Fırat, Dicle’yi yatağın ortasına bıraktığında, gözlerindeki o anlık hayranlık parıltısı sönmüş, yerini buz gibi bir ciddiyete bırakmıştı. Odanın kapısını kilitledi, anahtarı cebine attı ve ağır adımlarla yatağa yaklaştı. Dicle, adamın yüzündeki ifadenin değişimini ürpererek izledi. Az önceki o coşkulu adam gitmiş, yerine hatayı affetmeyen, mülkünü denetleyen bir hükümdar gelmişti. Yatağın kenarına oturdu. Ağırlığıyla yatak çöktü, Dicle istemsizce ona doğru kaydı. Fırat, elini uzatıp Dicle’nin çenesini sertçe kavradı. Parmakları eti ezecek kadar güçlüydü ama canını yakmıyordu; sadece sınırlarını hatırlatıyordu. "Beni iyi dinle Dicle," dedi. Sesi kısık ama bir bıçak kadar keskin çıkıyordu. "Sakın bu çocuğun seni özgürleştireceğini sanma. Aksine... Şimdiye kadar sadece karımdın, artık mahkû

