O gece konak, sanki yaklaşan fırtınayı biliyormuşçasına derin bir sessizliğe gömülmüştü. Dicle, yanan lambanın titrek ışığında beklerken, her bir duyusunun daha önce hiç olmadığı kadar keskinleştiğini hissediyordu. Koridordan gelen o tanıdık, ağır adım seslerini duyduğunda kalbi göğüs kafesine bir balyoz gibi vurmaya başladı; ama bu kez korkudan değil, bir kumarbazın heyecanıyla. Kapı açıldı. Fırat, beraberinde dışarının serinliğini ve o her zamanki baskın kokusunu getirerek içeri girdi. Ceketini kapının yanındaki iskemleye bıraktı, bakışları doğrudan yatakta uzanan karısına odaklandı. Gözlerinde, sabahki şefkati andıran o yumuşaklıktan eser yoktu; şimdi sadece aç ve karanlık bir arzunun gölgesi vardı. "Hâlâ uyanıksın," dedi, sesi odanın sessizliğini bir bıçak gibi yırtarak. "Se

