Rutubet kokan o karanlık odanın soğuk zemine, sanki bir çuval gibi fırlatılıp atıldığında Dicle’nin vücudundaki her bir eklem, maruz kaldığı şiddetin etkisiyle sızlayarak ona varlığını hatırlatıyordu. Buz gibi suyun teninde bıraktığı uyuşukluk kemiklerine kadar işlemiş, titremekten birbirine vuran dişlerinin çıkardığı ses, bu sessiz zindanın duvarlarında yankılanan tek melodi haline gelmişti. Evinden, o güvenli sığınağından zorla koparılıp götürüldüğü günden beri midesine tek bir lokma girmemiş, dudakları bir damla suya hasret kalmıştı; ancak şimdi hissettiği açlık, soğuğun o insafsız pençeleri arasında önemsizleşmiş, yerini hayatta kalma dürtüsünün getirdiği ilkel bir korkuya bırakmıştı. Elleri ve ayakları, sanki binlerce iğne batırılıyormuşçasına sızlıyor, parçalanmış derisinden sı

