SABAHA KADAR+18 🐞

773 Words
Yatağın üzerindeki loş ışık, tenlerinin birbirine her kenetlenişinde odanın duvarlarına devasa ve ritmik gölgeler düşürüyordu. Elif, adamın altındaki çarşafı parmaklarının arasına sıkıştırıp tırnaklarını kumaşa geçirirken, vücudundaki her bir hücrenin o yoğun arzuyla kavrulduğunu hissediyordu. Üzerindeki tüm giysilerden tamamen arınmış olan yabancı, kaslı ve sert gövdesiyle Elif’in üzerine eğildi; göğüs kafesi, kadının hızla inip kalkan göğsüne her temas ettiğinde aralarında yeni bir kıvılcım çakıyordu. Dudakları yeniden bir araya geldiğinde bu kez daha derin, daha vahşi ve adeta birbirlerinin nefesini tamamen tüketmek isteyen bir açlıkla birleştiler. Adamın dili, Elif’in ağzının içinde pervasızca hüküm sürerken, elleri kadının ince belinden aşağıya, kalçalarına doğru indi ve onu yatağın üzerinde yavaşça ters çevirdi. Elif, dizlerinin ve dirseklerinin üzerinde, yatağın yumuşak zeminine teslim olmuşken sırtında adamın yakıcı nefesini hissetti. Adam, Elif’in kalçalarını kavrayıp onu kendine doğru çekerken, dudaklarını kadının omurgası boyunca yavaşça ve yalayıp emerek indirmeye başladı. Teninde bıraktığı o ıslak ve sıcak izler, Elif’in başını yastığa gömerek boğuk bir şekilde inlemesine neden oluyordu. Bu pozisyon, aralarındaki o hayvani ve ilkel çekimi en üst noktaya taşımıştı. Adam, hiçbir acele göstermeden ama her dokunuşunda mutlak bir sahiplenmeyle Elif’in bedenini esir alıyordu. Parmakları, kadının bacaklarının iç kısmında arsızca gezinirken, Elif kalçasını arkaya doğru iterek bu amansız birleşmenin başlaması için sabırsızlandığını gösterdi. Adam, kadının bu cüretkar daveti karşısında daha fazla bekleyemedi ve tek bir güçlü, derin hamleyle Elif’in içine süzüldü. Odanın sessizliği, ikisinin de birbirine karışan ağır soluklarıyla ve tenlerinin birbirine çarparken çıkardığı o boğuk, ritmik seslerle tamamen paramparça olmuştu. Elif, içindeki o doluluk ve yoğun hisle başını geriye doğru attı, saçları adamın göğsüne dökülürken dudaklarından firar eden arsız inlemeleri gizleme gereği duymadı. Adam, kadının belini iki yanından sıkıca kavrayarak hareketlerini daha da hızlandırdı ve her darbede Elif’i yatağın başlığına doğru biraz daha itti. Bu, sadece iki bedenin bir araya gelmesi değil, gecenin karanlığında birbirini bulan iki yabancının kuralsızca, hiçbir sınır tanımadan birbirini tüketme savaşıydı. Adam, Elif’in saçlarını arkadan kavrayıp başını hafifçe geriye çekti ve kulağına doğru hırıldayan bir sesle, "Çok darsın, beni delirtiyorsun," diye fısıldadı. Elif ise bu sözlere, kalçasını adamın her hamlesine karşı daha sert bir açıyla geriye doğru vurarak cevap verdi. Saatler birbirini kovalıyor, gecenin karanlığı koyulaştıkça yatağın üzerindeki o amansız tempo hiç düşmüyordu. Bir pozisyondan diğerine geçerken aralarındaki o şehvetli diyalog ve arsız dokunuşlar asla kesilmiyordu. Bu kez Elif, adamı sırtüstü yatağa yatırdı ve onun üzerine tırmandı. Bacaklarını adamın güçlü kalçalarının iki yanına yerleştirerek, kontrolü tamamen kendi ellerine aldı. Adamın çıplak göğsündeki kasların, kendisi yukarı aşağı hareket ettikçe nasıl gerildiğini izlemek Elif’e tarifsiz bir haz veriyordu. Ellerini adamın omuzlarına dayadı, gözlerini onun koyu ve arzudan kararmış gözlerine dikti. Dudaklarında hala o barda başlayan, adamı çileden çıkaran arsız ve muzaffer gülüş vardı. Yukarıdan aşağıya doğru kendini her bıraktığında, adamın elleri Elif’in kalçalarını buluyor, onu daha da derinlere çekmek için etini sıkarak ona yön veriyordu. Adamın dili, Elif’in kasıklarına, göbeğine doğru tırmanırken, yatağın üstünde adeta bir girdabın içine çekilmiş gibiydiler. Döndüler, birbirlerinin tenini yalayarak, emerek ve tırnak izleriyle mühürleyerek sabaha kadar durmaksızın devam ettiler. Gecenin ilerleyen saatlerinde, yatağın kenarına gelmişlerdi; Elif sırtüstü uzanmış, bacaklarını adamın omuzlarına doğru uzatmıştı. Adam, kadının ayak bileklerini sıkıca kavrayıp onu yatağın ucuna kadar çekti ve ayakta durarak, yerçekimine ve yorgunluğa meydan okuyan o en sert, en yırtıcı ritmini buldu. Elif’in çığlıkları odanın duvarlarında yankılanırken, ikisi de zirveye, o kaçınılmaz patlama noktasına doğru hızla yaklaşıyorlardı. Birbirlerini hırpalarcasına, dudaklarını kanatacak kadar sert öpüşlerle ve ten tene, sırılsıklam bir halde gecenin son ışıklarına kadar durmadılar. En nihayetinde, şafağın ilk soluk mavi ışıkları odanın perdelerinin kenarından içeri sızmaya başladığında, bitkinlik ve aldıkları o yoğun hazzın ağırlığıyla yatağın ortasına yan yana devrildiler. İkisinin de vücudu terden parıldıyor, kalpleri göğüs kafeslerini delmek istercesine hızla çarpıyordu. Adam, kolunu Elif’in çıplak beline dolayarak onu göğsüne çekti ve kokusunu içine çekerek derin, deliksiz bir uykuya daldı. Güneş, odanın içine parlak, altın sarısı ışıklarını tamamen yaydığında ve şehrin sabah gürültüsü otele kadar ulaştığında adam yavaşça gözlerini açtı. Kolunun altındaki o boşluk hissi, zihninin anında uyanmasına neden oldu. Yanına döndüğünde, yastıkta Elif’in saçlarının kokusundan ve çarşaftaki hafif ezilmeden başka hiçbir şey kalmamıştı. Yatağın içi tamamen soğumuştu, bu da kadının çoktan gittiğini gösteriyordu. Adam hızla yataktan doğruldu, çıplak ayaklarıyla mermer zemine basarak odanın banyosuna, ardından giyinme bölümüne baktı; ancak Elif’e dair en ufak bir iz, bir kıyafet parçası ya da bir not bile yoktu. Kadın, tıpkı gece asansörde belirdiği gibi, sabaha karşı arkasında hiçbir iz bırakmadan, adeta bir hayalet gibi gizlice giyinip otelden ayrılmıştı. Adam, yatağın kenarına oturup ellerini yüzüne koydu ve derin bir nefes aldı; teninde hala kadının tırnaklarının bıraktığı sızıyı hissederken, dudaklarında onun arsız gülüşünün bıraktığı o buruk ama hırslı tat kalmıştı. Elif, oyunu yine kendi kurallarıyla oynamış, adamı tam da en çok istediği anda, sabahın ışıklarında tek başına ve cevapsız sorularla bırakarak tamamen ortadan kaybolmuştu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD