TAVAN

1611 Words
Rüzgar gece kulübünün kapısından bodyguard onu durdurmadan rahatça geçti. İnsanların arasından sıyrıla sıyrıla loca merdivenlerine geldi ve rahat adımlarla yukarı çıkmaya başladı. Dar merdivenden çıkarken yanından inen veya çıkanlar yokmuş gibi davranıyordu. Ama onu tanıyan tanımayan çoğu kadın onunla bir şekilde temas etmeye çalışarak geçiyordu yanından. Belki durur ve onlardan biriyle ilgilenir diye… Rüzgar buna alışıktı. Rahat tavrını bozmadı. Yukarı çıktığında üçüncü loca kapısından girdi. İçerisi duman altıydı. Sağda solda az çok tanıdığı insanlar vardı. Ama Rüzgar uğruna geldiği arkadaşının da burada olduğunu biliyordu. Oturduğu yerin nerede olduğunu da… Arkadaşı Doğan, güzel bir kıza kendisine kucak dansı yaptırıyordu. Ama kız tüm hünerlerini sergilerken o ilgisiz bir şekilde telefonuna bakmaktaydı. Rüzgar’ın geldiğini görünce kızın avucuna bir tomar para sıkıştırıp gönderdi. Selamlaştılar. Rüzgar ona sırıtarak yanına oturdu. “Naber lan Doğan?” dedi. Aldığı cevap ensesine indirilmiş bir şaplaktı. “Düzgün konuş demedim mi lan sana kaç kere?” dedi Doğan. “Ne varmış konuşmamda bebeğim?” dedi Rüzgar. Ensesine gelen diğer şaplağı görünce ellerini teslim olur gibi kaldırdı gülerek. “Hemen İstanbul beyefendisi konuşmama dönüyorum, efendim.” dedi. Doğan bundan şüpheliymiş gibi baktı. “Nasıl gidiyor?” diye sordu. “Umduğumdan daha kötü. Jülide ifade vermiş. Bana işlerin buraya gelmeyeceğine söz vermiştin.” dedi Rüzgar nazik bir tonla. Ama menekşe gözlerinde tehlike işareti yanıp sönüyordu. “İşleri karıştıran Rafet’in anasıydı. Olayı senin arkadaşına bağlayacak hiçbir ipucu yoktu normalde.” “Bak Doğan. Rafet’i alacağız dediniz, karışmadım. Birkaç gün sonra öldü dediniz, sesimi çıkarmadım. Ama Jüjü’mü yakarsanız ben de sizi yakarım.” “Bir şey olmaz.” “Umarım!” Bir süre sessizce aşağıda dans edenleri izlediler. Rüzgar aşağıda güzel kalçaları olan bir sarışın gördü. Kız, esmer bir kızla neredeyse kucak kucağa dans ediyordu. Rüzgar dudaklarını yaladı. “Sizinkiler ne yapıyor?” diye sordu Doğan’a. “Doğuruyorlar.” diye cevap verdi Doğan. “Tanışmadığım 29 günlük bir amcam ve daha iki günlük bir kardeşim var. Miras giderek bölünüyor anasını satayım.” “Boşver, aslan payı babana dolayısıyla size kalacak.” “Hiç belli olmaz. Ağalık hayali kuran çok insan var.“ “Birazcık olsun ağaya benzesen içim yanmayacak ya… Neyse!” dedi Rüzgar gülerek. Onu alaycı bir şekilde süzdü. Doğan kumraldı. Kahverengi gözlüydü. Kirli sakallı yanaklarında iki derin gamze vardı. Konuşurken bile içeri çöküp duruyordu gamzeleri. Aşırı uzun boylu değildi ama kısa da değildi. Omuzları oldukça geniş, bedeni yapılıydı ama aşiret kasaların otoriter ve mafyatik tipine sahip değildi. Takım elbise giymezdi. Şu an bile üzerinde kısa kollu yeşil bir atlet ve altında kamuflaj pantolon vardı. “Eeee, seni başgöz etme çalışmaları nasıl gidiyor?” diye sordu Rüzgar. Sırıttı. Doğan’ın annesi onu başgöz etmek için itinayla çalışıyordu. Doğan göz devirdi. “Annem şimdiden kuzenlerimin yarısını değerlendirmiş. Çevre aşiretlere de haber salmış. Beni hiç dinlemiyor. Amcam var bir tane, kendi kızı yok. Diğer amcamın kızını sırf bizden biriyle evlensin diye okutmadı. Kız üniversiteye gitmesin diye aşireti topladı resmen. Şimdi illa Doğan’la everin deyip duruyor.” dedi bıkkın bir sesle. Sonra Rüzgar’a döndü. “Sen evlenmiyor musun? Şu Jülide dul değil mi artık?” Rüzgar gözlerini kaçırdı. “Jülide’yle işim yok. Beni daha önce reddetmişti zaten.” Doğan ona alaycı bir bakış attı. “Rafet’i bile sana tercih etmekte haklı olduğunu söylesem kötü bir arkadaş olur muyum?” dedi. Bir kahkaha attı. Bu sefer onun ensesine bir şaplak atan Rüzgar’dı. “Geçti zaten o saçma sapan hislerim. Geçen onu gördüğümde hiçbir şey hissetmedim.” Onun nerede olduğunu öğrenmiş ve takip etmişti uzaktan. Tıpkı bir sapık gibi. Ama ona sarıldığında kalbi eskisi gibi çarpmamıştı. Buna memnundu. “Bana senin şu okumamış kuzeni alalım. Ben okuturum onu!” dedi piç sırıtışını tekrar takınarak. Doğan onun göğsüne vurdu. “Bizde kuzen namus demektir. Tamam evlenebilecek kadar uzak yetişiriz ama kimsenin de ağzına yem etmeyiz.” dedi ciddi bir şekilde. “Bana bile mi?” dedi Rüzgar alınmış gibi dudağını büzerek. “Özellikle sana ve senin gibilere!” diye belirtti Doğan. “İyi al turşusunu kur. Ben fıstık ayıklamaya iniyorum.” dedi yalandan tadı kaçmış gibi. “İşimiz var. Çabuk gel!” diye seslendi Doğan arkasından. Rüzgar ona bakmadan el salladı. Ama sarışına yaklaştıkça işinin biraz daha uzayacağına giderek daha emin oluyordu. —————- İbrahim Emrah, şüpheliyle olan tanışıklığını gerekçe göstererek malum cinayetin davasından çekilmek istemişti. Başsavcılık kabul edip dosyayı başka bir savcıya devretmişti. Ancak bu durum İbrahim’in iş yükünü azaltmamıştı; başsavcı ondan bir dosya almış ama yerine üç yeni dosya vermişti. Arabayla eve dönerken bugün onu nasıl bir süpriz beklediğine dair kafa yordu. Jülide kim bilir nereleri kurcalamıştı bugün! Derin bir iç çekti. Arabasını park edip merdivenleri çıkarak içeri girdi. Ama ev sessizdi. Fazla sessiz! Gözlerini kısarak etrafa bakındı. “Ayperiiii!” diye seslendi. Ama ses yoktu. “Jülideee!” diye seslendi bu sefer. Ama yine ses yoktu. Yanından geçen bir hizmetçiyi durdurdu. “Ayperi nerede?” diye sordu. “Jülide Hanım’la dışarı çıktılar.” dedi hizmetçi kız. “Çıkarken kavga ediyorlar mıydı?” diye sordu İbrahim şüpheyle. Kız az kalsın gülecekti ama patronunun önünde kendisini tuttu. “Sözlü tartışıyorlardı ama daha çok birbirine laf sokma gibiydi efendim. Öyle ciddiye alınacak bir kavga değildi.” dedi kız. Evin çalışanları Jülide’yi seviyordu. Nazik, neşeli ve komikti. Kızı Melis de çok akıllıydı. Ayperi hanım gibi küçük bir cadı değildi. Çalışanlara karşı oldukça saygılıydı. “Geldiklerinde bana haber verin.” diyerek yukarı çıktı İbrahim. Ama yemek saatine kadar kimseyi görmemişti. Jülide’yi aradığında alışverişte olduklarını öğrenmişti sadece. Tek başına sıkıcı bir akşam yemeği yerken dış kapıdan neşeli sesler duydu. Jülide ve Ayperi atışıyor gibiydi yine. Onlar yemeğe gelene kadar bir on dakika daha geçmişti. İçeri gelip masaya yerleştiler. “Neredeydiniz?” diye sordu İbrahim sakince. Jülide’nin kısa kot eteğini ve askılı bluzunu görünce kaşlarını çatmıştı. Çocuklu bir kadın olarak dışarıda bunu giymediğini umuyordu. “Canımız sıkılmıştı. Biraz gezdik.” dedi Jülide sadece. Ama Ayperi açıklamaya daha hevesliydi. “Sen gittikten sonra Jülide bana odamı toplattı ama çok dağıtmamıştım zaten. Sonra Şirin teyzelere gidip bebek sevdik. Oradan Şirin teyzeyle birlikte Leyla yengemlere geçip orada da bebek sevdik. Sonra oradan çıkıp alışveriş merkezine gittik. Önce yemek yedik. Sonra milkshake alıp dükkanları gezdik. Melis sandalet ve elbise aldı. Ben de rahat kıyafetler aldım çünkü kendi evimde beyaz yakalı gibi dolaşmak zorunda değilim. Babaannem kızarsa Jülide’ye suç atacağım.” dedi hızlı hızlı. İbrahim uzun zamandır ilk defa kızının bu kadar uzun konuştuğunu duyuyordu. Beyaz yanakları güneşten hafifçe yanmıştı. Gözleri neşeyle ışıldıyordu. Kendini tutamayıp kızının masanın üzerindeki elini yakalayıp öptü. “Eğlendiğine sevindim.” dedi. Sonra Jülide’ye döndü. “Parasını sana gönderirim.” dedi. Jülide sorun değilmiş gibi elini havada salladı. “Maaşıma eklersin.” dedi. İbrahim güldü. “Gerek yok dersin sandım. Beni şaşırtmayarak şaşırttın. Sen bir şey almadın mı?” dedi sırf laf olsun diye. “Aldım. Gecelik aldım.” dedi Jülide. Evliyken gecelik ve seksi kıyafetlerden tiksinmişti. Boşandıktan sonra biraz içinde kaldığı için böyle giyinmekte ısrar ediyordu. İbrahim nasıl bir gecelik aldığını sormadı ama hayal gücü gereksiz bir şekilde hızlı çalışmıştı. Kafasını sallayarak boş düşüncelerden kurtuldu. “Baba?” diyerek onun dikkatini çekti Ayperi. “Okulların açılmasına az kaldı. Tatile gidelim mi? Lütfeeeen!. İzin alamaz mısın? Melis yüzme bilmiyormuş. Ona öğreticem.” İbrahim düşündü. Jülide’yle birlikte tatile çıkmanın artıları ve eksileri vardı ama eksileri ağır basıyordu. Jülide’nin patron-çalışan ilişkisini bir türlü anlayamamış olmasının ve İbrahim’e yan gözle bakmasının yanı sıra sürekli Ayperi’yle didişip başını şişirmelerini pek istemiyordu. Evde yeterince çekmekteydi. Yine de kızının minik kalbini kırmak istemedi. “İzin alma şansım var mı bir bakayım.” dedi şimdilik. “Arka bahçede bir havuz var ama…” dedi Jülide. Havuz büyük, mavi ve temizdi. Jülide geldiğinden beri ‘şuraya bir dalıp çıksam ne olur ki?’ diye düşünüyordu. “O biraz derin. Ayperi’ye yasak. Çocuklara uygun değil çünkü. Karım Vera kendine göre yaptırmıştı.” dedi İbrahim. “Eski karın.” diye düzeltti Jülide. Peşine aklına bir şey gelmiş gibi telaşla ekledi. “Ayyy! Bi dakka yaaa! Tatile gidemem ki ben. İstanbul’dan çıkamam maalesef.” “O zaman sen gelme! Ben Melis’e göz kulak olurum.” dedi Ayperi onu anında satarak. ‘Sen gelme’ derken küçük avucunu Jülide’ye dönük bir şekilde kaldırmıştı. Artık Melis’e katlanabiliyordu ama Cadı kadın ona çok müdahale edip iş yaptırıyordu. Jülide küçük bir çocuk gibi kollarını kavuşturup dudaklarını büzdü ve arkasına yaslandı. “Herif öldü gitti, hala zararı dokunuyor.” diye mırıldandı sinirle. “Ama annem gelmezse ben üzülürüm.” dedi Melis gözlerini kocaman açıp yalvarır gibi bakarken. Şirin teyzesinin; manipülatif, yavru köpek bakışlı büyük mavi gözlerini almıştı. İbrahim ona gülümseyip Jülide’ye döndü. “Kuzenimin adada evi var. Oraya gideriz. Giderken de davanla ilgilenen savcı arkadaşıma haber veririm ben.” dedi. Melis, annesine kocaman gülümsedi. Jülide’nin keyfi yerine gelmişti. Hain Ayperi’ye dil çıkardı. Yemekten sonra kızlar birlikte oynamaya gitmişlerdi. İbrahim oturma odasında eline bir kitap almış okuyordu. Jülide de telefonundan bir şeylere bakıyordu. Arada da İbrahim’i kesiyordu. İbrahim gözlüğü ve rahat ev kıyafetleriyle olduğundan daha genç, daha yakışıklı görünüyordu. Ah, o bıyıkları da olmayaydı… Jülide bir gece o uyurken kesse miydi acaba? İbrahim’in telefonu çaldı. Arayan kimse ekrana baktığında yerinde hafifçe doğrulmuştu. “İyi akşamlar Cennet Hanım.” diye açtı telefonu. Jülide kaşlarını hafifçe çatıp, kulak kabarttı. Ama dinlediğini belli etmemeye çalışıyordu. “Evet…” diye konuşmaya devam etti İbrahim. “Evet… Yarın müsaitim… Ayperi?… Evet evde… Beklerim… İyi geceler!” dedi ve telefonu kapattı. Sonra Jülide’ye döndü. “Jülide?” dedi keskin bir çağrıyla. “Efendim?” dedi Jülide. “Yarın ciddi düşündüğüm hanımlardan biri geliyor. Ayperi’yi güzelce tembihle. Kıyafetleri temiz ve düzenli olsun. En önemlisi saygılı olsun. Kadını ilk günden kaçırmayalım.” Jülide dişlerini sıkarak doğruldu. Neden gerildiğini kendisi de bilmiyordu. Ona neydi ki? Allah sahibine bağışlasındı. “Umarım olumlu geçer. İzninizle!” dedi ve odadan çıktı. Ayperi’nin odasına gidebilir ve kızlara bakabilirdi ama kendi odasına gitmeyi tercih etmiş, Melis gelene kadar yatakta boş boş tavanı izlemişti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD