BÖLÜM 5: ŞANVERDİ KONAĞI

543 Words
Avlunun tam ortasında, elinde bastonuyla dimdik duran yaşlı bir kadın vardı. Zelal Ana. Şanverdi aşiretinin arka plandaki asıl reisi, Fırat’ın bile çekindiği o gölge güç. Yüzü, yılların acısıyla ve katılığıyla, sanki taştan oyulmuş bir maske gibiydi. Arkasında, evin diğer kadınları, hizmetçiler ve silahlı korumalar dizilmiş, nefeslerini tutmuş bekliyordu. Ancak Zelal Ana’nın gözleri, sadece Dicle’ye odaklanmıştı. O bakışlarda ne bir hoş geldin ne de bir merak vardı; sadece saf, arı bir tiksinti okunuyordu. Fırat, Dicle’nin kolundan hafifçe çekerek onu avlunun ortasına, babaannesinin karşısına getirdi. “Dapir,” dedi Fırat, sesi saygılı ama kararlıydı. “Gelinini getirdim.” Zelal Ana, bastonunu sertçe yere vurdu. Tok bir ses, avlunun duvarlarında yankılandı. Gözlerini bir an bile Dicle’den ayırmadan, yavaşça, tane tane konuştu. Sesi, zehirli bir sarmaşık gibi Dicle’nin boğazına dolandı. “Gelin mi?” dedi Zelal Ana, dudaklarında alaycı, acı bir kıvrılmayla. “Ben karşımda bir gelin görmüyorum Fırat. Ben karşımda torunum Baran’ın katilinin kardeşini görüyorum. Kanı görüyorum. Uğursuzluğu görüyorum.” Dicle, başını önüne eğmek istedi ama yapamadı. Zelal Ana’nın bakışları onu esir almıştı. “Bu kapıdan içeri giren her gelin, bu evin şerefi olur,” diye devam etti yaşlı kadın, sesi gittikçe yükselirken. “Ama sen… Sen bir kefensin keçe. Torunumun mezar toprağı daha kurumadan evime giren bir yılan. Sanma ki bu bir evliliktir. Sanma ki bu evde sana rahat yüzü vardır.” Zelal Ana, bastonunun ucuyla Dicle’nin üzerindeki ince geceliği ve omzuna atılmış Fırat’ın ceketini işaret etti. “Bak şu haline… Bir Şanverdi gelinine yakışır mı bu hal? Bir sokak dilencisinden farksızsın. Ama layığın da budur.” Fırat araya girmek istedi, “Dapir, töre ne derse o oldu. Aşiret ağaları…” “Sus!” diye kesti Zelal Ana, torununa dönerek. Gözlerinde, torununa duyduğu hayal kırıklığı parladı. “Bana töre anlatma Fırat! Sen babanın postuna oturdun ama aklın hala havada. Düşmanı yatağına almakla intikam alınmaz. Düşman, kölen yapılır, hizmetçin yapılır. Karı yapılmaz!” Sözler birer tokat gibi Dicle’nin yüzünde patlıyordu. Etrafındaki fısıltılar, kıkırdamalar, yargılayıcı bakışlar… Kendini hiç bu kadar çıplak, bu kadar savunmasız hissetmemişti. Dağ başında kurşunlar altında ölmeyi, şu an bu aşağılanmayı yaşamaya bin kez tercih ederdi. Zelal Ana arkasını döndü, ama gitmeden önce son emrini verdi. Emri, bir idam fermanı gibiydi. “Bu kızı, hizmetçilerin kaldığı odaya atın. Benim düşmanım, benim konağımın üst katında yatmaz. Ahıra koysanız yeridir de, el aleme rezil olmayalım. Yarın sabah güneş doğmadan avluyu yıkasın. O katil abisinin akıttığı kanı temizlesin!” Kadınlar, Dicle’nin üzerine çullanmak için hareketlendiğinde Fırat, bir anlık tereddütle durdu. Babaannesinin sözü, bu evde her şeyin üzerindeydi. Karısı olarak getirdiği kızı korumakla, babaannesinin otoritesine boyun eğmek arasında sıkışıp kalmıştı. Ve o an, Fırat’ın sessizliği, Dicle’nin kaderini mühürledi. Dicle, kollarından çekiştirilerek konağın karanlık, rutubetli alt katına doğru sürüklenirken dönüp arkasına baktı. Fırat, avlunun ortasında, babaannesinin girdiği kapıya bakıyordu. Yüzünde ne bir pişmanlık ne de bir acıma vardı. Sadece o ağır, soğuk kabulleniş. O an Dicle anladı. Bu konak, onun evi olmayacaktı. Burası onun zindanı, Zelal Ana gardiyanı, Fırat ise bu işkenceyi izleyen seyircisiydi. Demir kapı üzerine kilitlendiğinde, içerideki karanlık, dışarıdaki geceden daha siyahtı. Yere, soğuk taşların üzerine çökerken, içinde yepyeni, daha önce hiç tatmadığı bir duygu filizlendi. Korku bitmişti. Gözyaşı kurumuştu. Geriye sadece, o taşların soğukluğu kadar sert ve keskin bir nefret kalmıştı. Ve Dicle, o karanlık odada, kendi kendine yemin etti: Eğer bu cehennemde yanacaksa, yalnız yanmayacaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD