Ama asıl imtihan, tarlalardan sonra geldi. Baran’ın cenaze işlemleri... O bürokratik soğukluk, ölümün en çıplak, en acımasız yüzüydü. Morgun kapısında beklerken hissettiği o üşüme, Ağustos sıcağında bile dişlerini takırdatacak cinstendi. İmza atması gereken kağıtlar... ‘Mevta: Baran Şanverdi’ yazısını görmek, Fırat’ın içindeki son direnç kırıntılarını da un ufak etti. O kağıtta yazan isim, bir evraktan ibaret değildi; çocukluğu, gençliği, sırdaşıydı. Fırat, cenaze işleri müdürünün karşısında otururken başını ellerinin arasına aldı. Adam bir şeyler anlatıyordu; mezar yeri, kefen, nakil aracı... Fırat ise sadece o boşluğu duyuyordu. Artık tek başınaydı. Yalnız. Bu kelime zihninde yankılandı. Liderler yalnız olurdu, evet. Ama bu kadar ıssız, bu kadar savunmasız hissetmek... Bu başkaydı.

