Şafağın ilk gri ışığı, çatlak taştan sızan su gibi ağır perdelerin arasından içeri sızıyordu. Dicle, evinin arkasındaki pamuk tarlalarında koştuğu, havanın ılık olduğu ve yeşil filizler koktuğu bir rüyanın içinde yarı uykuluyken o yumuşak vuruluşu duydu. Kapı daha kararlı bir şekilde tekrar çalınca rüya dağıldı. Nakışlı çarşaf beline doğru kayarken kalbi çoktan hızlanmış bir halde yatağında doğruldu. “Gelin Hanım, uyanma vakti,” diye seslendi hizmetçi; sesi sanki duvarların bile kulak misafiri olmasından korkuyormuş gibi alçak ve alışılmıştı. Dicle çarşafı kenara itti. Çıplak ayaklarının altında zemin serindi; oda hâlâ gecenin soğuğunu taşıyordu. Dün gece elbisesini çıkarmadan yattığı için dün akşamki yemekte, yemek kokularının sindiği elbisesi ile uyumuştu ve soğuğa rağmen terlediği

