Doğanay arabadan inip yanıma geldi. Yüzündeki gülümsemeyle oldukça kendinden emin görünüyordu. Üzerinde sivil kıyafetleri vardı ama duruşuyla kaç metre öteden asker olduğu belli oluyordu. Yüzünde ukala bir ifade vardı.
"Günaydın, Reyna. Çok iyi sürsen de benden kaçamadın," dedi, gülümsemesiyle tüm gerginliğimi dağıtmaya çalışıyordu. "Beni gördüğünüze sevinmemiş gibisin."
"Takip edildiğim içindir," dedim, kaşlarımı çatarak. "Neden beni takip ediyorsunuz?"
Arabanın motorunu kapatıp kapımı açtım ve indim. Biraz sert davranmıştım ama dakikalardır bana büyük bir korku yaşatmıştı.
Doğanay ise sert tavrıma aldırış etmemişti, tavrı rahat ve flörtözdü.
"Sadece... dün geceden sonra merak ettim. Bana dans borcun var sanki." Gözlerinde alaycı bir pırıltı vardı. Fazzla mı egolu biriydi? Korhan ve beni gördüğü halde neden umursamıyordu?
"Kimseye borcum yok," dedim, gözlerimi devirerek. "Peki sizin aceleyle beni takip etmenizin nedenini söyleyecek misiniz?"
Doğanay, bana doğru bir adım attı. Aramızdaki mesafe tehlikeli bir şekilde azaldı. "Sadece ilgi. Dün gece, Korhan ile dans ederken bile senin gözlerin etraftaydı."
"Yanlış görmüşsünüz," dedim, sesim sert çıktı. "Gözlerim sadece bir kişideydi, o da Korhan."
"Öyle mi? Sevgili misiniz?" Doğanay kaşlarını çatmıştı. Onun bu tavrına anlam veremiyordum, biz birbirimizi tanımıyorduk bile! Vereceğim cevaptan emin değildim. Sonuçta Korhan ile sevgili değildik. Bu konuda bir adım atmıştık ama ilişkimiz hala belirsizdi çünkü her şey bir anda gelişmişti. Konuyu değiştirmeye karar verdim. "Benden ne istiyorsunuz?"
"Sadece tanışmak," dedi, geri çekilerek. "Dün gece seni gördüğümde ne kadar etkilendiğimi inkar edemem ama bunu özel bir tanışma olarak algılamanı istemem. Yolda denk geldik ve profesyonel bir sürücü olduğunu fark edince yarış için sinyal yaktım ama fark etmedin."
"Öyle mi?" dedim inanmayarak ama yüzünde hiç de yalan söylediğine dair bir ifade yoktu. Doğanay dostani bir şekilde gülümsedi. "Madem seni yakaladım. Yarışabiliriz. İlk defa bunu bir kadınla yapıyor olacağım."
Tavrı oldukça aşağılar gibiydi. Erkeklerle araba yarışı yapmak normalken bir kadınla yapmak aşağılayıcı mıydı? Meydan okuyan bir şekilde ona baktım. "Sen önden git, ben seni yakalarım."
Bu tavrım onun fazlasıyla hoşuna gitmişti. Sırıtarak arabasına geçti ve çalıştırdı. Ben de sürücü koltuğuma geçip kontağı çalıştırdım.
Doğanay'ın siyah, hızlı arabası önden fırladığında, gaza sonuna kadar bastım. Bu, benim alanım, benim rahat bölgemdi. Direksiyonun başında, tüm bedenimde toplanan gerilimi, arabanın hızına aktardım. Doğanay iyi sürüyordu, keskin dönüşlerde bile kontrolü kaybetmiyordu ama benim yeteneğim, ona göre daha içgüdüseldi.
Doğanay başlangıçta öndeydi. Onun aracının motor sesi, benim arabama meydan okuyordu. Caddeden ayrılıp, tepeye çıkan virajlı, dar yola girdiğimizde ise benim avantajım başladı. Doğanay, disiplinli ve kurallara uygun bir sürüş sergiliyordu; hızını viraj öncesinde kesiyor, ideal çizgiyi koruyordu. Ama ben, o kısıtlamaları tanımıyordum.
Ama ben, pistte sınır tanımayan biriydim ve asice gaza daha sert yüklendim.
İlk keskin viraja girdiğimizde, Doğanay frene basarken, ben sadece gazı biraz kesip, drift tekniğiyle aracın arka kısmını kontrollü bir şekilde kaydırdım. Lastiklerim asfalta tutunurken çıkan tiz ses, kulaklarımda zafer şarkısı gibiydi. Bu, Doğanay'ın asla yapmayacağı, riskli ve adrenalin dolu bir hamleydi.
Onun aynasına baktığımda, Doğanay'ın şaşkınlığını görebiliyordum. Yüzünde artık ukalalık değil, saf bir hayranlık ve heyecan vardı.
İkinci virajda, Doğanay'a iyice yaklaştım. Yolun daraldığı bir noktada, onun önünü kesip geçmesi imkânsızdı. Ancak üçüncü viraj, daha geniş bir dönemeçti. Doğanay, oraya hızlı girip arayı açmayı planlıyordu.
Tam viraja yaklaştığımızda, onun yan aynasına doğru bir sinyal çakıp, fren yapıyormuş gibi yaptım. Doğanay refleks olarak gazı kesti, ben ise tam o anda gaz pedalına kökleyip, aracımı yolun kenarındaki riskli alana doğru fırlattım.
Bir an için araba kontrolden çıkacak gibi oldu, ancak direksiyonu hızlı ve ustaca toparlayarak, milimetrik bir farkla Doğanay'ın aracını geçtim. Bu riskli manevrayı başarıyla tamamlamıştım.
Doğanay arkada kalmıştı. Arabanın motor sesi, benim kahkahalarıma karışıyordu.
Durduğumda, Doğanay yanıma geldi. Camı açtığında yüzünde içten bir hayranlık vardı. "Reyna, o kadar iyiydin ki! Çok iyi. Sen gerçekten profesyonel misin?"
"Sana ne dediğimi hatırlıyorum," dedim, gülümseyerek. "Ben seni yakalarım."
Tam o sırada telefonuma bir mesaj geldi. Asya'dandı.
"Acil toplanıyoruz. Korhan'ın timi ve biz, tepeye gidiyoruz. Geliyor musun?"
Tepedeki buluşma... Bizimkiler görevde değil miydi?
"Nereye gidiyorsun şimdi?" diye sordu Doğanay.
"Arkadaşlarımın yanına," dedim. "Bir davet var."
Doğanay sırıttı. "Davet mi? Yoksa Korhan'ın yanına gitmek için bir bahane mi?"
"İkisi de," dedim hafif gülümseyerek. Omuz silkti. "Gelmemde bir sakınca var mı? Hem sana biraz daha sürüş taktiği verebilirim."
Yüzündeki her zamanki ukalalığı vardı. Ona hayır demek istiyordum ama kalbini kırmaktan çekiniyordum. O, kararsız kaldığımı fark etmişti. "Sadece dostça, merak etme."
Derin bir nefes alıp kafamı salladım ve kendi arabalarımıza geçip sürmeye başladık. Bizimkilere nasıl açıklayacağımı bilmiyordum. Özellikle de Korhan'a. Bir tarafım açıklama yapmak zorunda olmadığımı söylüyordu. Sonuçta Korhan sevgili olmaktan bahsetmemişti.
Tepeye vardığımızda, manzara muhteşemdi. Ama benim için manzara, Korhan'ın timi ve hemen yanında duran Korhan'dı.
Mert, İlhan, Sedef ve Asya bir kenarda sohbet ediyorlardı. Korhan ise üniformasıyla, kollarını göğsünde kavuşturmuş, zirveye tepeden bakıyordu.
Arabamı durdurdum. Tam o sırada Doğanay, siyah arabasını benimkinin tam yanına çekti. İkimiz de aynı anda arabadan indik.
İçerideki tüm sesler bir anda kesildi. Bütün bakışlar bize döndü. Ama en önemlisi, Korhan'ın bakışıydı.
Korhan, beni mor elbisemle, Doğanay'ın arabasının hemen yanında görünce yüzündeki ifade o demir maskeden sıyrıldı. Gözleri, tepeden tırnağa beni süzerken, yutkundu. Elindeki şişeyi daha çok sıkmıştı.
Doğanay, yanıma yaklaştı. Eli, bir dost samimiyetiyle belime değdi. Korhan'ın gözleri, o ele kilitlendiğinde onun vereceği tepkiden korkmuştum.
Korhan'ın çenesi kasılmıştı. Gözleri adeta ateş ediyordu. Gözlerindeki kıskançlık ve öfke, güneşin altında bile parlıyordu. Yüzünün aldığı ifade, dün geceki tutkunun çok ötesindeydi.
Korhan, olduğu yerden bize doğru bir adım attı.
"Senin ne işin var burada?" dedi, sesi buz gibiydi.
Doğanay, gülümseyerek Korhan'a döndü. "Merhaba, Korhan. Biz yolda karşılaştık. Arkadaşının davetine eşlik ediyorum. Bir sorun mu var?"
"Evet, var," dedi Korhan. Sesi, tüm tepeyi titretmeye yetecek kadar sertti. "Önce o elini çek."
Doğanay elini çekerken ben de anında ondan uzaklaşmıştım. Korhan bana elini uzattığında yanına gidip elini tuttum. Korhan boştaki eliyle beni sararken Doğanay'a döndü. "Benim sevgilimden uzak duracaksın."
Kaşlarımı kaldırarak 'öyle mi?' der gibi Korhan'a baktım. Benim neden bundan haberim yoktu?
Doğanay bir şey demeden arabasına binip giderken Korhan beni kendisine çekti ve dudaklarıma sahiplenici bir öpücük kondurdu. Bu öpücüğü Doğanay dahil herkes görmüştü. Artık herkes bizi sevgili olarak biliyordu. Kulağına eğilip fısıldadım. "Sevgili değiliz ki biz?"
"Değil miyiz?" dedi Korhan hafif öfkelenerek. Ben ise cilveli bir şekilde naz yapar gibi omuz silktim. "Sen bana teklif etmedin. Değiliz işte."
Kulağıma doğru eğilip fısıldadı. "Belki de sevgilim olduğunda sana yapacağım şeyler için teklif etmiyorumdur."