KARAN:1

1247 Words
Bu kitabımın Yeni bölümleri burda olmayacak arkadaşlar. instegram: yazarasmira hesabımda kanalıma katılarak yeni kitaplarıma nasıl ulaşabileceğiniz konusunda yardım alabilirsiniz beni yalnız bırakmayacağınızı biliyorum. Yeni kitaplarla yeni aşklara açılmak için sizi bekliyorum ❤️ KARAN HAZAROĞLU Hayatımın en sakin dönemiydi. Hazaroğlu ailesinin başında ben vardım. Legal ve illegal tüm işleri yönetme yetkisi bendeydi. Çoğu zaman İstanbul’da kalıyordum. Ticari faaliyetlerimizin çoğu gemilerle yapılıyordu. Mardin’de ise son zamanlarda yaşanan sıkıntılardan dolayı sık sık gelip gitmem gerekmişti. Bana kalsa pürüzleri ortadan kaldırmak lazımdı. Bu benim bir günümü bile almazdı. Ama babam iş anlaşmalarımızı düşünüp bu kararıma sıcak bakmıyordu. Büyük ailelerin hepsi birbiriyle ticari olarak veya bazı karanlık işlerde bağlantılıydı. O yüzden onları yok saymak piyasada yalnız kalmak demekti. Amcamın oğlu Savaş’ın kanını dökenlere hesap sormaya gittiğimizde haklı olduğumuzu ispat edince onlara ağır bir fatura kesilir sandım. Ama ne yazık ki Savaş’ın evli bir kadınla ilişki içindeyken yakalanıp o kadının kocasıyla kapışıp ikisinin de ölmesi daha önce başa gelmemiş bir olaydı. Bir taraf suçsuz yere ölseydi elbette bunun karşılığı farklı olurdu. Ama şu anda Savaş suçlu görülüyordu. Berzan ilk ateş eden olduğu halde herkes bizden yana değil Karacabeylerden yana oldu. Ama Şilan’ın şahitliği sayesinde onlarda suçlu bulundu. Daha fazla kan dökülmesin ve iş hayatında düşmanlık olmasın diye iki aile kendi arasında kız alıp verecekti. Savaş’ın ne erkek kardeşi vardı ne de amcam yaşıyordu. Evlilik kararı verilir verilmez. Hemen oracıkta o iblisin kardeşi bana verilmişti. Savaş’ın kardeşi Sare ise Maran Karacabey’e verilmişti. İki kızda yalvarıp yakarsa da bu karara karşı gelemezdik. Aylarca işi ağırdan aldık. Belki kararı değişiriz diye ama olmadı. Karacabey’lerin başına gelen felaketler sona erinceye kadar bekledik. En sonunda Nazya’yı almaktan başka çarem kalmamıştı. Barış için iki düşman aile bir araya gelmeliydi. Aile arasında nikahlar aynı gün kıyıldı. Düğün ise isteğimize bırakıldı. Benim düğünüm olacak ama Nazya ile değil. Babamla eve girince annem hızla önümüzü kesti. “Anlaşmayı bozdunuz mu? Haklı olduğumuzu ispat ettiniz mi?” Babam anneme başını olumsuz anlamda sallayarak baktı. “Karardan döndüremedik. Ama ben yeğenimin kanını yerde bırakmam. Elbette hesap verecekler. Ama şimdilik barışı kabul etmiş görünelim. Her şeyin bir zamanı var. Sare onların evindeyken açıktan hamle yapamayız.” Annem, babamın söylediklerini sindirmeye çalışırken gözleri dolmuş, dudakları titremeye başlamıştı. Kollarını göğsünde kavuşturup acısını bastırmaya çalıştı. Babamın sert bakışları altında söylenecek bir şey kalmamıştı. Sonunda derin bir nefes aldı, gözlerini yerden kaldırmadan sordu. "Peki ne yapacağız bu kızı?" Babam, gözlerini kısarak anneme baktı. "O burada, bizimle kalacak. Yeğenimizin kefareti burada, gözümün önünde duracak. Ama sakın ha, onu aileden biri gibi görmeyin. Sen de sakın o kıza karım deme! Bu kızın burada tek bir amacı var; her baktığımızda yeğenimin kanının yerde kalmayacağını bize hatırlatacak. O kansızların soyunu kuruttuğumda ise defolup gidecek!” Annem üzüntü içinde başını iki salladı. Savaş’ın teyzesiydi. Babam ise amcasıydı. Teyze anne yarısı demekti… Amca ise baba yarısı… "İstemem ben o soysuzların kızını evimde… Karan onu buraya getirirsen hakkımı helal etmem!" "Anne gelse ne olacak sanki? Burada, bu dört duvar arasında sadece bize hizmet edecek. Zamanı geldiğinde ne yapacağımızı da o zaman düşünürüz,” dedim. “Şimdi nikah için hazırlanmalıyız.” Annem başını öne eğdi. “Ben oğlumun feda edilişini izleyemem.” “Anne ne feda edilmesi? Asıl kurban olan Nazya! Sakın ona acıyacağımı düşünme. Nasıl olsa o Berzan denen köpeğin kardeşi.” Annem hoşnut olmayan bakışlarla “Peki,” dedi. Babamla birlikte hazırlanmaya gittiler. Ben ise damatlık giymek yerine siyah gömlek ve siyah pantolonumla hazırdım. Gömleğimin kollarını yukarıya doğru kıvırdım. Onun ne giyeceğini az çok tahmin ediyordum. Kesinlikle beyaz, gelinliğe benzeyen bir elbise giyecekti. Saçlarını ise kuş yuvası gibi yapıp benim karım olmak için en güzel haline bürünecekti. Ama ne yaparsa yapsın o benim için bir soysuzdan daha fazlası olamaz. O benim düşmanım. Savaş benim kardeşimden bile öteydi. Şimdi o aileye unutamayacakları bir ders vermek için sabırsızlıkla bekliyorum. *** NAZYA Sevmediğim, tanımadığım bir adamın karısı olmaktan kaçarken şimdiyse kendi isteğimle o nikah için hazırlanıyordum. Mirhan abim benim evlenmemi istemiyordu. Ama ben onu ve Firaz abimi o kalleşlerin önüne atamazdım. Annemin geçmişte yaptıklarını öğrendikten sonra Karan ile evlenmek artık o kadar korkunç değildi. Çünkü bu aileden ayrılmak için bir fırsattı. Karan hakkında kötü bir şey duymamıştım. İyi biridir belki. Aynanın karşısına geçtim. Beste ablam elimi tuttu. Aramızda yaş farkı çok azdı. İkimiz de üniversiteye hazırlanırken başımıza bir çok dert açılmıştı. Şimdiyse kötünün iyisi diyerek bu evliliği kabul etmiştim. “Sen de gidersen ben ne yapacağım Nazya? Bu evde artık delirecek gibiyim. Annemin yaptıkları yetmezmiş gibi şimdi de Dina ile uğraşıyoruz. Bu evden kurtulmak için bende mi evlensem?” “Kaçabilirsin ama kocaya kaçarak değil. Üniversiteyi kazanıp kurtul bu tımarhaneden.” “Öyle kolay mı sanki?” Beste’nin çaresizliğini çok iyi anlıyordum. Ben de aynı şekilde köşeye sıkışmış hissediyordum. Babam sandığımız adam aslında amcamızmış. Ben, Best ve cinayete kurban giden abim aslında Abbas Karacabey’in çocuklarıymışız. Yani amca sandığımız adam bizim babamızmış. Annem, yıllarca hepimizi kandırmış. İki büyük abim ise amcamla annemin çocukları. Biliyorum çok karışık. Bu durum ise aile arasında gizlenecek diye karar alındı. Ne yapacakları artık umurumda değil. Ne annemi görmek istiyorum ne de biyolojik babamı… Beni büyüten babamdan zaten nefret ediyorum. Kardeşlerimden başka kimsem yok. Onların iyiliği için bu evliliği sürdürmek zorundayım. *** Nikah dairesinde iki nikah aynı anda kıyılacak. Maran ve Sare evlenecek. Ben ve Karan… Sare ile Maran gayet uyumlu görünüyordu. Maran özenerek hazırlanmıştı. Keyfi oldukça yerindeydi. Çünkü öldürelen abimi sevmezdi. Maran’ın tek derdi her zaman paraydı. Zinar amcanın hizmetçiden olan gayrimeşru oğlu olduğunu yakın zamanda öğrendik. Neyse artık o dallasa dönmüş hayatımı hatırlamak istemiyorum. Şu an önümde yeni bir yol var. Karan büyük ihtimalle beni karısı olarak görmeyecek. Tek yapacağım sessizce ders çalışıp üniversiteye hazırlanmak. O bana karışmadığı sürece ben de onun hayatına karışmayacağım. Nikah için Karan salona ailesiyle birlikte girdiğinde yanımda abilerim, yengelerim ve babam sandıkları adam vardı. Annem ise lavaboya kadar gitmişti. Karan bana doğru adım attıkça kaçıp saklanma isteğim baş göstermeye başladı. Onu hiç yakından görmemiştim. Tam olarak önümde durup gözlerimin içine kindar baktı. “Müstakbel karımın benimle uyumlu giyinmesi ne tesadüf!” dedi dişlerinin arasından. Siyah basit bir elbise giymiştim. Ailemden kimse de süslenmem gerektiğini söylememişti. Zoraki bir nikahtı. Kimse bu evliliği istemiyordu. “Gelinlik giyecek değilim. Sonuçta abimi toprağa vereli daha kaç ay oldu ki?” Dudağının ucuyla güldü. Bakışlarında öyle bir şey vardı ki sanki alayın ötesinde bir şeydi. Abimi toprağa vermemi küçümsüyordu. Kulağıma doğru eğildi. “Yazık sana…” dedi acımadan uzak bir ses tonuyla. Tütün kokusu genzime kadar ulaştı. Boynundan yayılan keskin ama cezbedici bir kokuydu. Aynı zamanda tatlı bir vanilya gibi hoş bir esinti bırakıyordu. Mirhan abim kaşlarını çatarak Karan’ın kolunu tutup “Hayrola?” dedi. “Karım sayılır artık. Asıl sana hayrola?” “Bana bak Karan Hazaroğlu! Nazya benim göz bebeğim! Onu canıma siper edecek kadar alçak değilim! Ama kardeşim seninle evlenmeyi istediği için bu anlaşmaya uyuyorum! Onun saçının teline zarar verirsen seni yaşatmam!” Karan en az abim kadar cüsseli ve sert mizaçlıydı. Hatta yüz hatları abimden bile daha karanlık bir hava veriyordu. Onun bu kadar korkutucu yüz hatlarına sahip olmasını beklemiyordum. Ve ses tonu, insanın tüylerini diken diken ediyordu. “Asıl sen bana bak Mirhan Karacabey! Beni kendinle karıştırma! Benim kitabımda kadınlara el kaldırmak yazmaz! Herkesi kendi ailen gibi sanma!” Ailemizin içinde olan olaylar hakkında sanki her bilgiye sahipti. Bu duruma şaşırmıştım. Belli ki çalışanlarımızdan birini satın almıştı. Konakta olan bitenden haberdar olduğu belliydi. “Ben diyeceğimi dedim! Gözüm üstünde bilmiş ol!” Firaz abim Mirhan abimin kolundan tutup “Sakin ol, nikah memuru bekliyor,” dedi. Nefretini ilk andan beri hissettiriyordu. Belki de vazgeçmeliyim ama sonra iki abime baktım. Onlar için bu adamla baş etmeyi öğrenmek zorundayım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD