Can’ın sesi ne zamandan beri bu halde olmadığımı bilmediğim durumdan beni çıkardı. Kapının ardından gelen ses “Sedef iyi misin? Geleyim mi? Müsait misin?” diye üstüste endişe dolu bir sesle seslendi. “İyim, birazdan geliyorum Can!” diye seslendim. Ayağa kalktım. Aynada yüzümü yıkadım. Akan makyajımı temizledim. Saçlarımı düzelttim. İyi gözüktüğüme kanaat getirdiğimde çıktım. Can beni bekliyordu. Elini çeneme getirerek gözlerimin içine baktı. “Neden ağladın?” diye sordu. “Ağlamadım.” demek istesem de inandırıcı olamayacaktım. “Önemli değil. Lütfen, hadi yemek yiyelim.” diyerek onu geçiştirmeye çalıştım. Can ikna olmasa da beni zorlamadı. Yeşil gözleri gözlerimin derinliklerini arıyordu sanki. Ama bir şey söylemedi ve sormadı. Bunun için minnettardım. “Tan bunun yarısı kadar niye olam

