Fırat dudaklarını boynuna indirdi, dişlerini köprücük kemiğine hafifçe geçirirken kokusunu içine çekti: vanilya, ter ve kadının kendi eşsiz, baş döndürücü kokusu. “Senin kokun aklımı başımdan alıyor,” diye homurdandı kulağına, sesi boğuk ve hayvani. Dicle’nin bacakları istemsizce aralandı; ıslaklığı artık uyluklarının içinden aşağı süzülüyordu. Fırat bunu fark eder etmez diz çöküp bacaklarını omzuna aldı. Dudakları önce iç uyluklarının hassas tenini öptü, dilini yavaşça kaydırarak izler bıraktı. Sonra burnunu kadının en mahrem yerine bastırıp derin bir nefes aldı; o tatlı, tuzlu kokuyla kendinden geçti. Dili ilk temasta uzun ve yavaş bir yalamayla klitorisini buldu. Dicle’nin kalçaları havaya kalktı, elleri adamın saçlarını yapıştı. Fırat şimdi daha açtı: dilini içine daldırıyo

