Azur’dan sevgiler :)
Bölüm Şarkısı : Dua Lipa / Break My Heart
Bölüme başladığınız saati buraya bırakın lütfen...
Keyifli okumalar...
Kucağında tuttuğu bebek onun olabilir miydi ? Kalbi sıkıştı, göğsü daraldı , aldığı nefes ağır geldi ruhuna. Bir anlık tereddüt yerini küçümser bir alaya bıraktı.
"Bana ait olduğu ne malum ? Kimden peydahladıysan ona git."
Acar'ın gaddarlığı Mehir'in zerre umrunda değildi. Acar büyükannesinin yanına giderek kendine gelmeye başlayan kadını sandalyeye oturtmalarına yardımcı oldu. Acar sırtını Mehir'e dönmüş , ona bakmaktan itinayla kaçıyordu. Buradaydı ! Gelmişti ! Hem de yanına birini daha alarak !
Kahve gözlerini şefkatle oğlunun yüzüne indirdi Mehir. Aralık kalmış dudaklarına , uzun kirpiklerine , incecik tel tel dizilmiş koyu kahverengi kaşlarına, siyaha yakın uzun saçlarına , sarkan , al al olmuş yanaklarına sevgiyle baktı. Bu bebek aynı babasının bebekliğiydi, Acar'ın bebeklik fotoğrafı Mehir'in bebeğinin fotoğrafının yanına konsaydı hangisinin Azur'a ait olduğu anlaşılmazdı.
"Haklısın."
Kadın sakinliğini koruyarak başını eski kocasına kaldırdığında Acar'ın kendine çektirdiği eziyete son vererek onu izlediğini fark ettiğinde geniş bir gülüşle yüzüne baktı.
"Ben de senin yerinde olsam kafam karışırdı."
Başını hafifçe yana yatırarak kısılan gözlerinin ardında sarı harelerle alevlenen bakışlarını Acar'ın nefretle bakan mavilerine mühürledi.
"Ne de olsa boşanma sebebimiz seni aldatmam değil miydi ?"
Acar yumruk yaptığı ellerini sıktı , çenesi kasıldı , mavileri ölüm soğuğu saçtı. O gün, aklından bir an bile çıkmayan o kara gün , gözlerinin önüne geldi. Kalbinin sahibi , hayatına anlam katan kadın , gözlerinde yaşam soluğu bulduğu Mehir’i onu bir adamla aldatmıştı. Hem de bunu kendi arkadaşlarını da alet ederek yapmıştı.
Adamın kalbi kemiklerini kırmak istercesine şiddetle kafesini yumrukluyordu. Burun kanatlarını havalandıran nefes alışverişi parmak uçlarından toprağa karışan sakinliğini hızlı bir sürece sokmuştu. Genç adam sıktığı dişlerinin arasından hırlarcasına konuştu.
"Babası kimse ona git !"
Mehir havalanan biçimli kaşlarının altında kahve gözlerini yavaşça devirdi. Alt dudağını dişlerinin arasında ezerek Acar'ı çıldırtan bir yavaşlıkla serbest bıraktı.
"Benim ön sezilerim sen olduğunu söylüyor."
Utangaç bir gülüşle haylaz bakışlarını yere indirip hızla kaldırdı kadın. Gözlerini kırpıştırarak konuştu.
"Ateşli sevişmelerimiz hakkında ailenin önünde konuşmaya devam mı edelim ona göre ayrıntıya gireceğim." Dudaklarını birbiri üzerine bastıran Mehir kaşlarıyla kıpkırmızı kesilen Nebibe Hanım'ı işaret etti. Yıldız gülmemek için yanaklarını dişleyerek kafasını yere doğru eğerek eliyle ağzını örttü.
"Mehir !" Cümlenin devamı dökülemedi dudaklarından. Acar boğazına düğümlenen ismi uzun zaman sonra yeniden ağzına almıştı. Mehir. Ona seslenmeyi öyle çok özlemişti ki kalbine bırakılan demir çapanın altında soluksuz kaldı.
Gözleri aheste bir şekilde kapanıp açıldı kadının. Adını o söylediği zaman güzel buluyordu. En çok onun sesine yakışıyordu adı. Dudaklarında içten , buruk bir gülüş belirdi kadının.
"Babası olmadığını kanıtlayabilirsin. İstediğin hastaneye gidelim bir DNA testine bakar. Babası sen değilsen o zaman sorun yok ama eğer sensen , ki kendini bu fikre hazırlasan iyi olur , sorumluluk alman gerekecek."
Yıldız abisine doğru eğilerek yalnızca onun duyabileceği bir sesle mırıldandı. "Herkes sorumluluklarını bilmeli tabi." Acar kardeşinden tarafa dönüp yüzüne ters ters baktığında Yıldız omuz silkmekle yetindi.
"Neden şimdi döndün , bunca zaman neredeydin ?" Bu hesap soran tavır her zaman abisini destekleyen, Mehir'in ihanetiyle kırılan Yıldız'a aitti. Yıldız Mehir'e çok değer verirdi , yaşanan o kabus gecesine kadar bir kardeş olmuştu ona. Hatta bu bağlılık o denli derindi ki abisine ilk başta inanmayı reddetmişti. Mehir Acar'a âşıktı , bunu yapmış olamazdı ama yapmıştı. Bunu kabullenmek Acar için büyük bir yıkım olmuştu.
"Sana da merhaba Yıldız." Yıldız sahte bir gülüşle Mehir'e baktı. "Merhaba demedim." Soğuk tavrına aldırış etmedi Mehir , ona kucak açacak halleri yoktu.
"Şok geçirmeniz bittiyse biz oğlumla nerede yatacağız ?" Acar duyduklarına inanamayarak alayla kıvrıldı dudakları. Bu kadın dalga mı geçiyordu onunla ? Bir de onunla aynı çatı altında mı yaşayacak ? "Burada kalacağını mı sanıyorsun ?"
"Kucağında bebeğiyle bir kadını dışarı mı atacaksın Acar ?" Acar Mehir'e doğru gideceği sıra Nebibe Hanım torununun elini tuttu. "Oğlum ," Acar elini babaannesinin elinden çekerek kesin bir dille aile üyelerini uyardı. "Benim meselem , kimse müdahale etmesin."
Mehir kucağında kımıldanan bebeğine bakarak küçük ellerini kundağının içinden çıkarmaya çalışan uyku mahmur haline sevgiyle baktı. "Baban bizi meselesi yaptı oğlum, bu da bir çeşit kabullenmedir. Merak etme annen seni bu eve sokacak."
Acar'ın mavileri fısıltıyla kucağındaki bebeğe bir şeyler mırıldanan Mehir'in üzerindeydi. Oysa ne çok istemişti Mehir'i , Mehir'i anımsatan bir bebeği. Ondan bir parçanın Mehir'in içinde filizlenmesini, ikisine ait bir çocuğun dünyaya gelmesini. Mehir tereddüt ediyordu , iyi bir anne olamayacağı korkusuyla Acar'a beklemesini söylüyordu. Acar sabırla o günün gelmesini beklerken her şey bir günde tepetaklak oldu. Şimdi en büyük sınavı karşısındaydı adamın , geçmişte en çok istediği şeyle sınanıyordu.
Acar salona açılan iki basamağı tırmanarak Mehir'in karşısında durdu. "Burada kalmayacaksın , yarın seni alacağım birlikte hastaneye gideceğiz. Eğer iddia ettiğin gibi bu çocuk benimse onu alacağım senden."
Mehir keyifle gülümseyerek Acar'ın gök mavisi gözlerine bakarak durduğu yerde öne arkaya , ahenkle sallanmaya başladı. Aralarındaki bir karışlık mesafede onun mavilerinde yükseldi , yükseldi , yükseldi... Onun gözlerine değdiği an bir uçurtma yükseliyordu yüreğinden, kendini o uçurtmanın kuyruğunda Acar'ın gökyüzünde süzüldüğünü hissediyordu. Beyaz teninde , kokusuna karışan baharat kokulu parfümünü bastıran toprağın nemli kokusunu sessizce içine çekti. Bu adam gözleriyle semayı , kokusuyla yeryüzünü taşıyordu. Bu adam varoluşun en güzel örneğiydi.
"Bu sandığın kadar kolay olmayacak." Mehir dudaklarını bükerek küçük omuzlarını kaldırıp indirdi. Kucağında kendine has , bebeksi kokusunu sıcaklığıyla yayan Azur mırıltılı sesler çıkarıyordu. Acar gök mavisi gözlerini karşısında duran ufak tefek kadının sarı harelerle elaya çalan gözlerine bakmayı sürdürdü. Boşluğuna denk gelip gözlerini aşağı indirse düşeceği çukurdan kurtuluşu yoktu , biliyordu. Ne güzel kokuyordu bebek , kokusu bu kadar güzelse kim bilir kendi ne denli güzel bir bebekti ?
"O benim soyadımı taşıyor, velayeti benim üzerime. Senin onunla bir bağın yok." Salonun sıcak havasına tezat malikane buzul kuleden farksızdı.
"Ne için geldin o zaman , hava atmaya mı ?" Yıldız'ın sert çıkışı meydan okuyan kahverengi bakışların umrunda olmamıştı. Acar'ın derinliğine davet eden kararmış gök mavisi gözlerinde kilitli kalmıştı Mehir. Yıldız'ın abisine doğru yürümesini engelleyen kişi annesi , Fikret Hanım'dı. "Sen karışma , abin halleder."
"Ona soy ismini vermek istiyorsan bunu hak etmen gerek Acar Soysalan."
"Ona ne isim koydun ?" Buğulu , çatlak çıkan ses öylece yemek masasına bakan büyükanne Nebibe Hanım'a aitti. Düşüncelerinde boğulan , geçirdiği uykusuz geceleri yeniden hatırına düşmüş , o kabus gecesine tekrar döndü kadın. Kalın , siyah çerçeveli gözlüğü burnunun ucuna kadar düşmüş , puslu bakışları altın yemek setindeydi.
Mehir'in kalbi hasretle burkuldu , dudakları buruk bir gülüşle güzelleşti. "Azur."
O isim yıldırım gibi düştü adamla kadının arası. Anlamını yalnızca ikisi biliyordu. Acar'ın ruhu etten dikilmiş bedenine yük oldu , göğüs kafesi kalbinin üzerine döküldü , kemiklerinin keskin uçları kalbinin derisine semadan fırlatılan mızraklar halinde saplandı. Kanadı geçmişi , şimdisi , geleceği.
Azur , gök mavisi demekti.