Pazartesi sabahı geldiğinde çok ama çok heyecanlıydım. Denildiği gibi giyindim. Sevgi galiba haklıydı. Kendi iç çamaşırlarım daha belirgin duruyordu. Var olmayan çamaşırların siyah olanını içime giydim. Aynı çamaşırın sütyeni de dantelliydi ama onu da giydim.
Siyah gömlek yoktu, siyah ipek bir bluz giydim bunun yerine. Yakanın altı düğmeli olduğu için şanslıydım, ama büyük bir problemim vardı. Dantelli sütyen dışardan bakıldığında belli oluyordu. Üfledim ama yapacak bir şey yok diye kendime tekrarladım. Siyah stilettoları yanıma aldım. Üstüme de siyah trençkotumu giydim.
Mahalleden bu şekilde şirkete gitmem daha doğru bir karar olduğuna kanaat getirdim. Kumral saçlarımı zaten topuz yapmıştım. Göz makyajımı hep yaptığım gibi yapmıştım. Tam ruju sürüp evden çıkacakken Sevgi görüntülü aradı. Gülümsedim ve açtım telefonu.
“Sevgi?” dedim heyecanla.
“Vay vay fıstığa bak! Çok güzel görünüyorsun. Naptığını görmek için aradım. Geliyorum şimdi seni işe bugün ben götüreceğim.” dedi.
“Zahmet etmeseydin metroya binecektim ben.” dedim.
“Saçmalama Sedef geldim bile. Hadi kapatıyorum. İn sokağa alacağım seni.” dedi ve kapattı.
“Ah sen, ne iyi bir arkadaşsın!” diye içimden geçirdim ve telefonu çantama atıp çıktım evden.
Sevgi beni bekletmeden geldi, gerçekten yolda olmalıydı bunun için. Sürdüğüm dudak rengi rujumu beğenmedi. Kıpkırmızı bir ruj sürdü arabada.
“Sevgi gerçekten seni tüm iyiliklerine rağmen öldüreceğim. Yeter be kızım! Ne işmiş! Başlamadan istifa edeceğim!” diye isyan ettim.
“Sus kız, iki oğlan tavlarsın belki. Fıstık oldun be!” diye makas atıp yanağıma yola koyuldu.
Sevgi beni almaya geldiği için ayakkabı değişimine gerek görmeyerek stilettolarımı giyerek gelmiştim. Sevgi’ye doğru dönüp “Bana şans dile!” diye ona sarıldım.
“Şansa ihtiyacın olacağını sanmıyorum. Hadi bakalım kolay gelsin fıstığım.” diye bana gülümsedi.
Arabadan inip yolun karşısına geçtim ve plazanın içine girince trençkotumu çıkarıp koluma aldım. Eteğimi biraz çekiştirdim ve güler yüzümü takındım. Derin bir nefes alıp bıraktım ve kendimden emin adımlar atmaya çabalayarak ilerledim.
Danışmadaki kız güler yüzle “Günaydın.” dedi.
“Günaydın Tan beyin yeni sekreteriyim. Nereye gitmeliyim tam olarak?” diye sordum. “6. Kat” diye söyledi ve “Hayırlı olsun.” dedi. Teşekkür ettim ve asansöre yöneldim.
6. kata çıkana kadar asansöre binen diğer kadın ve erkeklerin beni süzüyor oluşundan epey rahatsızlık duydum.
6. kata vardığımda neyse ki yalnız kalmıştım. İş görüşmesinden hatırladığım kadarıyla girdiğim kapıyı tanımıştım. Ama zaten biri beni bekliyordu. İnsan kaynaklarından bizi buraya getiren güzel kadındı bu.
“Günaydın.” dedim.
O da “Günaydın.” dedi zarif bir sesle. “Hayırlı olsun.” dedi.
“Teşekkür ederim.” dedim.
“Bir kaç kural var size anlatmam gereken…” diyerek konuşmayı sürdürdü. Masanın ucunda bir ahizeyi kaldırdı ve “Bu telefon Tan bey sizi görmek istediğinde çalar ancak. Zilin çaldığını duyduğunuzda kapısını tıklatıp içeri girin lütfen. Diğer bilmeniz gerekenleri Tan bey size söyler.” diyerek yanımdan ayrıldı.
Gülümseyerek yanımdan ayrılışını izledim. Masaya yerleşmeye çalıştım. Başka bir bilgi vermediği aklımı kurcalasa da üzerinde durmadım. Tam olarak ne yapmam gerekiyordu, bilmiyordum.
Bir süre sonra Tan bey çıkageldi. Ayağa kalktım ve masamın önüne geçerek onu karşıladım. Baş selamı verirken dudaklarının hafif yukarı doğru kıvrılmasından memnun olduğunu anladım. Demek ki bu şekilde karşılanmak istiyordu diye düşündüm. “Günaydın.” dedim yoğun bakışları karşısında gözlerimi yüzünden çekerek.
Bir şey demeden içeri geçti ve kapısını kapadı. Neyse ki diyerek elimi alnıma götürdüm ve derin bir nefes bıraktım.
*****
Tan ofise geldiğinde tereddütle sekreterini karşılamıştı. Can’ın seçtiği bu kızın basit olduğunu düşünüyordu. Ama kız maili düzgün anlamış tam da onun istediği gibi giyinmişti. İlk günden bunu yapabilen çok az sekreteri olmuştu. Tan biraz beklemesinin daha iyi olacağını biliyordu. Bu yüzden biraz iş maillerine bakmayı uygun gördü.
*****
Sedef sıkıntıdan patlayacaktı. Neredeyse geleli ve yerleşeli 1 saati geçmişti. Tan beyin zili çalmıyor, onu oldukça gergin bir bekleyişin içinde bırakıyordu. “Ah Sedef ah!” diyerek kendi dünyasında onu neyin karşılayacağını bilemeden beklemek sinir uçlarına kadar geriyordu.
Zil öttü ve Sedef eteğini çekiştirerek ayağa kalktı. Derin ve acil bir nefes aldı sanki bir daha nefes alamayacak gibi hissediyordu kendini.
Kapıyı tıklattı ve açtı.
Masaya doğru bir kaç adım atıp Tan’ın karşısında hazır olda durur gibi durdu ve “Beni görmek istemişsiniz efendim.” dedi. Gözlerini anlık adamın yüzüne dikerken hemen bakışlarını onun üstünden çekti.
*****
Tan biraz gülümseyerek yeşil gözleriyle kızı baştan aşağı süzdü. Topuzu yüzünü açmıştı. Badem şeklindeki ela gözleri yüzüne yakışıyordu, dolgun kırmızı dudakları vardı. Siyah ipek bluz sütyenini alenen gösteriyordu. Görüntü tam da Tan’ın göz zevkine hitap ediyordu. İç kabartıcı bu görüntü alt kısmında şimdiden hareketliliğe sebep olmuştu. Bu tepkiyi bu kadar kısa sürede başarabilen kadın hiç olmamıştı onun için. Biraz koltuğunda hareketlenince kız tekrar bakışlarını ona doğru döndürdü. Bu hali onu eğlendiriyordu. Ürkek bir ceylan olarak görüyordu onu ama ilk günden ceylanı ürkütüp kaçırmaya niyeti hiç yoktu.
Sedef’i süzmeye devam eden Tan gözlerini onun göğüslerinde oyaladıktan sonra uzun beyaz bacaklarına dikti. Kızın sütun gibi bacakları vardı evet ama Tan bu kadar beyaz ten sevmezdi. “Neyse bu da kusur kalsın” dedi içinden ve ayak bileklerinin inceliğinden memnun olarak kontrolünü bitirdi.
“Sedef?” dedi genizden gelen bir sesle.
“Efendim?” diyerek hemen yanıtladı kız.
“Kapıya yakın yere kalemim düşmüş. Onu benim için alır mısın?” diye söyledi.
Sedef “Tamam efendim.” diyerek hızlıca kapıya doğru yönelmişti ki Tan onu durdurdu. “Dizlerini kırmadan alacaksın.” diye emretti.
Sedef bir an dizlerini kırmadan alırsa ne olacağını anlayamadı. Kekelememek için gayret etmek zorunda kaldı. Şaşırarak “Ta..Tamam efendim.” dedi.
Arkasını döndü kapıya doğru gitti ve dizlerini hiç kırmadan eğilip öyle kalemi aldı.
Tan kıza seslendi “Biraz daha öyle kal!” diyerek ona sunulan manzaranın keyfini çıkardı.
*****
“Neden böyle kalıyorum. Anlamış değilim.” diye düşünürken birden tüm kan beynime sıçradı. Kıpkırmızı olmuş olmalıyım ama kızgınlığımı daha fazla hissediyorum. Tam kalkmaya niyetlenmişken “Ayağa kalkabilirsin!” diye seslendi. Önce nefes aldım ve verdim. Döndüğümde delici bakışlarından ürktüm ve paniğe kapıldım.
“Kalemi masama bırak ve çık!” dedi Tan bey.
Hemen dediğini yapıp odasından koşarcasına çıktım.
“Allahım bu da neydi böyle?” diyerek kendime gelmeye çalıştım.
Dediğini yapmama rağmen kızgın gibiydi adam. Benim kızgın olmam gerekirken üstelik. Bu iş gerçekten çok tuhaftı, adamın istekleri ise hepsinden tuhaf.
Devam edecek…