana dokunmak için yalvaracak hale gelecek ama ben onu her gece reddedeceğim. Bakalım kim kimi mahvediyor." ​Elif, barın arkasından çıkıp ceketini üzerine aldı. Restoranın ışıkları tek tek sönerken dışarıdaki puslu geceye baktı. Ateş’in arabasının garajdan çıkıp hırsla uzaklaşan motor sesini duyar gibi oldu. Elif, dudaklarının kenarında beliren o karanlık tebessümle kendi evine doğru yürümeye başladı. ​Gece bitmişti ama aralarındaki o amansız savaş henüz yeni başlıyordu. Ateş, sahte evliliğinin soğuk duvarları arasında Elif’in arsız cümleleriyle kıvranırken; Elif, kimsesizliğinin getirdiği o çelikten zırhla kendi gecelerine akmaya devam edecekti. Ve ikisi de çok iyi biliyordu ki, bir sonraki günün akşamı o restoranın loş ışıkları altında o alev yeniden patlayacak, reddedilişler ile arzunun o amansız çatışması sabahın ilk ışıklarına kadar sürecekti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD