Cennet biraz heyecanlı hissediyordu. İbrahim Bey’in kızıyla hemen tanışmak istemekle acele edip etmediğini düşündü. Daha adamla bir kere yüz yüze görüşmüştü sadece. Onun dışında ikisi de görüşmeye devam etmek istediklerini haber vermek için telefonlaşmışlardı.
Ama sevgili olmak için görücü usulü buluşmamıştı sonuçta. Evlenmek için buluşmuştu. Ve İbrahim kızı için evlenmek istediğini belirtmişti. Öyleyse Cennet’in o kızla tanışmak istemesi normal değil miydi?
Arka koltukta eliyle kendisini yelledi biraz. Şoförü klimayı açmıştı ama onun sıcaklamışlığı içten geliyordu ve yakıtı tamamıyla heyecandı.
İbrahim Bey yakışıklı bir adamdı. Ama Cennet onu restoranda ilk kez gördüğünde adamın bakışlarından bir tık korktuğunu itiraf etmeliydi. Çoğu kadının aksine o daha… ‘tatlı’ erkekleri tercih ediyordu. Ama konuştukça İbrahim’in iyi bir koca olacağını kabullenmişti. Aileleleri de kendileri de birbirlerine uygundu. Araba durduğunda kalbi hızla çarparak arabadan indi. Oldukça güzel duran eve dışarıdan bakarken burnundan derin bir nefes alıp ağzından dışarıya yavaşça verdi. Ve sivri topuklarıyla kapıya gidene kadar bunu yapmayı sürdürdü.
Daha kapıyı çalmadan bir hizmetçi kapıyı açıp onu içeri davet etmişti. Gülümseyerek içeri girdi. Üstünde krem rengi etek ve beyaz gömlek vardı. Ayperi’ye iyi bir izlenim vermek istemişti. Onu oldukça ciddiye aldığını ve önem verdiğini görmesini istiyordu. Hizmetçi ona içeri kadar eşlik ederken koridorda güzel bir kız çocuğu gördü. Kız eğilmiş ayakkabılarının bağcığını bağlıyordu. Cennet gülümseyerek yanına yanaştı.
“Merhaba Ayperi!” dedi nazikçe. İbrahim’le tanışacağı için bile bu kadar heyecanlanmadığını kendisine itiraf etti o anda. Bir çocukla iletişim kurmaya çalışmak göründüğünden daha zordu.
Kız başını kaldırıp ona kocaman mavi gözleriyle baktı. Ve utangaç bir şekilde gülümsedi. Pekala! Cennet bu kıza kesinlikle annelik yapabilirdi. Çok tatlıydı.
“Ben Ayperi değilim, efendim.” dedi kız. Cennet’in şaşırdığını görünce devam etti. “Ayperi’nin dadısının kızıyım. Annemle burada kalıyoruz. Adım Melis.”
“Ahhh, öyle mi?” dedi Cennet gülümsemesini korumaya çalışarak. Az önce kızın tatlılığını görünce rahatlayan zihni yine bilinmezliğin verdiği heyecanla dolmuştu.
“Özür dilerim.” dedi kız tatlı ve nazik sesiyle. “Ayperi’yle aynı yaştayım. Şaşırmanız normal.”
Cennet onun bacak kadar boyuyla bir büyük gibi konuşmasına şaşırmış ama tatlı bulmuştu.
“Benim hatam Melis. İbrahim Bey’den bir resim istemeliydim. Kusura bakma.” dedi. Sonra yanındaki hizmetçiye gülümsedi ve onun gösterdiği yoldan devam etti. Oturma odasına geçti. O, ince bir zevkle döşenmiş odayı incelerken hizmetçi ona İbrahim Bey ve kızının birazdan geleceğini söyledi ve bir şey isteyip istemediğini sordu. Su istedi sadece Cennet.
Az sonra İbrahim ciddi suratıyla kapıdan girince ayağa kalktı. İbrahim Bey yine çok yakışıklı görünüyordu. Krem rengi bir pantolon ve kahverengi bir gömlek giymişti.
“Hoşgeldin.” dedi nazikçe Cennet’e.
“Hoşbuldum.” dedi Cennet aynı nezaketle. Evlenmeyi düşünen bir çift için fazla naziklerdi ama bu gayet normaldi şu aşamada. El sıkışıp oturdular tekrar.
“Az önce koridorda çok tatlı bir kız gördüm ve kızınız sandım. Ama değilmiş. Dadınızın kızıyla birlikte kalmasına izin vermeniz çok hoş bir davranış.”
“Ahh, Melis! Evet çok tatlı bir kız. Çok da akıllı. Yetişkin gibi konuşması sizi bir tık şaşırtmış olabilir ama… Beni şaşırtmıştı.” dedi İbrahim. Geldiğinden beri ilk kez yüzünde ince bir gülümseme görünür gibi olup hemen kaybolmuştu.
“İki cümle konuştuk ama aynı şeye şaşırdığımı söyleyebilirim.” dedi Cennet.
“Nasılsınız?” diye sordu İbrahim.
“İyiyim teşekkür ederim. Ama itiraf edeyim biraz heyecanlıyım . Siz nasılsınız?”
“Ben de iyiyim. Açıkçası ben de biraz heyecanlı ve endişeliyim. İyi geçmesini tüm kalbimle diliyorum.” dedi İbrahim.
Cennet onun neden endişeli olduğunu tam çözememişti ama üstünde durmadı. İbrahim telefonunu çıkarıp birini aradı.
“Hazır mısınız?… Ayperi peki?… Tamam, içeri gelin!” diye emredip kapattı.
Birkaç saniye sonra kapı açıldı ve güzel bir kadının elini tutmuş kızıl saçlı, tatlı bir kız girdi içeri. Bebe yaka kırmızı kareli bir elbise giyen kız Cennet’i görünce kaşlarını çatmış ve burnunu havaya dikmişti. İçinden bir ses bu görüşmenin az önce koridorda tanıştığı kızla olduğu kadar rahat olmayacağını söylüyordu Cennet’e. İçindeki gerginlik elliden yüze çıkmıştı birden. Tekrar ayağa kalktı. Elleri ter içinde kalmıştı.
“Cennet Hanım,” dedi İbrahim. “Bu küçük kız benim kızım Ayperi. 7 yaşında. Bu sene okula başlayacak. Ayperi, bu hanım da benim bir arkadaşım Cennet Hanım. Hadi selam ver.”
“İstemem.” dedi Ayperi. Çatık kaşlarını bozmadan geçip koltuğa oturdu.
İbrahim hala kapıda dikilen güzel kadına sinirli bir bakış atıp kızının yanına oturdu.
“Kızım dün akşam ne konuştuk seninle! Nazik olacaktık hani.” dedi kızına.
“Sen öyle olmamı söyledin. Ama ben nazik olacağımı söylemedim. Şu anki modum nazik olma diyor.” dedi Ayperi ince sesiyle. Küçük burnu hala havadaydı ve ağzı ona uygun bir şekilde sıkılarak büzülmüştü.
Cennet konuyu dağıtmak için hala kapıda dikilen kadına baktı.
“Bu hanımefendi kim?” diye sordu kadına gülümseyerek. Kadının bu kadar güzel olması ona kendini bir tık garip hissettirmişti.
“Ben Ayperi’nin dadısıyım Cennet Hanım. Adım Jülide. Tanıştığıma memnun oldum.” dedi kadın nazikçe. Sesi sakin ve gülümsemesi profesyoneldi. Üstünde siyah bir etek ve beyaz bir gömlek vardı. Saçları ensesinde sıkıca topuz yapılmıştı. Cennet, onun işinde çok iyi olan profesyonel bir dadı olduğuna karar vermişti ama İbrahim’in kadına attığı alaycı bakış tuhaftı.
“Ben de memnun oldum Jülide Hanım.” dedi Cennet.
“Siz çıkabilirsiniz Jülide Hanım.” dedi İbrahim. Kadın başını hafifçe eğerek dışarı çıktı.
Cennet dikkatini tekrar Ayperi’ye vermek zorundaydı artık. Tekrar burnundan nefes alıp ağzından yavaşça verdi ve Ayperi’ye döndü.
“Demek okula başlayacaksın Ayperi. Heyecanlı mısın?” diye sordu nazikçe. Kız çok tatlıydı ama yüzündeki nemrut ifade Cennet’e kendisini cesaretsiz hissettiriyordu.
“Heyecanlı değilim. Anaokuluna gittim. Nasıl bilmezsin?” dedi Ayperi. Sanki Cennet bu bilgiyi bilmek zorundaymış gibi!
“Şey, ama anaokulu ve ilkokul farklı tecrübeler. Umarım zorlanmazsın.” dedi Cennet.
İbrahim kolunu kızının omuzuna atıp kızı hafifçe kendisine çekti.
“Başlayacağı okuldaki anaokuluna gitti zaten. Arkadaşlarının çoğu da oradan olacak. O yüzden alışkın. Biraz yanlış ifade etti sadece. Değil mi kızım?” dedi.
“Baba sen sus!” dedi Ayperi. Elini babasının ağzına kapatıp Cennet’e döndü.
“Anne istemem! Babam seni yanlış getirmiş. Git!” dedi. Sonra tekrar babasına döndü.
“Şimdi doğru ifade ettim mi baba?” diye sordu masumca.
Cennet elini ayağını nereye koyacağını bilemedi bir an. Yutkundu.
“Şey… Ben bir lavaboya gitsem…” dedi. Elini yüzünü yıkayıp bir kez daha deneyecekti.
“Tabi.” dedi İbrahim. “Koridorun sonunda.”
Cennet odadan çıkarken İbrahim’in kızına eğildiğini gördü göz ucuyla. Umarım kızcağıza çok kızmaz, diye düşündü. Lavaboya giderken mutfakta Jülide ve kızını gördü. Gayet mutlu bir şekilde karşılıklı çay içip kek yiyorlardı.
“Merhaba.” dedi Cennet gülümseyerek. Onu görünce hemen ayaklanan Jülide ve kızına oturmalarını işaret etti.
“Pek iyi geçmedi.” dedi kendisi de bir sandalyeye oturarak. Anlatma ihtiyacı hissetmişti birden. Sonuçta Jülide, kızın dadısıydı. Belki ona tavsiye verir ve yardımcı olurdu.
Jülide’nin kızıyla bakıştığını gördü.
“Cennet Hanım, pes etmeyin.” dedi Jülide. “Ayperi biraz tek kalmış annesi gidince. Babası da çok çalışıyor çünkü. Birine bağlanması kolay değil. Beni bile hala göndermeye çalışıyor. Ama keyfi yerinde olduğunda gerçekten çok tatlı bir çocuk. Zamanla durumu kabullenince size o tatlı tarafını gösterecektir.”
“Umarım öyle olur.” dedi Cennet.
Melis küçük elini onun elinin üzerine koydu.
“Ayperi kızdı çünkü babası ona bir anneye ihtiyacı olduğunu söyledi. Annesi başkasıyla evlendiği için onunla az ilgileniyormuş çünkü. Babasını da kaybetmekten korkuyor.” dedi.
Cennet bunu anlayabilirdi. Kendisi de boşanmış bir ailenin çocuğuydu.
“Teşekkür ederim Melis.” dedi ve daha kararlı bir şekilde ayaklandı.
O sırada koridorda yana yakıla onu arayan Ayperi içeri daldı. Yüzü öfkeyle kararmıştı ve korkutucu bir ifadesi vardı. Koridordan İbrahim’in bir kapıyı yumrukladığını duydular. Birine kapıyı açması için bağırıyordu.
Ayperi pencereye gitti. Elindeki anahtarı camdan dışarı attı.
“Ayperi baban nerede?” diye sordu Jülide.
“Onu odaya kilitledim. Çünkü bana kızdı. Ama o suçlu. Ben ona kızmalıydım.” dedi Ayperi. Yüzünde korku filmlerindeki katil hayalet çocukların ifadesi vardı. Cennet yutkunarak geri çekildi. Jülide önüne geçti.
“Tamam, bu sana ağır geldi. Anlıyorum. Hadi odana gidelim. Cennet Hanım’ı korkutmayalım. Seni yanlış tanımasın.” dedi. Ellerini sakinleştirmek ister gibi Ayperi’ye doğru uzattı. Ama Ayperi sakinleşmekten çok uzak gibiydi.
“Aradan çekil. Babamın bana kızdığı gibi ben de Cennet Hanım’a kızacağım.” dedi Ayperi.
“Buna izin veremem.” dedi Jülide. Çünkü Ayperi eline masadaki bardağı almıştı. Ve bir şeyler fırlatmak konusunda sabıkalıydı.
Cennet onun omzuna dokundu.
“Jülide Hanım ben hallederim. Üniversitede çocuk psikolojisi üstüne ders almıştım.” dedi.
Jülide el mahkum kenara çekildi. Yine de hemen müdahale edebilmek için çok uzaklaşmadı. Cennet dizlerinin üzerine çöktü. Elini teslim oluyormuş gibi kaldırdı.
“Konuşalım, Ayperi.” dedi yumuşak bir sesle. “Niyetim seni üzmek değildi. Sana sormadığımız için babanı ve beni affet lütfen.”
“Sana ‘git!’ dediğimde gitmelisin. Çünkü kızarım. Çok kızarım!” dedi Ayperi.
“Tamam, gideceğim. Senin daha hazır olmanı bekleyebiliriz.” dedi Cennet. Ama gördüğü kadarıyla bu Ayperi’yi daha sinirlendirmiş gibiydi.
Kabile savaş çığlığı gibi keskin bir çığlık attı Ayperi. Çığlığına ayağını yere yere vura vura volüm ve ahenk verdi.
O sırada içeriden güm diye bir ses geldi. Hemen ardından İbrahim kan ter içinde mutfağa geldi.
“Baba? Nasıl çıktın içeriden?” dedi Ayperi birden tatlı, ürkek bir kıza dönüşmüş gibi.
“Kapıyı kırdım sayende Ayperi! O bardağı hemen bırak ve odana çık, kızım!”
Ayperi omuz silkti.
“Çıkmam!” dedi. “Onunla evlenecek misin?” diye sordu sonra babasına.
İbrahim, Cennet’e baktı.
“Evleneceğim.” dedi keskin bir sesle.
“Ama ben izin vermedim.” dedi Ayperi. Yüzünde üzüntüyle karışık bir öfke vardı. “Anneme de vermemiştim ama yine de evlendi. Madem beni üzecektiniz neden benim annem ve babam oldunuz?”
İbrahim, Jülide’ye baktı yardım ister gibi ama Jülide’nin gözleri ifadesiz bir şekilde Ayperi’ye bakıyordu. Ne düşündüğü pek anlaşılmıyordu.
“Bunu senin iyiliğin için yapıyorum.” dedi kızına.
Ayperi güldü. Kahkahası ürperticiydi. Tiz ve ağlamaklıydı. Sonra anlık bir sinirle döndü ve acı dolu bir bağırışla bardağı Cennet’e doğru fırlattı. Cennet çığlık atarken direkt kafasına doğru gelen bardağı dadı Jülide havada yakaladı.
Şimdi Ayperi’nin bütün öfkesi ona dönmüştü. Yüzünde ihanete uğramış gibi tuhaf bir ifade vardı.
Jülide hızlı bir hareketle öne eğildi ve onu kaldırıp bir çuval gibi omzuna attı. Poposuna da kıza çığlık attıran sert bir şaplak geçirdi.
“Görüşürüz, Cennet Hanım.” dedi ve İbrahim’e bir kez bile bakmadan omzunda çırpınıp bağıran Ayperi’yle mutfaktan çıktı. Melis onu takip ederken arkadaşı Ayperi’yi sakinleştirmeye çalışıyordu.
İbrahim ve Cennet mutfakta yalnız kalınca bir süre sessizce bakıştılar. Sonra Cennet gözyaşlarına boğuldu birden. Hem sinirden hem ağladığı için utandığından hızlıca İbrahim’in yanından geçip dış kapıya gitti.