2. Bölüm Hadi oyun başlasın! (Part II)

1051 Words
“Hayır, sadece tercih dönemime denk geliyor diye üç yıl demiyorum. Düşün bir kere, görücü usulü tanışıp evlenmiş gibi yapacak bir çift en azından üç yıl evli kalmalı.” “Nasıl yani, böyle bir kural mı var?” Suay dayanamayıp sormuştu. “Evet onun gibi bir şey var. Toplumda kabul gören inanca göre evliliğin altı ay ila bir yıl, hadi bazı çiftler için bir buçuk yılı cicim ayları olarak görülür. Evliliğimizde bu süre olmazsa ileride sorun olabilir. Evliliğimizin bir anlaşma olmasından kimsenin şüphelenmemesi için her ayrıntıya önem vermeliyiz. Bir bilemedin bir buçuk yıl sonra evliliğimizde sorunlar varmış gibi yapacağız. Sanki gözümüzden perde kalkmış da anlaşamıyormuşuz gibi yapıp boşanmamızı normalleştireceğiz. Öyle bir noktaya gelmeliyiz ki ailelerimiz en sonunda anlaşamıyorsanız ayrılın demeli. Eee bu süre de üç yıldan daha az olamaz.” Bu kızın kafası nasıl çalışıyor acaba? Söyledikleri yine çok mantıklı. Bu yola bir hiç uğruna o da ben de çıkmak istemeyiz. “Nil sana hayranlık mı duysam yoksa senden korkmaya mı başlasam bilemedim,” Suay gülerek söylemişti. “Eee aklında başka soru var mı?” Suay düşünüyormuş gibi yaptı. Aslında aklında çok soru vardı. Ama onu sıkmak istemiyordu. Bazı şeyleri de zamanla öğrenirdi. “Hayır, yok. Açıklaman son derece yeterli.” Nil rahatlamıştı, anlattıkları doğruydu ama bazı şeyleri değiştirmişti. Suay şimdi bunun üzerinde durmasa da ileride hakikati daha çok merak edecekti. * Yemekten sonra çay faslı başladı. Suay bir türlü sohbeti istediği noktaya getirememişti. Aksi gibi babası da bu sefer yakınmalarına başlamıyordu. Söze nasıl başlayacağını düşünürken kapının çalmasıyla irkildi. “Ben bakıyorum,” demesine rağmen annesi de arkasından kapıya yönelmişti. Gelen Nil’di. İkisi de bir an donup kalsa da Nil hemen kendine gelmiş, sanki hep yaptığı bir şeymiş gibi “Merhaba,” demişti. Suay karşılık veremeden annesi araya girdi. “Aaa sen mi geldin kızım? İçeri gelsene.” “Yok Sevim teyze, bugün işlerim var. Annem tatlı yapmıştı. Size de vermek istedi.” Nil tabağı uzatmış annesi de almıştı. Suay onları dinlese de konuşmamayı tercih etmişti. Zaten annesi oldukça konuşkandı. “Ne zamandır uğramıyorsun, alınıyorum bak.” “Bu aralar okulda işlerim yoğun, lütfen gönül koymayın. En kısa zamanda uğrayacağım.” “Peki madem, bekliyorum en kısa zamanda.” İçeri geçtiklerinde annesi babasına az önceki konuşmayı aktarıyordu. Kendinden bahsetmese annesine dikkat etmezdi. “Sami Bey, bizim oğlana kal geldi. Nil’in merhabasına karşılık bile veremedi, dondu kaldı,” annesi gülüyordu. Normalde kızardı annesinin tavrına ama istediği fırsat önüne gelmişti. Şimdi çaktırmadan konuyu açabilirdi. “Kal geldi demeyelim de şaşırdım diyelim. Babamın evlen diye tutturduğu kız hiç de fena değilmiş,” niyetini belli etmemek adına eğleniyormuş gibi yapıyordu. “Bak sen şu edepsize, nasıl konuşuyor öyle?” babası sinirlendiğine göre ifadeyi tutturmuş olacaktı. Bozmaya niyeti yoktu. “Ne kızıyorsun baba ya, güzel kızmış diyorum. Sanki ne var bunda?” “Hıı, ben anlamadım sanki seni. İyi ki baştan kabul etmemişsin, elin kızının da başını yakacakmışım.” “Aşk olsun baba, iyi ki bir adımız çıkmış.” Annesinin de dahil olmasıyla konu aile içi tartışmaya dönmüştü. Ama Suay durumu o kadar iyi toparlamıştı ki babasını bile sevindirmişti. Şimdi geriye annesinin Nil ve ailesiyle konuşması kalıyordu. Umutsuz başladığı akşamdan zaferle çıkmanın mutluluğu ile evine gitti Suay. Yürürken Nil’le karşılaşmasını düşünüp durdu. Basit bir eşofman kıza nasıl da yakışmıştı. Saçları da bu sefer tepesinden topluydu. Polarının fermuarını yarım bırakmış, sağ omzunun biraz açıkta kaldığını görmüştü. Boynunda ince zincirli, bir deniz kabuğu kolyesi vardı. Bu sefer kıyafetleri bol da değildi. Nasıl bir tarzı vardı? Düşüncelerinde kaybolan Suay eve vardığında yol boyunca Nil’i düşündüğünü fark etti. Acaba o da kendisini düşünüyor muydu? * Nil Suay’la karşılaştığına şaşırmamalıydı ama şaşırmıştı işte. Yıllardır o eve gider gelir, kapıdan uğrar yahut selam verirdi. Bir kere bile Suay’ı görmemişti, peşinden koşturduğu günü saymazsa tabii. Sevim teyze sayesinde kendini toparlamış, kimseye bir şey çaktırmamıştı. Ama onu görünce oyunun gerçekten başladığını anlamıştı. Her şey yolunda gittiyse eğer ertesi gün Sevim teyze kendisiyle konuşacaktır. Konuşmadan ziyade annesinden çekiniyordu. Annesi Sevim teyzeyi sevse de oğlunun nasıl biri olduğunu biliyordu. Muhtemelen bu tanışmaya sıcak bakmayacaktı. Hatırlıyordu da Sami Bey imasını bile yaparken annesi, aman Allah korusun, derdi sessizce. İşin kötü tarafı Nil Suay’a bundan da bahsetmemişti. Yarın bu konuşma hiç kolay geçmeyecekti. Ama Nil’in daha kötü günü de olmuştu. Bu onun için neydi ki? * Sınıfına karnelerini dağıtan Nil, öğretmenler odasında arkadaşlarını bekliyordu. Hava, dışarıda beklemek için çok sıcaktı. Yaz tatiline girmeden üç arkadaş yemeğe çıkacaktı. Odaya önce Deniz geldi. “Karne günlerini çok seviyorum. Tatil başlıyor artık. Bu yaz bir yerlere gidiyor musun?” Odadaki koltuklardan birine oturmuş Nil’e bakıyordu Deniz. “Seminerleri unutuyorsun galiba,” Nil Deniz’e gülümsemiş, konuşmasına devam etmişti. “Şimdilik planım yok. Seminerlerden sonra düşüneceğim.” Deniz cevap veremeden odaya Melis girdi. “Oh, bitti sonunda. Sanki benim sınıfım daha kalabalık. Hep sona kalıyorum.” Konuşurken Nil’in yanındaki sandalyeyi çekip oturdu Melis. Nil’in arasının kötü olduğu kimse yoktu okulda. Ama Melis ve Deniz’in yeri farklıydı. Okula geldiğinde kendisiyle Melis ilgilenmişti. Melis beden öğretmeniydi, bu yüzden olsa gerek, sportif bir vücudu vardı. Boyun hizasına gelen sarı saçlarını okulda hep toplardı. Mavi gözlerini kimseye kızarken görmemişti Nil. Genelde nazik bir insan olmasına rağmen öğrencileri turnuvalara hazırlarken bambaşka birine dönüşürdü. Öğrencileri ondan çekinse de okulun sevilen öğretmenlerindendi. Nil, onunla yakın olduğu için kendini şanslı sayardı. Deniz’le daha sonra yakın arkadaş olmuştu. O da okulun matematik öğretmenlerindendi. Kumral saçlarını hep aynı şekilde tarar, spor yaptığını belli eden kıyafetler giyerdi. Yeşil gözleri öğrencilere hiç sevimli gelmese de okulun çoğu öğretmeni Deniz Hoca’yı beğenirdi. Öğrenci yaklaşımları konusunda hiçbir zaman aynı fikirde olmamalarına rağmen Nil, Deniz’le de iyi anlaşırdı. Hatta son zamanlarda aralarında bir şey olacak gibi hissediyordu. Okulda birkaç öğretmen de onu sıkıştırmıştı ama Nil sadece gülümsemekle yetinmişti. Deniz’le sevgili olma düşüncesi yavaş yavaş Nil için gerçekleşecekmiş gibi bir duruma dönüşmüştü. Belki de yemekte Deniz’den bir itiraf alırdı, kim bilir. “Eee gençler gitmiyor muyuz artık? Okulu yine biz kapatacağız.” Melis ayaklanmış arkadaşlarını da ayaklandırmıştı. Üçü birlikte her zaman gittikleri mekâna gittiler. Sipariş faslını hızlıca geçip havada sudan sohbete başladılar. Kendilerine okul hakkında konuşmayalım telkininde bulunsalar bile yine öğrencilerden dert yanmalarına uzunca bir süre güldüler. Aslında Deniz ve Nil’in akıllarında başka bir konu vardı. Sadece söze başlamaya cesaret edemiyorlardı. Melis’in ise dünyadan haberi yoktu. O, bu buluşmadan sonra gideceği randevusunu düşünüyordu. Bu yüzden yemekleri biter bitmez Melis özür dileyerek erkenden ayrılması gerektiğini söyledi. Deniz ve Nil’in vakitleri vardı. Sebepleri farklıydı ama ikisi de Melis’in erkenden ayrılmasına sevindi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD