Yemek, o boğucu gerginliğin gölgesinde devam etti. Dicle’nin boğazından tek lokma geçmedi; önündeki tabak, sanki zehirle doluymuş gibi ona bakıyordu. Fırat ise, sanki hiçbir şey olmamış gibi yemeğini yiyor, arada bir yanındaki kıza, sanki orada olduğunu hatırlatmak istercesine buz gibi bakışlar atıyordu. Yemek bittiğinde, Fırat ayağa kalktı ve Dicle’ye döndü. "Odaya çık," dedi, sesi artık bir fısıltı kadar alçak ama emrediciydi. "Yatağın üstünde senin için hazırlananlar var. Giyin ve beni bekle." Dicle, bir kukla gibi itaat etti. Merdivenleri çıkarken, arkasında bıraktığı o düşman bakışların ağırlığını sırtında hissediyordu. Odaya girdiğinde, gördüğü manzara karşısında donup kaldı. Geniş, gösterişli yatağın üzeri, rengarenk kumaşlarla, ipek elbiselerle, dantelli iç çamaşırlarıyla do

