Şafağın ilk ışıkları, duyulmaktan korkan bir hırsız gibi yarı açık perdelerden içeri süzüldü. Dicle bunu görmeden önce gözkapaklarında hissetti; onu uykunun karanlık kuyusundan çekip çıkaran sıcak ve ısrarcı bir baskıydı bu. Bir an için o boşluk hissine tutundu ama sonra duyular geri geldi: bacaklarının arasındaki sızı, kalçasında her ani hareketin içindeki bir şeyi kıracakmış gibi hissettiren derin ve zonklayan bir hassasiyet. Hafıza, acıyla birlikte geldi. Daha gözlerini bile açmadan yanaklarının ısındığını hissetti. Dün gece. Bu odada. Bu yatakta. Fırat’ın ağırlığı, nefesi, dokunuşları ve tavırları… Düşünceyi durdurmaya çalıştı ama artık çok geçti. Vücudu her şeyi; ellerinin değdiği her yeri, ağzının dokunduğu her noktayı hatırlıyordu. Utançla kızaran teni boğazına ve göğsüne yay

