1.BÖLÜM(KISIM-2) - YABANCININ GÖLGESİNDE

1080 Words
Burcu’nun fısıltısı odanın loş duvarlarında yankılanıp kaybolurken, Korhan’ın ağır adımları koridorda uzaklaştı. Kapı tamamen kapanmamıştı; aralık kalan o boşluktan sızan ışık, yerdeki kan kırmızısı halının üzerine keskin bir bıçak gibi düşüyordu. Burcu, kucağındaki minik canın düzenli nefes alışlarını dinlerken başını koltuğun arkasına yasladı. Göğsündeki o fiziksel sızı dinmişti ama ruhundaki o devasa delik her saniye daha çok büyüyordu. Kendi bebeğinin —hiç ağlamayan, hiç nefes almayan o sessiz mucizenin— hayali, Aras’ın sıcaklığında vücut buluyordu. "Ne yapıyorum ben?" diye düşündü Burcu. "Daha yirmi bir gün önce kendi evladımı toprağa vermişken, nasıl olur da hiç tanımadığım bir adamın evinde, onun bebeğini emzirirken huzur bulabilirim?" Bu bir ihanet gibi geliyordu; kendi yasını başkasının bebeğiyle uyutmak... Tiksindi kendinden. Ama Aras’ın minik elleri parmağına dolandığında, o hayatta kalma içgüdüsü her şeyin önüne geçti. Burası tekinsizdi, bu adam —Korhan— kim olduğunu bile bilmediği, etrafı korumalarla dolu bir tuhaftı; ama Aras masumdu. Burcu sadece o masumiyet için buradaydı. "Özür dilerim," diye fısıldadı Aras’ın kulağına. "Seni sadece kendi acımı dindirmek için kullandığım için özür dilerim küçük adam." Aras, doymanın verdiği rehavetle memeyi bıraktı. Burcu, titreyen elleriyle üzerini düzeltti. Aşağıda onu bekleyen o adamın kim olduğu sorusu beynini kemiriyordu. Kim bu adam? Neden bu kadar çok koruma var? Neden bu kadar yalnız ve öfkeli? Burcu merdivenlerden inerken her basamakta kalbinin atış hızı biraz daha arttı. Giriş katı, yukarıdaki o huzurlu bebek odasından tamamen farklı bir dünyaydı. Salonda dikilen o iri yarı, siyah takımlı adamlar Burcu’ya bir kadından ziyade, eve girmiş bir yabancı cisimmiş gibi bakıyorlardı. Burcu bakışlarını kaçırdı. Sadece işini yap ve git buradan Burcu. Parayı al ve bu tuhaf evden kurtul. Korhan, şöminenin önünde, elinde kristal bir kadehle dikiliyordu. Ateşin yansıması, adamın yüzündeki o sert hatları daha da belirginleştiriyordu. "Otur," dedi Korhan, arkasına bile bakmadan. Burcu, tekli koltuklardan birine ilişti. "O uyudu. Uzun bir süre uyanmaz." Korhan yavaşça döndü. "Neden?" diye sordu aniden. "Neden bu ilan? Gençsin, güzelsin... Bir yetimhanede büyümüşsün. Neden başka birinin bebeğine hayat vermek için buradasın?" Burcu yutkundu. Bu adamın onun hakkında bu kadar şeyi nereden bildiği tüylerini diken diken etti. "Çaresizdim," dedi sesi kısılarak. "Kendi bebeğimi yirmi bir gün önce kaybettim. Doğumda. Kocası tarafından aldatılmış bir kadın ne kadar çaresiz olursa, o kadar..." Korhan’ın gözlerinde bir anlık bir ifade geçti ama hemen kapandı. "Mert," dedi Korhan. "O herifin adı Mert. Onu araştırttım. Seni bir enkaz gibi kenara atmış." Burcu şaşkınlıkla ayağa fırladı. "Sen... Sen ne hakla benim hayatımı kurcalarsın? Sen kimsin ki benim özelimi bir dosya gibi önüme koyuyorsun!" Korhan, aradaki mesafeyi iki büyük adımla kapattı. Çenesini kavradığında Burcu kaçmaya çalışmadı, sadece donup kaldı. Bu adamın üzerinde garip bir otorite, tanımlayamadığı bir tehlike vardı. "Benim evime giren her şey bana aittir, Burcu. Geçmişin, acın... Hepsi artık benim gözetimimde." "Bedeli..." demişti Korhan, sesi Burcu’nun boynuna çarparken. "Bedeli, bu kapıdan dışarı attığın her adımda sadece benim adımı sayıklaman olacak." Burcu’nun midesi bulandı. Bu ne biçim bir küstahlıktı? Zenginliği ona her şeyi söyleme hakkı mı veriyordu? "Sen ne diyorsun be?" diye bağırdı Burcu. Korkusu öfkeye dönüşmüştü. "Sen bana ne ima ediyorsun? Ben buraya bebeğin için geldim! Senin o iğrenç zengin egolarını tatmin etmek için değil! Kimsin sen? Kendini ne sanıyorsun?" Korhan’ın üzerine yürürken ayağı halıya takıldı. Burcu’nun boşluğa düştüğü o saniye, zamanın dişlileri gürültüyle durdu. Sırtı, kaskatı bir göğse çarptığında hıçkırığı boğazında asılı kaldı. Korhan’ın kolları, birer çelik kelepçe gibi beline dolanıp onu kendine mühürledi. Aralarında tek bir saç teli kadar bile mesafe kalmamıştı; Burcu’nun sırtı adamın göğsündeki o ritmik, ağır kalp atışlarını her hücresiyle hissediyordu. Korhan, onu bırakmadı. Aksine, bir avını kıstırmış gibi yavaşça kendine çevirdi. Burcu, başını kaldırdığında o karanlık gözlerle burun buruna geldi. Korhan’ın bakışları, Burcu’nun titreyen dudaklarına bir bıçak gibi saplanmıştı. "Tekliflerim..." dedi Korhan, sesi sanki yerin yedi kat altından gelen boğuk bir uğultuydu. "Genelde kelimelerle olmaz, sarışın. Hissettirerek olur." Burcu "Yapma," demek istedi ama sesi çıkmadı. Korhan’ın avuç içleri, Burcu’nun yüzünü bir mengene gibi kavradı. Başparmağı, kadının alt dudağını ezerek geriye ittiğinde, odadaki tüm oksijen çekilmiş gibiydi. Korhan daha fazla beklemedi; başını eğdi ve Burcu’nun dudaklarına, sanki oradaki tüm isyanı, tüm acıyı ve tüm hayatı söküp almak ister gibi hunharca yapıştı. Bu bir öpücük değildi; bu bir istila, bir sahip olma töreniydi. Burcu hayatında hiç böyle bir şiddetle karşılaşmamıştı. Korhan’ın dudakları barut ve sert tütün kokuyordu. Dudakları dudaklarına değdiği an, Burcu’nun zihnindeki tüm mantık duvarları büyük bir gürültüyle çöktü. Yanlıştı, bu adam bir yabancıydı, tekinsizdi, korkunçtu; ama Burcu o kadar yalnızdı ki... Haftalardır tuttuğu o buz gibi yasın içinde, bu adamın yakıcı, vahşi sıcaklığına bir anlık teslim oldu. Korhan’ın dili, kadının ağzının içindeki her bir kıvrımı ele geçirirken, Burcu’nun elleri istemsizce adamın ensesine gitti. Parmaklarını Korhan’ın o gür, siyah saçlarına doladı ve ona aynı açlıkla karşılık verdi. O an, koca malikanedeki sessizlik yerini sadece birbirine çarpan tenlerin sesine ve kesik kesik alınan nefeslere bıraktı. Korhan, Burcu’yu belinden tutup masaya doğru daha sert yasladı; göğüsleri birbirine her çarptığında, aralarındaki o cinsel gerilim odadaki ateşi bile sönük bırakacak bir yangına dönüştü. Burcu’nun bacaklarının bağı çözüldü, dünyası bu yabancının kolları arasında dönüyordu. Adrenalin ve tutku, damarlarında zehirli bir şerbet gibi akmaya başladı. Ancak tam Korhan’ın eli, Burcu’nun bacağının iç kısmına doğru kayıp o mahrem sınırı geçmeye yeltendiğinde, Burcu’nun zihninde bir şimşek çaktı. Mert’in alaycı gülüşü, kaybettiği bebeğinin o sessiz beşiği ve bu adamın ellerindeki o tanımlayamadığı karanlık hissi bir anda yüzüne çarptı. Ben ne yapıyorum? Bir anda kendini geriye çekti, nefes nefese kalmıştı. Ciğerlerine dolan hava canını yakıyordu. Korhan, gözleri arzuyla bulanmış bir halde tekrar ona uzanacakken, Burcu var gücüyle elini kaldırdı ve o mermer kadar sert, yakıcı yanağa tokatı indirdi. Tokatın sesi geniş salonda buz gibi bir yankı bıraktı. Korhan’ın yüzü yana savruldu, yanağında parmak izleri saniyeler içinde kızararak belirdi. Burcu, elinin sızısıyla birlikte hıçkırarak geriledi. "Ben senin o bildiğin kadınlardan değilim!" dedi, sesi titreyen bir çığlık gibiydi. "Bu ev, bu bebek, sen... Hepsi bir hata! Sen bir canavarsın! Sen, aşağılık adamın tekisin!" Hızla kapıya koştu. Kapıyı açtığında dışarıdaki o soğuk rüzgar yüzüne çarptı. Kaçacaktı, Mert’in borçları, kendi acısı, her şeyi arkasında bırakıp gidecekti. Ama Aras’ın çığlığı başladı. O çığlık, Burcu’nun sütünü, canını, her şeyini merdivenlere geri çağırdı. "Gitme," dedi Korhan, merdivenlerin başında bir heykel gibi dururken. "Çünkü gidersen, o bebekten önce senin ruhun ölecek." Burcu kapı kolunu sıktı. Dışarıdaki belirsiz karanlık mı, yoksa içerideki bu tehlikeli ama muhtaç hayat mı? Yavaşça kapıyı kapattı. Elleri ruhsuzca yanında salındı. Bu iğrenç evde bir saniye bile durmak istemiyordu ama ya Aras? “Senden nefret ediyorum," dedi. O an mafya nedir, yeraltı nedir bilmiyordu. Sadece bu adamın —bu tehlikeli yabancının— pençesine düştüğünü ve Aras için bu ateşte yanmaya devam edeceğini biliyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD