CÜRETKAR KONUŞMALAR 🐞

1711 Words
Gecenin karanlığı, şehrin üzerine neon ışıkların puslu gölgesiyle çökerken, içerideki bas bar ritimleri mekandaki her bir kadehin titremesine neden oluyordu. Havada yoğun bir viski, pahalı parfümler ve terle karışmış o hırslı, avcı atmosferin kokusu vardı. Herkes bir şeyler arıyor, herkes gecenin bir yarısı yalnızlığından kaçmak ya da belki de hayatının en büyük hatasını yapmak için sabırsızlanıyordu. Elif, barda yüksek bir taburenin üzerinde oturmuş, bardağındaki buzların eriyerek kehribar rengi sıvıya karışmasını izliyordu. Üzerinde, tenini sıkıca saran siyah, dantelli bir elbise vardı; omuzlarından dökülen saçları hafifçe dalgalanıyor, gözlerindeki o meydan okuyan, bıkkın ifadeyle etrafı süzüyordu. Buraya kafa dağıtmaya, hayatın üzerindeki o ağır, boğucu baskısından birkaç saatliğine de olsa kaçmaya gelmişti ama etraftaki sahte gülüşler ve klişe kur yapmalar içini daha da daraltmıştı. Tam kalkıp gitmeyi düşünürken, yanındaki taburenin çekildiğini ve mekanın tüm havasını bir anda değiştiren o ağır, odunsu erkek parfümünün kokusunu hissetti. Başını hafifçe yana çevirdiğinde onunla göz göze geldi. Adam, kusursuz hatlara sahip yüzü, hafifçe dağılmış koyu renk saçları ve bardağın üzerindeki parmaklarında parıldayan o yüzüğüyle, adeta tehlikenin ve gücün cisimleşmiş hali gibiydi. Gözlerinde, insanı ilk bakışta esir alan, ne istediğini çok iyi bilen arsız, cüretkar bir parıltı vardı. Elif’i tepeden tırnağa yavaşça, adeta üzerindeki kıyafetleri zihninde tek tek soyuyormuş gibi pervasızca süzdü. Bu bakış o kadar yoğundu ki, Elif’in teninde görünmez bir alevin dolaştığını hissetmesine yetti. Aralarındaki o ilk sessizlik, yüksek sesli müziğe rağmen ikisinin de duyabileceği kadar güçlü bir elektrik dalgası yarattı. Adam, barmene hafifçe işaret ederek kendi sert içkisinden bir tane daha istedi ve bakışlarını Elif’ten bir an bile ayırmadan, dudaklarının kenarına yerleşen o alaycı, meydan okuyan gülümsemeyle konuşmaya başladı. Ses tonu, viskiyle harmanlanmış derin ve pürüzsüz bir fısıltı gibiydi; insanın kulağından girip doğrudan damarlarındaki kanı hızlandıracak cinsten bir tona sahipti. Buraya sadece içmek için gelmediğin çok açık, dedi adam, bardağını Elif’inkine hafifçe vurarak. Gözlerin etraftaki bu zavallı ruhları avlamak ister gibi bakıyor, ama aynı zamanda birinin seni bu sıkıcı geceden kurtarması için yalvarıyor gibi. Elif, bu arsız giriş karşısında geri adım atmak yerine, bardağını dudaklarına götürdü ve sert içkiden büyük bir yudum alıp boğazının yanmasına izin verdi. Ardından bardağı sertçe masaya bırakıp adama doğru biraz daha yaklaştı, aralarındaki mesafeyi neredeyse yok etti. Demek beni çözebileceğini sanıyorsun, dedi Elif, sesindeki o kışkırtıcı tonu saklamadan. Belki de avlanmak isteyen bendim ve şu an tam karşımda duran avın, ne kadar tehlikeli bir oyuna girdiğinden haberi yok. Adam, bu cesur çıkış karşısında hafifçe güldü; bu gülüş, onun egosunu ve Elif’e karşı uyanan o ani, durdurulamaz arzusunu beslemişti. Elini bar tezgahına koyarak Elif’e doğru eğildi, yüzleri birbirine o kadar yakındı ki, adamın sıcak nefesi Elif’in dudaklarına çarpıyordu. Av olmak mı, dedi adam arsız bir fısıltıyla, gözleri Elif’in dudaklarına kayarken. Eğer avcı sensen, beni parça parça etmene memnuniyetle izin veririm. Ama dikkat et, bazı avlar seni yutamayacağın kadar büyük bir ateşin içine çekebilir. Ve inan bana, o ateşin içinde yanarken canın acımaz, aksine daha fazlası için yalvarırsın. Elif, adamın bu pervasız, hiçbir kural tanımayan sözleri karşısında içinin ürperdiğini, ancak bu ürpertinin korkudan değil, uzun zamandır hissetmediği o saf tutkudan kaynaklandığını anladı. İkisi de birbirlerinin gözlerinin içine bakarken, aralarındaki o toplumsal maskeler, kurallar ve kimlikler tamamen yok olmuştu. Sadece iki vahşi arzu, karanlık bir barda, alkolün ve gecenin verdiği o sınırsız cüretle çarpışıyordu. Adam, parmaklarını yavaşça Elif’in çıplak omzuna doğru kaydırdı; dokunuşu hafif ama yakıcıydı. Elif, bu dokunuşla birlikte nefesinin kesildiğini hissetti ama pes etmeye niyeti yoktu. Elini adamın göğsüne koydu, gömleğinin altındaki o sert, ritmik atan kalbi ve kasları hissetti. Parmaklarını adamın göğsünde yavaşça yukarı doğru kaydırırken, gözlerini onun koyu renk gözlerinden ayırmadı. Çok konuşuyorsun, dedi Elif, sesindeki arsızlığı daha da belirginleştirerek. Sadece kelimelerle mi bu kadar cesursun, yoksa o kelimelerin arkasını doldurabilecek kadar ileri gitmeye de cüretin var mı? Adamın gözleri, bu meydan okumayla birlikte adeta karanlık bir kuyuya dönüştü; Elif’in belini kavrayıp onu kendine doğru biraz daha çektiğinde, ikisinin de vücut sıcaklığı birbirine karıştı. Benim nelere cüret edebileceğimi hayal bile edemezsin güzelim, dedi adam, dudakları Elif’in kulağına değerken. Bu gece o kuralların hepsini tek tek yıkacağız ve sen, o yıktığımız duvarların altında kalmaktan zevk alacaksın. Barmene dönerek peş peşe yeni kadehler istediler; alkol damarlarında aktıkça, aralarındaki o arsız konuşmalar daha da derinleşti, kelimeler daha açık, vaatler daha tehlikeli bir hal aldı. Zamanın ve mekanın silindiği o saatlerde, ikisi de çok iyi biliyordu ki bu bar köşesinde başlayan şey, sadece bir tanışma değil, birbirlerinin hayatını kökten sarsacak o kaçınılmaz ve yakıcı yangının ilk kıvılcımıydı.Bardağın dibindeki son buz parçası da kehribar rengi sıvının içinde tamamen erirken, Ateş’in bakışlarındaki o hırslı karanlık daha da koyulaşmıştı. Elini bar tezgahından çekip, parmak uçlarını yavaşça Elif’in oturduğu taburenin kenarına yerleştirdi. Aralarındaki mesafe o kadar azalmıştı ki, Elif adamın göğsünün her nefes alışında ne kadar düzenli ve güçlü bir şekilde kalkıp indiğini görebiliyordu. Mekandaki müzik ritmini biraz daha düşürmüş, baslar doğrudan insanın kemiklerinde hissedeceği bir derinliğe ulaşmıştı. Ateş, dudaklarının kenarındaki o kendinden emin, arsız gülümsemeyi kaybetmeden Elif’e doğru biraz daha eğildi. Kokun, dedi sesi barın gürültüsünü delip doğrudan Elif’in zihnine ulaşırken. Kokun buradaki hiçbir şeye benzemiyor. Bu kalabalığın, bu ucuz eğlencenin içinde fazla lükssün. Ve dürüst olmak gerekirse, bu gece seni bu gürültülü deliliğin içinde daha fazla paylaşmak istemiyorum. Elif, bardağından küçük bir yudum daha alarak içkinin boğazını yakıp geçmesine izin verdi. Gözlerini bir an bile Ateş’in gözlerinden ayırmıyordu. Kendinden emin duruşu, adamın bu aceleci ve yırtıcı tavrı karşısında sarsılmamıştı. Demek paylaşmak istemiyorsun, dedi Elif, parmak uçlarını kendi bardağının kenarında yavaşça gezdirirken. Bu bir sahiplenme cümlesi mi, yoksa sadece sabırsız bir adamın oyun alanı değiştirme isteği mi? Çünkü eğer beni bu gecenin geri kalanında tek başına etkileyebileceğini düşünüyorsan, sandığından çok daha zor bir sınavın eşiğindesin demektir. Ateş, bu meydan okumayla birlikte başını hafifçe yana eğdi, gözlerindeki o pervasız parıltı daha da belirginleşti. Sert hatlara sahip yüzünde, Elif’in bu dik başlılığı karşısında duyduğu hayranlık gizlenemez bir boyuta ulaşmıştı. Zor sınavları severim, dedi Ateş, ses tonunu iyice düşürüp adeta bir fısıltıya dönüştürerek. Hatta kolay kazanılan hiçbir şeyin tadı damağımda kalmaz. Ama ikimiz de biliyoruz ki, şu an bu barda kalıp sadece birbirimizi kelimelerle esir etmek, damarlarımızdaki bu yangına haksızlık. Benimle geliyorsun. Bu gürültüyü geride bırakalım, daha sessiz, daha... ten tene olabileceğimiz bir yere gidelim. Şehrin en iyi otellerinden birinde, sadece ikimizin sesiyle yankılanacak bir oda bizi bekliyor. Bu doğrudan gelen teklif, Elif’in kalbinin ritmini bir anlığına hızlandırsa da, yüzündeki o mesafeli ve alaycı ifadeyi bozmasına yetmedi. Ateş’in elini, oturduğu taburenin kenarından yavaşça itti ve sırtını bar tezgahına yaslayarak kollarını göğsünde kavuşturdu. Aceleci olman çok tatlı, dedi Elif, dudaklarında beliren kışkırtıcı bir tebessümle. Ama o bahsettiğin odaya gitmek, benim kurallarımla oynayabileceğin anlamına gelmez. Beni sadece birkaç kadeh içkiyle ve cüretkar fısıltılarla ikna edebileceğini mi sandın gerçekten? Kendine olan bu aşırı güvenin dışarıdan bakıldığında oldukça etkileyici duruyor olabilir, ama benim dünyamda bu sadece bir acemilik göstergesi. Ateş, Elif’in bu geri çekilişi ve net tavrı karşısında bozulmak bir yana, daha da hırslandı. Elini tekrar hareket ettirip, bu kez Elif’in omuzlarından dökülen saçlarından bir tutamı parmaklarının arasına aldı. Dokunuşu o kadar hafifti ki, Elif teninin her bir noktasının bu temasla ürperdiğini hissetti. Acemilik mi? dedi Ateş, sesindeki arsız tonu iyice vurgulayarak. Hayatımda yaptığım hiçbir şeyde acemi olmadım güzelim. Özellikle de ne istediğimi bu kadar net görebildiğim anlarda. Gözlerin bana hayır demiyor, sadece benimle oynamak, beni biraz daha süründürmek istiyor. Ve inan bana, bu oyunun her saniyesinden zevk alıyorum ama sabrımın da bir sınırı var. Elif, adamın parmaklarının arasındaki saç tutamını yavaşça ama kesin bir hareketle geri çekti. Kendini tamamen geriye doğru çekerek aralarındaki o yoğun çekim alanını fiziksel olarak bozdu. Sabrının sınırları beni hiç ilgilendirmiyor, Ateş, dedi adını ilk kez bu kadar net ve vurgulu bir şekilde telaffuz ederek. Bir erkeğin ne kadar sabırlı ya da ne kadar güçlü olduğu, benim ne zaman ve nasıl teslim olacağımı belirlemez. Ben bir ödül değilim, kolayca ulaşılabilecek bir hedef de değilim. Eğer o lüks otel odasına gitmek istiyorsan, önce benim zihnimi o odaya sokman gerekir, sadece bedenimi değil. Ve şu an gördüğüm tek şey, sadece arzusunun peşinden koşan, kontrolü elinde tutmaya alışmış ama karşısında dişli bir rakip bulunca ne yapacağını şaşıran bir adam. Ateş, Elif’in bu keskin sözleri üzerine derin bir nefes aldı. İçkisinden büyük bir yudum çekip bardağı bar tezgahına öyle bir bıraktı ki, çıkan ses aralarındaki gerilimi daha da tırmandırdı. Gözlerini Elif’in gözlerine dikti, bu kez bakışlarında sadece arzu değil, aynı zamanda tehlikeli bir hayranlık ve sahiplenme isteği vardı. Dişli rakipleri severim, dedi Ateş, sesindeki pürüzsüz tonu koruyarak. Çünkü onlar yenildiklerinde, zaferin tadı çok daha kalıcı olur. Seni şaşırtmadım Elif, sadece senin bu duvarlarının arkasında ne kadar büyük bir alev sakladığını merak ediyorum. O duvarları tek tek yıkmak benim için bir zorunluluk haline geldi artık. Tamam, hemen teslim olmanı istemiyorum zaten. O zaman o odanın kapısından girdiğimizde, her şeyi senin yönetmene izin vereceğim. Ne zaman, nasıl ve ne şekilde olacağına sen karar vereceksin. Ama şimdi buradan çıkıyoruz. Bu kalabalık benim seni tamamen hissetmeme engel oluyor. Elif, oturduğu taburede hafifçe doğruldu, üzerindeki siyah dantelli elbiseyi düzeltti. Bakışlarında hala o teslim olmayan, avcıyı köşeye sıkıştırmış avın zafer dolu ifadesi vardı. Gitmek konusunda haklı olabilirsin, burası gerçekten çok gürültülü, dedi Elif, çantasını eline alırken. Ama o otele gideceğiz diye bir söz vermedim. Sadece bu mekandan çıkacağız. Sonrasında ne olacağına, senin beni ne kadar ikna edebileceğine dışarıdaki havada karar vereceğim. Eğer dışarı çıktığımızda da bana sadece bu arsız vaatlerle gelirsen, kendine yalnız kalacağın bir oda tutman gerekecektir. Ateş, Elif’in bu esnek ama bir o kadar da sınır koyan tavrına hafif bir kahkahayla karşılık verdi. Taburesinden kalktı, boyunun uzunluğu ve omuzlarının genişliğiyle Elif’in üzerinde adeta bir gölge oluşturdu. Elini Elif’in belinin hemen arkasına, ona dokunmadan ama varlığını tamamen hissettirecek şekilde yerleştirdi. Anlaştık, dedi Ateş, yürümeye başlarlarken. Dışarıdaki o soğuk hava bile damarlarımızdaki bu ateşi söndürmeye yetmeyecek, göreceksin. Ve o zaman, o otele yürüyerek gitmek için bana yalvaran sen olacaksın. Barın ağır kapısından dışarı adım attıklarında, gecenin serin havası yüzlerine çarptı. Sokak lambalarının soluk ışığı, caddenin tenhalığını ve sessizliğini gözler önüne seriyordu. İçerideki o boğucu ritim geride kalmış, yerini ikisinin adımlarının sesine ve aralarındaki o bitmek bilmeyen diyaloga bırakmıştı. Ateş, ceketinin önünü kapatmadan Elif’in yanında yürümeye devam etti, bakışları sürekli olarak kadının profilinde, dudaklarında ve gecenin karanlığında parıldayan gözlerindeydi. Elif ise adımlarını hiç acele ettirmeden, adeta gecenin keyfini çıkarırcasına sakin bir tempoda ilerliyordu. Teslim olmak, onun kitabında bu kadar çabuk yazılan bir kelime olmamıştı hiçbir zaman; hele ki karşısındaki adam bu kadar baskın ve her şeyi kontrol etmeye programlanmış biriyken, oyunu kendi kurallarına göre oynamak Elif için en büyük haz kaynağıydı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD