İlayda'dan
Küçük kalbim böylesi yakınlıkla iradesini yitirince aklım devreye girdi. Yavaşça sığındığım göğsünden kafamı kaldırdım. Kalbinin sesi bu mesafeden bile duyuluyordu. Onun kız kardeşi yoktu. Olmayan kız kardeşi benimle dolduruyordu işte.
Ben onun kardeşi olmak istemiyordum. Ben onun korkmadan gözlerine bakmak istiyordum. Sesim titreriyordu onunla konuşurken.
" İyisin çok şükür, iyisin."
" Abim, abimle konuştun mu? " dedim. Bir yandan gözlerimden akan gözyaşlarım onun yanağımdaki eline değiyordu. Gözlerimi telaşlı bakan kahverengi gözlerine değdirip çektim. Bakarsam o gözlerde takılı kalmaktan korkuyordum. Bakarsam ölürüm içimdeki ateş ikimizide yakardı. Benim ona karşı hissettiklerimi öğrense bir daha yüzüme bakmaz biliyorum.
" Yanından geliyorum Yunus iyi merak etme."
Kafamı salladım.
" Davut amcada gelecekti onlara haber vermeden çıktım. Arayalım sesini duysunlar."
" Tamam." dedim kafamı sallarken. Annem çok korkmuştur. Ya babam, ömründen ömür gitmiştir. Eline aldığı telefonunda babamı ararken etrafımızda insanlar bizi izliyordu.
" Telefon çekiyor mu? Abimide arıyalım." dedim.
" Tamam su perisi Yunus'u da ararız."
Her bana su perisi dediğinde kalbimin nasıl çarptığını bilse bir daha değil adımı diline almak benim olduğum tarafa bile dönüp bakmaz. Su perisi bemim ismimin anlamı o hep böyle seslenir, benim içimdeki kendinden habersiz.
Açılan telefonda annemin telaşlı sesi geldi.
" Aziz kızımı buldum de Aziz! "
" Annemm! " Dedim. Şu saate kadar tuttuğum hıçkırığımı annemin pamuk sesini duyunca bıraktım.
" Kızım! Yavrum! Kınalı kuzum."
" Annem, iyiyim ben annem."
" Ohh çok şükür, sesini duyuran Rabbime çok şükür."
Babamın seside gelirken onları nasıl özlediğimi anladım. Aslında insanlar birbirinin değerini illaki kaybedince anlıyor. Ben onlardan uzakta okumanın ne kadar saçma bir karar olduğunu şimdi şimdi anlıyordum. Doğup büyüdüğüm şehirden kaçmamın sebebi tek Aziz değildi. Yıllarca gördüğüm tacizlerle abimin yanına sığınmıştım. Ama artık o savunmasız küçük kız değildim. Bana aynı şeyleri yapmaya kalkarsa karşılığını misli ile alırdı.
****
Annem ve babamla konuştuktan sonra abimle de konuştuk. Onun buradan ayrılması imkansızdı. O hep konuşmuş annem ve babamla şimdi şöför koltuğunda Aziz yanında ben eve gidiyorduk.
Burada yaşanan cehennemle hayatını kaybetmiş insanlar için yol boyu göz yaşı döksemde giden geri gelmiyordu. Bir süre uykusuzluğa dayanamayan gözlerim uykuya dalmıştı. Aslında uyumuyordum ama gözlerimi de açamıyordum. Yanımdaki adamla fazla göz göze gelmek kalbime ve aklıma iyi gelmiyordu.
" Artık gözlerini açsan da bana eşlik etsen su perisi, sıkıldım...Saatlerdir araba kullanıyorum. "
Dün geceden çıktıysa yola gerçekten benden bile uykusuz olmalıydı. Çaresizce gözlerimi açtım. Hemen de anla uyumadığımı.
" Bir yerde dur dinlen istersen." Dedim.
" Şu bozuk yollardan kurtulalım sen kullanacaksın zaten."
" Uyyy!! Ben? " Diyerek şaşırdığımı belli ettim.
" Uyy sen! Ehliyet çantanda dursun diye mi aldın da? "
" Hiç bir eşyam yok ki yanımda."
" Ben aldım abinle eve girip ne var ne yok aldık. Çantan arkada."
" Nasıl, nasıl girdiniz o eve? Sen, sende mi girdin? "
Telaşla sorduklarımla hafif bana bakıp geri yola döndü.
" Duvarlar kötü olmuş ama kolonlar sağlam yıkılmamış evde birşey yoktu."
Evi eşyalı tutmuştuk öyle fazla eşyam yoktu kıyafetlerimi falanda sorun edecek bir insan değildim.
" Keşke girmeseydiniz, ben yeniden çıkartırdım hepsini." dedim.
Hafif dudağı kenara kaymış, kahve rengi gözlerinin içi parlıyordu. Uykusuz haliyle bile kalbimi yerinden çıkaracak gibi olurken avuç içlerim terliyordu. Çok gülmezdi sadece hafif tebessüm ederdi o kadar. Ona olan hislerimi fark ettiğimden beridir köşe bucak kaçıyorum ondan.
Kendi canıma kıydığımda o bulmuş beni. Ben evden çıktığımı hatırlamıyordum. Nasıl anlamıştı da gelip kurtarmıştı. Eğer ben ona bunu sorarsam o da benim neden canıma kıydığımı sorgular diye sesimi çıkaramıyordum. Sormasın diye kaçıp saklanıyordum böyle.
" Tamam yorulunca söyle ben kullanırım." dedim kedi gibi çıkmıştı sesim.
" Seni böyle suskun, üzgün görmeye alışık değilim. Sen böyle olunca üzülüyorum su perisi."
" Abimi orada bıraktık. Şimdiden özledim. Ne yedi içti çok merak ediyorum."
" Ararız tekrar konuşuruz. Abin yoksa ben varım, fark eder mi Yunus yada ben? "
Off..! O bana böyle konuştukca ben ölecek gibi hissediyorum. Abim gibi her üzerime titremesine sinir oluyorum. Keşke kötü davransa bağırsa çağırsa ama abimmiş gibi davranmasa.
Kafamı sallayıp camdan akan yolu izledim. Akan yol dedim ama araba çok da ilerlemiyordu. Yollar çökmüş tek şerit olduğu için trafik tek sıra halinde bu yolculuğun uzun olacağını kanıtlıyordu.
Arabanın içi onun arabası olduğunu kanıtlar gibi freş, temiz. Zaten o hep deniz gibi kokar, deniz gibi rahatlatıcı ferah bir kokusu vardır.
" Sen çocukken de hep abi diye ağlardın, sokağa oyun oynamaya bile gidemezdi sensiz. "
Aziz'in konuşmasıyla pencereden olan bakışlarımı döndürdüm.
" Abim kızarsa da senin yanına gelirdim, sen korurdun." Dedim. Arabaya bildiğimden beridir ilk kez gülümsedim. Gülmek bile şuan onca enkaz altında duran insanlara haksızlık yapıyorum gibi geliyor, yüreğimi acıtıyordu.
" Doğru Yunus bebeklerinin saçını örmezdi benim başımın etini yerdin."
" Sende pek beceremiyordun zaten Reis." Diyerek gözlerimin dolduğunu göstermemek için camdan tarafa geri döndüm. O günleri keşke geri getirip oralarda kalsaydık. Aziz'in annesi ölmeseydi, Ömer amca Hatice ablayla evlenmezdi, oğlu Özgür'de hiç bir zaman hayatımıza girmiş olmazdı.
" Sana sormak istediğim bir sürü soru var su perisi, şimdi kaçacak saklanacak yerde yok."
Hızla kafamı ondan tarafa döndürürken kalbim telaşla atışını hızlandırdı. Sorma ne olur sorma. Ben biliyorum soracağın bütün soruları. Ben şaşkın şaşkın bakarken o bir çırpıda korktuğum soruyu sordu.
" Neden o ilaçları içtin..? Neden kendini öldürmek istedin su perisi, neden? "