Korhan, yüzündeki huzurlu ifadeyle Reyna'nın yanında uzanırken, cep telefonu tüm sessizliği yırtarak çalmaya başladı. Arayan, Albay Gökhan'dı.
Korhan, anında o huzur dolu âşık adam kimliğinden sıyrılıp, disiplinli Komutan pozisyonuna geçti. Telefonu, uykulu ama kararlı bir sesle açtı.
"Komutanım." Telefonun diğer ucundan gelen ses, Gökhan Albay'ın her zamanki sert ve aceleci tonuydu.
"Korhan Üsteğmen! Derhal timini hazırla. Acil durum çağrısı var. Hemen nizamiyeye intikal edeceksiniz. Yarım saat içinde hazır olun!"
Korhan'ın kaşları çatıldı. Bölge kontrol altına alınmıştı zaten ve ani görev çıkması hayra alamet değildi. "Emredersiniz, Komutanım."
Hızla telefonu kapatıp yataktan fırladı. Reyna, hala uyuyordu. O kadar güzeldi ki uyurken, bir bebekten bile daha masum görünüyordu.
Hızlıca hazırlanıp kendisine kahve hazırladı ve seri bir şekilde içmeye başladı. Timdekiler de hazır olunca beraber çıkacaklardı. Kahvesini yudumlarken Reyna onun yanına gelmişti. Kızın üzerindeki kendi kıyafetine baktı. Çok bol olsa da Reyna hala çok çekici görünüyordu.
İşi olmasaydı ona, bu evde yapabileceği şeyler aklından geçerken kendini dizginledi. Yanına gelen kıza görevinden bahsettikten sonra beraber kahvelerini içerlerken telefon gelmişti. Timdekilerin hazır olduğuna dair bir işaretti bu.
Korhan evden çıkarken Reyna onu yolcu etmişti. Korhan evden çıkarken gülümsüyordu. Bir bekleyeninin olması bir asker için çok güvenli bir histi. Aynı zamanda en büyük tehlikeydi. Bu kıza karşı alevlenen hisleri onu geriyordu.
Kapıda bekleyen askerlerinin yanına gitti ve hep birlikte yola koyuldular.
Tim, şaşkınlık ve merakla hızla nizamiyede toplandı. Havaalanı tesisinin ana nizamiye kapısında, timin özel donanımlı aracı hazırdı.
Korhan, timin karşısında durdu. Yüzü ciddiyetini koruyordu.
"Komutanımız Gökhan Albay acil intikal emri verdi. Muhtemelen yeni bir operasyon... Herkes tam teçhizat, hızlı ve disiplinli olsun. Hazır mıyız?"
Mert, İlhan ve timin geri kalanı, tek bir ağızdan gürledi: "Hazırız, Komutanım!"
Korhan, timiyle birlikte nizamiyeden geçerek askeri karargâhın ana binasına doğru yola çıktı. Herkes, içten içe nefeslerini tutmuş, ne tür bir tehlikenin onları beklediğini merak ediyordu. Timin omuzlarında, daha yeni döndükleri zorlu operasyonun yorgunluğu ve bu ani çağrının getirdiği gerginlik vardı.
Askeri karargâhın ana binasına vardıklarında, Korhan ve timi, hızla araçlarından indiler. Ancak, bekledikleri gibi bir operasyon brifingi odası veya harita dolu bir karargâh yerine, geniş bir salona yönlendirildiler.
Salonun içi, askeri personelle doluydu. Önde, rütbeli subaylar dizilmişti. Tam ortada, Albay Gökhan dimdik duruyordu.
Korhan, tam Gökhan Albay'a rapor vermek için bir adım atmıştı ki, Albay'ın yüzünde, normalde görmeye alışık olmadıkları, babacan bir gülümseme belirdi.
"Rahat, Üsteğmen Korhan," dedi Gökhan Albay, sesi tüm salonu dolduruyordu.
Korhan ve timi şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Bu, bir operasyonun başlangıcı değildi.
Gökhan Albay, kürsüye yaklaştı.
"Tim, hoş geldiniz. Bu, bir acil durum çağrısıydı, evet. Ama bu, bir operasyon çağrısı değil... Bu, sizin kahramanlıklarınızın ödüllendirileceği anın çağrısıydı."
Tüm salonda hafif bir uğultu yükseldi. Korhan, Mert ve İlhan, yüzlerindeki şaşkınlığı gizleyemiyorlardı.
Albay Gökhan, devam etti: "Son dönemde gerçekleştirdiğiniz kritik ve cesur operasyonlar sayesinde, sizler sadece birer askeri tim değil, aynı zamanda milletimizin gururu oldunuz. Bu operasyonlarda gösterdiğiniz yüksek cesaret, disiplin ve fedakârlık, askeri tüzüğümüzün en yüksek standartlarını karşılamıştır."
Albay, elindeki kadife kutuya baktı. "Bu nedenle, Üsteğmen Korhan komutasındaki timin her bir üyesi, Devlet Üstün Cesaret Madalyası ile onurlandırılacaktır!"
Alkışlar salonu doldurdu. Bu, Korhan ve timinin beklediği son şeydi. Yüzlerindeki sert ifadeler, yavaş yavaş içten bir gurur ve şaşkınlıkla yer değiştirdi.
Gökhan Albay, kürsüden indi. İlk olarak Korhan'a yaklaştı. Yüzünde, Korhan'a olan babacan gururu vardı. Madalyayı, Korhan'ın göğsüne taktı.
"Tebrikler, Üsteğmenim. Hak ettiniz. Onur ve gurur duydum," diye fısıldadı. Korhan, yutkundu. Bu, onun için en büyük onurdu. Madalyanın ağırlığı, omuzlarındaki tüm yorgunluğu alıp götürmüştü. Gözleri, gururla parlıyordu.
Mert ve İlhan da aynı şekilde ödüllendirildi. Timin her bir üyesi, o gün sadece cesaretleriyle değil, aynı zamanda birbirlerine olan bağlılıklarıyla da onurlandırılmıştı.
Korhan, madalyası göğsünde parıldarken, timin diğer üyelerine baktı. Her birinin ailesi gelmişti. Sedef de oradaydı ve İlhan'ı tebrik ediyordu. Çok mutlu ve güzel bir çift olarak görünüyorlardı. Aklına Reyna düşmüştü. Onun masum bakan, sevinçle parlayan gözlerini görmek ve ödül mutluluğunu paylaşmak istemişti.
Büyük bir ödül töreninin parçası olmuşlardı. O, artık sadece kontrol manyağı bir Komutan değil, aynı zamanda madalyalı bir kahramandı. Diğer tim üyelerinin yanına gittiğinde biraz uzaklarında istihbarat ajanı Tuğçe'ye sataşan Arda'yı gördünce duraksadı. "Söylediğin kadar iyi olsaydın güzelim, senin de madalyan olurdu."
"Özel hayatında da meslek hayatındaki gibi iyi olsan keşke," dedi Tuğçe burun kıvırarak. Arda pis pis sırıtırken timdekiler de onlara karşılık gülmüştü. Arda komutanının ona baktığını görünce hemen ciddileşti ve yanına gitti. "Komutanım, tebrik ederim."
"Ben de tebrik ederim ama aşkta kazanamamışsın," dedi Korhan sırıtarak. Diğer timdekiler de sesli bir kahkaha atmışlardı. Arda sırıttı. "Her şey zamanını bekler komutanım. Bu kız benim olacak."
Korhan, tüm tim üyelerini; Mert, Erdem, Yunus, İlhan, Arda ve Faruk'u tebrik ettikten sonra nizamiyeden ayrıldı. Kafasına koymuştu. Reyna'yı tamamiyle hayatına dahil edecekti. Reyna, onun kadını olmalıydı. Törende gördüğü çiftler ona bir umut vermişti. Hayatının sonuna kadar kendisini kapatamazdı. Evet, yarını belli değildi hayatı riskliydi ama Reyna için bunlarla savaşacak gücü vardı.
Arabanın gazına daha da asılıp merkeze indi. Bir kuyumcunun önünde durdu ve arabadan inip dükkana girdi. Oradaki kolyeleri incelerken yeni ilişkisinin sembolü olması için en doğru tercihi yapmaya çalışıyordu. Silah düşünebilirdi, kendisinin çocukluktan gelen bir silah aşkı vardı ama en kusursuz sembolü bulmak istiyordu.
Aklına gelen fikirle duraksadı. Alfa kurtlar dişilerine karşı ömür boyu bağlılık duyar, derin bir saygı ve koruma içgüdüsüyle dolar, daima öncelik tanırlardı. Liderlik ve sorumluluk, sadakat ve aile bağlılığı, bilgelik ve kılavuzluk, özgürlük ve bağımsızlığı simgelerlerdi. Özellikle Türk mitolojisinde "Bozkurt" figürü, cesaret, bağımsızlık, yol göstericilik ve esarete asla boyun eğmeme ruhunun en güçlü sembolüdür. Onun "Gök Yeleli" (Kök Börü) olarak anılması, kutsallığı ve rehberliği çağrıştırır.
"Kurt pençesi olan bir kolye istiyorum," dedi kendisiyle ilgilenen görevliye. Görevli anında çekmeceleri karıştırırken Korhan doğru seçimin verdiği güvenle hafifçe sırıttı. Kurt pençesi bu ikilinin ilişkisinin mührü olacaktı.
Görevlinin getirdiklerini incelerken Reyna'ya en uygun kolyeyi seçmeye çalıştı. Reyna oldukça asi ama zarif bir kadındı. Kolyelerden de en asi ve en zarif kolyeyi seçtikten sonra görevliye döndü. "Aynı taştan bir de anahtarlık yapmanızı istiyorum."
"Tabi efendim." Görevli takıları hazırlarken Korhan da oturup onu beklemeye başladı.
Personel iki kutuyu ona uzattığında işlerini halledip arabasına geçti. Timdekiler gruptan sohbet ederek plan yapmaya çalışıyorken aklına gelen planla gruba yazdı. "Bizim tepeye gelin."
Ardından Asya'ya mesaj attı. Madalya töreni vardı bugün serbestiz. Tepeye gelin, aramızda kutlayalım."
Arabasını çalıştırdı ve tepeye doğru sürmeye başladı. Yüzünde huzurlu bir gülümseme vardı. Reyna artık onun hayatı olacaktı.