Su üzerlerinden sıcak bir şelale gibi akarken, ikisi de bir süre nefes nefese öyle kaldı. Fırat’ın güçlü gövdesi Dicle’yi soğuk fayanslara bastırmış, kalçaları hâlâ kadının kıvrımlarına gömülüydü; yumuşamaya başlayan sertliği, içindeki sıcaklığı hâlâ hissediliyordu. Dicle’nin bacakları titriyor, dizleri hafifçe bükülüyordu; adamın kolları olmasa yere yığılabilirdi. Fırat yavaşça geri çekildiğinde, içinden akan karışım bacak arasından süzülüp suyla birleşti; Dicle utançla inledi, gözlerini yumdu. Fırat onu hemen belinden kavrayıp kendine çevirdi. Gözleri hâlâ koyu bir ateşle yanıyordu; dudakları şişmiş, ıslak saçları alnına yapışmıştı. Çenesindeki su damlaları boynuna doğru akıyor, göğsündeki kasları parıldatıyordu. “Bitmedi, güzel karım,” diye mırıldandı, sesi boğuk ve kalın, şehvetle

