Yusuf (Özel bölüm)

2206 Words
Elif'i evden çıktığında çok dalgın görmüştüm. Elinde çiçeklerle bir yere gidiyordu. -"Elif!" Beni duymadan gelen taksiye binip gitmişti. Bugün annemler gelecekti bu yüzden izin almıştım. Sabahtan alışveriş yapıp dışarıdaki işlerimi halledecek, akşam da onlar gelmiş olacaktı. Vaktim olduğu için nereye gittiğini merak ederek peşine takıldım. Taksi mezarlıkta durdu. Elif elinde çiçekler olmadan indi. Muhtemelen annesiyle babasını ziyarete gelmişti. Çiçekleri almak için taksinin peşine takıldım. Korna çalarak durmasını sağladım. Muhtemelen şoför de fark etmemişti. -"Ne oldu kardeşim?" dedi taksici. -"Abi çiçeklerimiz kalmış." dememle taksici arka koltuğa baktı. -"Kusura bakma kardeşim fark etmedim. Arkadaymış alıver." -"Sen kusura bakma abi. Kolay gelsin." dedim ve çiçekler alarak tekrar kendi aracıma bindim. Uygun bir yere arabayı park ettikten sonra girişteki güvenliğe Elif'in nereye gittiğini sorarak ilerledim. Hava buz gibiydi. Elif'i ağlarken görmek soğuğu daha da hissetmeme sebep olmuştu. Anne ve babasının arasına oturmuş onlarla konuşuyordu. -"Canım Annem.. Birtanecik babam.. Bugün yine yanınıza geldim. Yine içimde hiç geçmeyecek bir boşluk, hiç dinmeyecek bir özlemle… Zamanın her şeyi unutturduğunu söylüyorlar ama yalan. İnsan, unutmak istemediği hiçbir şeyi unutmazmış. Ben de sizi unutmadım. Ama hatıralarım zamanla solmaya başladı… Sesiniz kulaklarımdan siliniyor, gülüşleriniz zihnimde bulanıklaşıyor. İşte buna dayanamıyorum. Biliyorum, istemezdiniz böyle olmamı. Güçlü olmamı isterdiniz. Ama nasıl? Benim dünyam, benim evim, benim nefesim sizdiniz. Önce babam gitti, ardından annem… Beni bu hayatta yapayalnız bırakmadınız, ama yine de yalnız hissetmekten kurtulamadım. Teyzem, eniştem… Ellerinden geleni yaptılar, hâlâ yapıyorlar. Ama kimse sizin yerinizi dolduramaz. O boşluk kapanmıyor. Baba, sana sarılmayı, kokunu içime çekmeyi, bana "koca kız oldun artık" deyişini özledim. Anne, saçlarımı okşamanı, beni kendine çekip "her şey geçecek" diye fısıldamanı… Geçmiyor anne, hiçbir şey geçmiyor. Her yıl bugün, yeniden ve yeniden kopuyorum hayattan. Sizi kaybettiğimden beri büyüdüm. Küçük bir çocuk gibi elimden tutacak kimseyi bekleyemem artık, ama büyümek zorunda olmak beni yoruyor. Çünkü büyümek, unutmayı da beraberinde getiriyor ve ben unutmak istemiyorum. Gülüşlerinizi, sesinizi, bana söylediğiniz her şeyi… Siz benden kopup giderseniz, elimde ne kalır? Bugün Ankara bile bana hüzünle baktı. Yağmur, benim gözyaşlarıma eşlik etti. Sanki gökyüzü bile bu günü unutmak istemiyordu. Mezar taşlarınıza dokunuyorum, soğuk… Ama sizin sıcaklığınız hâlâ içimde, en derinimde. Bu dünyada artık bir fotoğraf, birkaç eski kıyafet, birkaç eşya kaldı sizden geriye… Ama bende, içimde, kalbimde siz hâlâ varsınız. Ve hep var olacaksınız. Sizi çok özledim. Daha kaç yıl geçecek, kaç mevsim dönecek bilmiyorum. Ama ne kadar zaman akarsa aksın, içimdeki özlem bir an bile eksilmeyecek. Keşke buradan kalkıp gidebilsem, size gelebilsem. Ama biliyorum ki, benim için hep burada olacaksınız. Ve ben her yıl bugün, yine buraya gelip size anlatacak çok şey bulacağım. Sizi her şeyden çok seviyorum. Siz benim en büyük kaybım, ama en kıymetli hatıralarımsınız..." Sözleri içimde bir oyuk açmıştı sanki. Üzüntüsünü bu kadar derin ifade etmesini beklemiyordum galiba. Elif'in her kelimesinde anne ve babamın olduğuna şükrettim. Etrafına bakınarak bir şey aramaya başladı. O ana kadar çiçekleri unuttuğunun farkında değildi muhtemelen. Kucağımdaki saksılarla Elif'e doğru yürüdüm. Ağlamaktan şişmiş gözleriyle bana baktı. Şu an onu ne söyleyerek teselli edebilirdim bilmiyordum. Elimdeki saksıları mezarların ucuna bıraktıktan sonra Elif'e döndüm. Gözgöze gelmekten kaçınıyordum çünkü gözlerindeki hüzünle şu an başa çıkamazdım. Elif bir anda boynuma atladı ve hıçkırarak ağlamaya başladı. Şu an yapabileceğim tek şey onun biraz da olsun dinginleşmesini beklemekti. O kadar sıkı sarılıyordu ki şu an sarıldığı kişi ben değildim onun için. Farkındaydım. Sadece sırtını sıvazlayarak sakinleşmesini bekledim. Dakikalarca ağladı. Ağlaması biraz sakinleştikten sonra onu omuzlarından kavradım ve biraz kendimden uzaklaştırarak teselli etmek istedim. -"Biliyorum... Onları ne kadar çok özlediğini, bu dünyada kendini bazen yapayalnız hissettiğini biliyorum. Ama yalnız değilsin. Seni seven, senin için endişelenen, her zor anında yanında olmak isteyen insanlar var. Ben varım." dedim gözlerinden süzülen yaşları parmaklarımın ucuyla silerken hafifçe gülümsedim. Sanki parmaklarımın ucunda dokunuşumdan bile incinecek narin bir çiçek vardı. -"Özlemek kötü bir şey değil. Onları sevdiğinin en güzel kanıtı bu. Ama inan bana, unutmak sandığın kadar korkunç bir şey değil. Çünkü birini gerçekten sevdiğinde, o insanın sana hissettirdikleri hiçbir zaman silinmez. Sesleri zamanla zihninde solabilir, yüzleri hafifçe bulanıklaşabilir ama kalbine kazınan sevgileri asla kaybolmaz." Başımı hafifçe yana eğerek yüzüne baktım. Yanlış bir şey söyleyip yarasını daha da kanatmaktan çekiniyordum. -"Bence annen de baban da senin güçlü olduğunu görmek isterdi. Hayatına devam ettiğini, sevildiğini ve sevdiğini görmek isterlerdi. Buraya her geldiğinde, onlara sevgini getiriyorsun. Onları unutmamak için acı çekmek zorunda değilsin. Çünkü sevgi, her zaman acıyla anılmak zorunda değil. Bazen sadece hatırlamak, bazen bir çiçeğe su vermek, bazen de birini tüm kalbinle sevmek yeterlidir." Elif'in avuçlarını kendi avuçlarımın içine aldım ve hafifçe sıktım. -"Biliyorum, bugün zor bir gün. Ama ben buradayım. Bunu tek başına yaşamak zorunda değilsin." dedim. -"Yusuf.. Çok teşekkür ederim.." diyebildi sadece. -"Götüreyim mi artık seni? Yeteri kadar kalmadın mı?" -"Biraz daha kalmak istiyorum. Daha hasret gideremedim." dedi. -"Peki, ben biraz ileride bekleyeyim o zaman seni. Sen rahat rahat konuş annen ve babanla." deyip elimle ilerideki ağacı gösterdim. Elif havadaki elimi tuttu. -"Gerek yok... Kal burada." -"Peki. Sen nasıl istersen." dedim ve babasının mezarının kenarına oturdum. Onu rahatsız etmekten ve söylemek istediklerini benim yüzümden söyleyememesinden çekiniyordum. Elif, tekrar anne ve babasının mezarının ortasındaki yerini almıştı. Annesinin mezar taşına yaslanarak ismini okşamaya başladı. Gözümden süzülen bir damla yaşı gizlemeye çalışarak beklemeye başladım. Dakikalarca orada öylece oturduk. Ne ondan ne de benden tek kelime çıkmıyordu. Elif'in eli düştüğünde endişeyle yerimden kalktım. Yanına yaklaştığımda uyuduğunu fark ettim. Küçük bir kız çocuğu gibiydi. İçini çeke çeke uyuyordu. Bu soğukta burada üşüyüp hasta olmasını istemediğim için onu kucağıma alıp arabaya doğru yürümeye başladım. Arabaya geldiğimizde nazikçe ön koltuğa bırakıp kemerini taktım ve sürücü koltuğuna geçtim. Şu an nereye gideceğimi ya da gidip gitmemem gerektiğini bile bilmiyordum. Elif'e baktım. Sarı saçları yüzünün bir kısmını kapatmış, güzelliğini gölgelemişti. Onu uyandırmaktan korkarak saçlarını kenara çektim. Huzursuzca yerinde kıpırdadı ama uyanmadı. "Şerife Teyze'ye haber vermeli miyim" diye düşündüm ama beni yanlış anlamasından korktum. Gerçi anlayacağı şey yanlış olmazdı ama şu an zamanı mıydı bilmiyordum. Huriye'ye haber vermeye karar verdim. Elif'in telefonunu çantasında arayarak buldum. Şifresi vardı. Bugünün tarihini girerek şansımı denedim. "2302"... Şansım yaver gitmişti ve telefonu açılmıştı. Huriye'yi rehberde aradım ama bulamadım. Muhtemelen ismi ile kaydetmemişti. Sık görüştüğü kişilerden bularak aradım. Elif'in uyanmasından korkarak arabadan indim ve Huriye'yi aradım. -"Alo bacım?" diyerek açtı telefonu. -"Huriye merhaba ben Yusuf." -"Beni Elif aramadı mi?" -"Evet, Elif'in telefonundan arıyorum." -"Ne işi var telefonun sende? Bir şey mi oldu Elif'e?!?" diye bağırdı. -"Hayır bir şey olmadı. Elif iyi. Sakin olursan anlatacağım." dedim. -"Tamam anlat ne oldu?" -"Elif'i annesiyle babasının mezarında buldum. Ağlarken uyudu. Nereye götürmeliyim ya da götürmeli miyim bilemediğim için seni aradım." dedim. -"Doğru ya! Bugün ölüm yıldönümleri.." dedi ve bir süre bekledi. -"Elif'i benim yanıma getirebilir misin? Eğer işin yoksa tabii." diye ekledi. -"Getirebilirim ama çok bitkin gözüküyor. Elif'i bana götüreyim biraz uyusun. Sen de bana gel eğer bir sakıncası yoksa?" -"Yok olmaz öyle. Biri görür yanlış anlar. Sen Elif'i benim yanıma getir. Öylesi daha iyi. Ben konum gönderiyorum şimdi." dedi. -"Tamamdır." dedim ve telefonu kapattım. Birinin görüp yanlış anlayabileceği aklıma gelmemişti. Haklıydı. Arabaya geçerek motoru çalıştırdım. Klimayı da sıcağa getirerek Elif'e doğru çevirdim. Huriye'nin attığı konumu navigasyona girerek yola çıktım. 40 dakika gösteriyordu. Yola çıkmıştık. Aradan yaklaşık 25 dakika geçtikten sonra Elif uyandı. Yüzüme tebessüm yerleştirerek ona baktım. O da şimdi gözleriyle önce nerede olduğunu anlamaya çalıştı. -"Nasıl geldim buraya? Nereye götürüyorsun beni?" -"Uyudun mezarlıkta. Üşümeni istemedim. Huriye'ye haber verdim. Yanına getirmemi istedi." dedim. Sadece başıyla onayladı ve kafasını cama çevirerek yolu izlemeye başladı. Kafasını biraz da olsun dağıtması için bir şeyler söylemek istiyordum ama ne diyeceğimi de bilmiyordum. -"Müzik açayım mı? İster misin?" -"Fark etmez." diye kestirip attı. -"İstediğin bir şey varsa açabilirsin." diyerek telefonumu uzattım. Önce "ne anlatıyorsun sen ya" der gibi baktı bana. Sonra telefona uzanarak aldı elimden. -"Şifresi var." -"0511." dedim. Kilidi açarak en son dinlediğim şarkıyı açtı ve telefonu bıraktı. Ziynet Sali- Bugün Adım Leyla çalıyordu. Sesini açarak tekrar başını cama çevirdi. Huriye'nin attığı konuma varmamıza 5 dakika kalmıştı. -"Çiçekleri getirdiğin için teşekkür ederim." dedi. -"Rica ederim. Çok güzel çiçeklerdi." -"Hercai menekşeleri. Soğuğa karşı dayanıklılar." dedi sessizce. -"İsimleri de güzelmiş." -"Hikayesini biliyor musun?" diye sordu. -"Bilmiyorum." -"Bir hikayeye göre kardelen ve menekşe birbirine aşıkmış. Birbirlerine kışın en soğuk zamanında açacaklarına söz vermişler. Ama menekşe dayanamamış ve daha sıcak bir zamanda açmış. Kardelense tam zamanında açmasına rağmen sözünde durmayan aşkını bulamamış. Bu yüzden aşkta sözünde durmayan sevgiliye ithafen hercai demişler." -"Derin bir hikayesi varmış." -"Annem ve babamda bana verdikleri sözde durmadılar." dedi ve gözlerinden iki damla yaş süzüldü. -"Bana hep yanımda olacaklarını söylemişlerdi. Ama beni yalnız bırakıp gittiler." diye ekledi gözyaşlarını silerken. -"Seni terk etmediler. Sadece başka bir yerde bekliyorlar." dedim elini tutarak. Gözleri önce ellerimize sonra da bana döndü. Bir şey demeden yüzünde acı bir tebessümle baktı bana. -"Yalnız da değilsin ayrıca. Teyzen var. Huriye var. İstemesen de sürekli burnunun dibinde biten bir tane ben var." dedim. Sessizce güldü. -"Teşekkür ederim Yusuf." -"Neden." dedim. Sadece omuzlarını silkti. Navigasyonun sesiyle geldiğimizi anladım. Bir cafeydi. -"Burası. İçeri girmek istiyor musun?" diye sordum. -"İstemiyorum." -"Huriye'yi arayıp geldiğimizi söyle o zaman." dedim. Elif telefonu alarak Huriye'yi aradı ve geldiğimizi söyledi. Huriye'nin ısrarla içeri çalışmasına dayanamadı ve içeri girdik. Huriye yanında bir erkekle bizi bekliyordu. Bizi görür görmez ayağa kalktı ve Elif'e sarıldı. -"Bacımm." dedi Elif'e. Elif'se hiçbir şey söylemeden Huriye'ye sıkı sıkıya sarıldı. Kucaklaşmaları bittikten sonra araya girdim. -"Ben şuraya geçiyorum. Siz rahat konuşun." dedim. Benim kalkmamla masada bekleyen oğlan da Huriye'nin sırtına dokunarak yanıma geldi. Elif'le Huriye'yi başbaşa bırakarak onları durmayacağımız bir masaya oturduk. -"Osman ben. Huriye'nin erkek arkadaşıyım." dedi elini uzatarak. -"Yusuf ben de. Memnun oldum." dedim elini sıkarak. -"Elif'in sevgilisi olduğunu bilmiyordum." -"Sevgili değiliz zaten. Liseden arkadaşım." dedim. -"Pardon. Sizi beraber görünce öylesiniz sandım. Elif'i daha önce bir erkekle görmemiştim." dedi. Son cümlesi sebepsizce hoşuma gitmişti. Biraz havadan sudan sohbet ettikten sonra hem bizim için hem de kızlar için sipariş vermiştim. Osman tıp öğrencisiymiş. Huriye'yle de 2 yıldır sevgili olduklarını öğrenmiştim. Bir süre daha sohbet ettikten sonra kızların yanımıza gelmesiyle kalktık. Elif ayakta zor duruyordu. Huriye Elif'in koluna girerek yürümesine yardım etti. -"Nereye gideceksen seni de bırakalım Osman." dedim ve beraber arabaya geçtik. Huriye ve Elif birlikte arka koltuğa geçtiler. Osman'ı evine bıraktıktan sonra yola çıktık. Uzun bir yolumuz vardı. Kimseden ses çıkmıyordu. Aynadan baktığımda Elif'in uyuduğunu fark ettim. -"Huriye?" diye fısıldadım. İkimiz de olabildiğince sessiz bir şekilde Elif'i uyandırmamaya gayret ederek konuşuyorduk. -"Efendim?" -"Elif'in anne ve babası nasıl vefat ettiler?" -"Eniştem inşaatta bir iş kazası geçirdi. Onu öyle kaybettik. Teyzem de eniştemin kaybına dayanamayarak hastalandı. İkisi de 1 yıl arayla vefat ettiler." dedi. Sadece başımla onaylarak ne diyeceğimi bilemedim. Mahalleye girdiğimizde Huriye taksi durağında inmek istedi. Israr etsem de böylesinin daha iyi olduğunu söyleyerek Elif'i uyandırdı ve indiler. Tam o sırada annemin aramasıyla düşüncelerim dağıldı. -"Alo." -"Alo oğlum. Ne yaptın yavrum." -"Dışarda işlerim vardı anne. Onları halletmek için çıktım. Siz ne yaptınız?" -"Birazdan çıkacağız yola. Akşam 7 gibi gelmiş oluruz." -"Tamam anne. İstediğiniz bir şey var mı?" -"Yok oğlum haber vermek için aradım." -"Tamam anneciğim." -"Hadi görüşürüz oğlum." -"Anne!" -"Efendim yavrum?" -"Seni de babamı da çok seviyorum." -"Biz de seni çok seviyoruz oğlum. Sen böyle şeyler söylemezsin. Bir şey mi oldu?" -"İçimden geldi sadece." -"Güzel oğlum benim." -"Hadi görüşürüz dikkatli gelin." dedim ve telefonu kapattım. Markete uğrayıp erzak alışverişi yaptıktan sonra eve geldim. Hızla eve girip kendimi duşa attım. Sıcak bir duş aldıktan sonra üzerimi giyinip yatağa uzandım. Elif'i düşündüm. Mezarlıktaki hali gözümün önünden gitmiyordu. İçimde bazı şeyleri sorgularken bastıran uykuma dayanamadım ve daha fazla direnmeden uyudum. ******* Çalan kapının sesiyle uyandım. Annemler gelmiş olmalıydı. Kalkıp kapıyı açtım. Karşımda Elif elinde bir tabakla duruyordu. -"Helva getirdim sana." dedi. -"Teşekkür ederim." dedim ve elindeki tabağı aldım. -"Ben de bugün için teşekkür ederim." -"Yapmam gerekeni yaptım. Biraz daha iyi misin?" diye sordum. -"İyiyim." dedi ve arkasını dönerek evine doğru yürüdü. Eve girene kadar arkasından baktım. Tam kapıyı kapatmak üzereyken annemler gelmişti. Annem koşarak geldi ve bana sarıldı. -"Mis kokulumm. Nasıl da özlemişim seni." -"Hoş geldin anneciğim. Baba sen de hoş geldin." dedim. -"Hoş bulduk oğlum." dediler. Elimdeki tabağı anneme vererek onlara içeri geçmelerini söyledim. Ben de bagajdan eşyalarını alarak içeri geçtim. Bir süre sohbet ettikten sonra annem getirdiği yemekleri hazırlamak için mutfağa geçti. Biz de babamda salonda haberleri izliyorduk. Aklım Elif'teydi. Onu bu kadar düşünmek benim için normal bir şey değildi. Kendime bile itiraf edemediğim bir şeyler vardı içimde. Düşüncelerim annemin sofranın hazır olduğunu söyleyen sesiyle bölündü. -"Ooo Nazaket Hanım yine döktürmüşsünüz." dedim sofraya bakarken. Annem en sevdiğim yemekleri yapmıştı. -"Afiyet bal şeker olsun bebek yüzlü oğlum." -"Eşek kadar adam oldu hala nasıl seviyorsun oğlanı." dedi babam. Hep beraber gülüşerek yemeğimizi yedik. Sofrayı toplamakta anneme yardım ettim ve beraber çayı hazırladık. Dolapta dün Elif'in getirdiği harika profiteroller vardı. -"Yusuf? Sana bir marifet gelmiş oğlum maşallah." dedi annem tatlıları göstererek. -"Ben yapmadım anne komşum getirdi." dedim bir bardağa su doldururken -"Kimmiş bakalım o komşu?" dedi imalı imalı. -"Şerife teyzeleri hatırlıyor musun? Onun yeğeni Elif getirdi." dedim ve suyumu yudumladım. -"Ooo maşallah gelin kızımıza." demesiyle su genzime kaçmıştı. Annem bir yandan sırtıma vururken diğer yandan da kıkırdamaya başladı. -"Ne gelini anne Allah aşkına!" dedim güç bela. -"En sevdiğin tatlıları getirmiş oğlum. İşini biliyormuş helal olsun kızıma." dedi. -"Onu bir işlerini hallettiğim için getirdi." dedim profiterolleri göstererek. "Bugün de annesiyle babasının ölüm yıl dönümüymüş onun için getirdi." diye ekledim helva için. -"Allah rahmet eylesin. Ellerine sağlık." dedi ve salona geçtik. Geç saate kadar hasret giderdikten sonra yatak odasını annemle babam için hazırladım ve kendime de salonda bir yer hazırladım. Uykuya dalmadan önce annemin sözlerini düşündüm. Olacak bir şey değildi. Kendimle münakaşa ederek uykuya daldım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD