Zorla, tehditle, korkuyla kıyılan o nikah, bir evlilik akdi değil, Dicle için müebbet bir hapis cezasıydı. "Evet" demese de, şahitlerin ve silahların gölgesinde karı koca ilan edildiler. Fırat, intikamını almıştı. Boztaş`ın kızı artık Şanverdi`nin malıydı.
Dicle’yi kilitlediği odanın kapısını kapattığında, intikamın verdiği o zehirli tatmin duygusu, yerini yavaş yavaş yaklaşan fırtınanın gerginliğine bıraktı. Çünkü biliyordu; Boztaşlar bunu yanlarına bırakmazdı.
Çok geçmeden, beklediği fırtına koptu.
Şanverdi aşiretinin, daha doğrusu Fırat’ın bu cüretkâr hamlesi, Boztaş konağına bir bomba gibi düşmüştü. Kızlarının kaçırılması, üstüne bir de düşmanlarına "gelin" edilmesi, onlar için ölümden beter bir utançtı.
Devran, elindeki silahı sıkarken parmak boğumları bembeyaz kesilmişti. "Dicle’yi o itlerin eline bırakmam!" diye kükredi. Konağın avlusu, intikam yeminleriyle çınlayan adamlarla dolup taştı.
Boztaş aşireti, tozu dumana katarak Şanverdilerin saklandığı o dağ evine doğru yola çıktı. Gecenin karanlığını delen araba farları, yaklaşan bir savaşın öncüleri gibiydi.
Fırat, evin damında, elinde sigarasıyla bekliyordu. Uzaktan gelen motor seslerini duyduğunda hiç şaşırmadı. Sigarasını yere atıp ayağıyla ezdi. Aşağıdaki adamlara seslendi: "Geldiler! Herkes yerini alsın! Dicle bu evden çıkmayacak. Çıkarsa da ancak cenazesi çıkar!"
İlk kurşun sesi, gecenin sessizliğini bir cam gibi tuzla buz etti. Boztaş adamları, evin etrafını sarmış, kurşun yağdırıyordu. Taş duvarlardan seken mermiler, kıvılcımlar saçarak karanlığı aydınlatıyordu.
Dicle, kilitli olduğu odada, yatağın altına sığınmış, kulaklarını elleriyle kapatmıştı. Dışarıdaki cehennem, onun uğruna kopuyordu ama o kendini hiç bu kadar değersiz hissetmemişti. İki ateş arasında kalmış, eti kemiği pazarlık konusu olan bir kurbandı sadece.
Kapı büyük bir gürültüyle sarsıldı. Dışarıdan Devran’ın sesi duyuldu, öfke ve çaresizlik doluydu: "Fırat! Çık dışarı! Kardeşimi ver, yoksa bu evi başına yıkarım!"
Fırat’ın kahkahası, silah seslerinin arasından duyuldu. "Kardeşin artık benim karım Devran! Geri dönüş yok! O tetiği çekerken düşünecektin bunu!"
Çatışma şiddetlenirken, mermiler evin camlarını indiriyor, avludaki saksıları paramparça ediyordu. Her patlama, iki aşiret arasındaki uçurumu biraz daha derinleştiriyor, dönüşü olmayan bir yola sürüklüyordu herkesi.
Fırat, pencere kenarından ateş ederken, gözü bir an için Dicle’nin odasının kapısına kaydı. Kapı hala kapalıydı ama içerideki korkuyu iliklerine kadar hissedebiliyordu. Bu korku ona güç veriyordu.
Onların canını yakmıştı. Baran’ın soğuk bedeni hala morgdayken, onların içi de yanıyordu şimdi.
O gece Urfa semaları, yıldızlarla değil, mermi izleriyle aydınlandı. Kan davasının soğuk nefesi, Fırat ve Dicle’nin kaderini kördüğüm gibi birbirine bağlamıştı. Ve bu düğümü çözmeye ne bir el ne de bir kurşun yetecekti.