KAÇIN

1103 Words
Hava durumu: Kızım arkadaşlık isteğini attım kabul etsene! Eylül: Ne! durmadan istek atan sen miydin? Bende nasıl engellenir diye Ölçer'e sorucaktım. Hava durumu: Şu çocuktan daha da nefret etmemi sağlıyorsun. Eylül: Tamamdır isteğini kabul ettimm. Hava durumu: Allah razı olsun ya. Eylül: Smdfjkghdfghfdlkhfdklf.  Eylül: Senin bu sinirin ne zaman geçecek merak ediyorum. Hava durumu: Şu sıralar fazla asabiyim bende farkındayım. Bu yüzden sakın üzerine alınma.  Eylül: Neden? Bir sorun mu var? Kararsız kalmış gibi, ekranda yazıyor... yazısı uzun süre durdu. Kesin bir sorunu vardı ve büyük ihtimalle de geçiştirecekti. Bu anlardan hep nefret etmişimdir. Anlatmasa üzerinde gidip ısrar edemem ya çok özelse? Ya da tam tersi benden sadece 'Anlat' dememi bekliyorsa? Yüz yüze olsaydı belki yüz mimiklerinden anlayabilirdim ona böyle uzaktan o kadar zordu ki! Ve tahmin ettiğim gibi konuyu hızlıca başka yöne çekti. Hava durumu: Benim her zamanki halim boş ver, oyun oynamak ister misin? Sahibini sevmesem de dikkatimi çekti. Şimdi ne yapacaktım? Israr etmeli miydim? Ya bu onu sıkarsa... Buldum. Oyunda bütün dikkatini oraya vereceği için ağzında kolayca laf alabilirdim. Eylül: Olur oynayalım. Mesajdan çıkıp oyuna girdim.  Oyunda elinize direkt silah verip savaşa yollamıyordu. Oyunda beş tane harita vardı ve şuan sadece bir tanesi aktif bir şekilde kullanılıyordu. Aktiflik sayısına baktım Poyraz ve benimle beraber toplamda 6 kişiydik. Bana en çok garip ve gizemli gelen yanı 6 kişi aktif olmasına rağmen 50 kişi oyunda olacaktı. Yani diğer 44 kişi bot oyuncuydu.  (Bot: Sahte oyuncu.) Ve bu botlar canlı oyuncu gibi bizi gördükleri anda vurabiliyorlardı. Maddeleri tek tek üşenmeden okudum. Kazanan kişiler şöyle belirleniyordu. Etrafa sayısızca dağıtılan sembolleri toplayıp, o semboller sayesinde zafer bayrağını bulup gösterilen yere dikmekti.  Ve son olaraktan takım arkadaşını öldüremezsin. Sol alta ki sarı kutucuğun üzerinde yazan 'hazırım' yazısına tıkladım ve bir odaya alındım. Odada oyunda olan diğer 5 kişi vardı. Hepsi aktifti. İçlerinden birisi Ölçer ve Poyraz'dı.  İçlerinden biri, "Yeni kişiler geldi."  "Hoş geldiniz Eylül ve Poyraz." dedi ince bir kız sesi. Kim konuşsa isimlerinin altındaki minik mikrofon simgesi patlayıp sönüyordu. Vitamin ismindeki biri, "Eylül kız mı Erkek mi?" diye garip bir soru ortaya attı.  Serkan adındaki kişi, "Lan tabii ki de kız cahil misin olum." deyince,  Vitamin "Olum niye öyle diyorsun belki adamın en sevdiği aydır o yüzden nickine yazmıştır."  Daha yeni konuşan kız tekrar konuştu, "Eylül ve Poyraz eğer bizi duyuyorsanız mikrofonlarınızı açar mısınız? Böylelikle cinsiyetlerinizi daha kolay öğrenebiliriz."  Parmağım mikrofon simgesinin üzerine giderken durdu. Bir dakika şimdi ben onun sesini mi duyacaktım? Keşke bu anı kaydetme şansım olsaydı, iki üç tane kopyasını bile çıkartabilirdim çünkü ilk defa onun sesini duyacaktım. Derin bir nefes alıp tıkladım ve aktif hale geldi. Sanki Poyrazla anlaşmışız gibi ikimizin de mikrofonları aynı anda aktifleşmişti.   Kızıliçe lakabını taşıyan o kız, "Tekrardan hoş geldin Eylül ben Mine." Ellerim buz keserken ne yapacağımı bilemedim. Ağzımı açtım ama sesimi çıkartamadım. Neden bu kadar heyecan yapmıştım? Poyraz'la bu kadar samimi değilken bile saçma bir çocuk şarkısı söyleyip yollamış kızım, şimdi neyden çekiniyordum? Aldığım nefes yetmemiş gibi derin bir nefes daha aldım ve "Hoş buldum"." dedim, sesim pürüzlü çıksa da titrememişti. Mine, "İyi ki geldin tek kız olmadığım için mutluyum." deyince bir şey dememsem de gülümsedim. Vitamin ve Serkan aynı anda, "Poyraz hoş geldin kardeşim." dediler. Kaşlarım havalandı ikisi de hiç şaşırmadan aynı kelimeleri kullanarak söylemişti. Telefonu kulağıma yasladım, birkaç saniye sonra onun sesini duyacaktım. ilk hışırtılı bir ses ardından onun tok sesi geldi. "Eyvallah, hoş buldum." Sesi sert ve erkeksiydi ama bana yumuşak bir yastığa sarılıyormuşum hissi vermişti.  Sesi... çok güzeldi. Ölçer, "Hoş geldin Poyraz seninle konuşma fırsatımız olmadı. Destek olduğun için teşekkür ederim."  Poyraz, "Önemi yok, başarılar." Eğer içimde minicik bir utanç kırıntısı kalmasaydı, ondan bana sesini kaydedip atmasını isterdim. Ama neyse ki içimde benden büyük bir utanç duygusu vardı, bu yüzden ekrana bakmaya devam ettim.  Ölçer, "Şimdilik 6 kişi bir grup halinde oynayalım bir nevi oyunu öğrenme aşaması olsun. Daha sonra isterseniz takımlara ayrılabiliriz." Çoğunluk bu teklifi kabul edince Poyraz ve benim bir şey söylemesine gerek kalmamıştı. Mine neşeli sesiyle, "Benim anlamadığım bir kaç şey var, mesela ölürsek ne olucak?" Buna ben cevap vermek istedim.  "İstediğin kadar ölebilirsin geri sıfırdan, oyunun başında canlanır oynamaya devam edebilirsin ama maalesef ki topladığın silahlar veya sembolleri kaybetmiş olursun." "Yaa, peki zafer bayrağını bulduğumuz anda mı kazanmış oluyoruz?"  "Pek sayılmaz, oyunu kazanman için bayrağı bulman gerek, bulduğun anda harita sana bir nokta belirleyecek ve sen oraya götürmek zorundasın." "Bilgilendirdiğin için çok teşekk- Bir dakika tacım nereye gitti?" Mine'nin bahsettiği şeyi alamadım ama ekranda ismimin hemen üzerindeki kutucukta bir taç sembolü oluşmuştu. Ölçer mutlu olmuş bir sesle, "Eylül gerçekten oyunuma değer verip kuralları atlamadan okuduğun için taç senindir. Bu kuralları sonuna kadar okuduğunu iddia eden küçük cadıya da taşsız taç vereceğim." Mine pot kırdığını anlamış gibi gülmeye başladı. Vitamin, "Eylül kardeşim cidden karınca duası gibi olan o maddeleri tek tek okumadın değil mi?"  "Bir an okudum demeye korktum." Serkan, "Asıl biz korktuk o yazıları üşenmeden okuyan bize neler yapmaz." Gülmeye başladılar. Hep bir ağızdan güldükleri için Poyraz'ın gülüp gülmediğini duyamamıştım. "O zaman başka bir sorun kalmadıysa oyunu başlatıyorum." dedi Ölçer, sesi heyecanlıydı ve ben buradan bile hissedebilmiştim. Kimseden olumsuz bir yanıt çıkmayınca oyun başlamış oldu. 6 oyun karakteri aynı yerde uyanmıştı. Ormanlık alanda olduğunu tahmin ettiğim boş bir kulübede uyanmıştık. İlk dikkatimi çeken Mine'nin karakterinin kıyafetleriydi. Benimki simsiyahken onu üzerinde yeşil bir elbise ve mavi belden bağlamalı çanta vardı. Kendi kendime göz devirdim resmen bir oyun karakterini kıskanacaktım.    Onu bırakıp etrafımda döndüm, oyunun grafiklerini inceledim. Bazı kısımlarda piksellik olsa da onun dışında net ve gerçekçiydi. İlk sözü Vitamin aldı, "Kardeşim oyun gayet iyi grafikler on numara."  Mine, "Ben tek kelime ile bayıldım. Ama en çok kıyafetlerime aşık oldum resmen."  Serkan, "Oyun başlarken Sd' si biraz donsa da halledilebilir. Onun dışında grafiker kimse helal olsun baya iyi." deyince, Serkan'ın bu konularda bilgisini olduğunu anladım. Anlık bir sessizlik olunca bir şeyler söyleme ihtiyacı duydum.  "Bende çok beğendim. BU tarz oyun hiç oynamadığım için eksiklerin var mı bilmiyorum ama varsa da küçük ve önemsiz şeyler olduğuna eminim." Cümlem biter bitmez, Poyraz konuştu. Sanki ilk ben konuşmasam oda konuşmayacak  gibiydi. Poyraz, "Güzel, beğendim." diyerek en az kelime harcayarak oyunu özetleme rekorunu kırmış oldu. Ölçer "Hepinize minnettarım..."derken ki kısılan sesi yüzümde buruk bir gülümseme oluşmasını sağlamıştı. Mine dayanamayıp, "Yaa..." dedi, dudaklarını büzdüğüne eminim. Onları net duyabilmek için telefonun sesini sonuna kadara açmıştım ve aniden patlayan silahın sesi beni olduğum yerden sıçratmıştı. Vitamin, "Lan ben daha başlamadan bu puştlar vurdu beni!" Kimin vurduğunu görmek için parmağımla ekranı çevirdim. Pencerenin önünde 3 tane bot vardı ve hepsinin ellerinde de uzun büyük silahlar yer alıyordu. Ve bir ses geldi.  "Kaçın!"  Uzun bir bölümdü umarım beğenmişsinizdir Harf ve kelime hatalarım varsa çekinmeden uyarabilirsiniz, ne kadar dikkat etmeye çalışsam da gözümden kaçan noktalar oluyor... Kendinize iyi bakın
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD