Mahmut Ağa'nın sesiyle korkum ikiye katlandı.
''Azad...Cemal nerdesiniz.'' tüm konak inliyordu.
Dicle’nin çığlığı, odadaki o zehirli sessizliği ve Azad’ın kapıyı kırmak üzere olan hiddetini bir bıçak gibi kesti.
Hızlıca kapıyı açıp üzerime kabanımı geçirdim. Hiç konuşmadan, adeta birbirimize çarparak odadan fırladık.
Merdivenleri nasıl indiğimizi, o uzun koridoru nasıl geçtiğimizi hatırlamıyorum.
Mutfağın kapısına vardığımızda manzara nefesimi kesti.
Konak çalışanları birer birer mutfağa doluşurken, mutfağın o soğuk mermerleri feryatlarla ısınmaya başladı.
Her zaman dimdik duran Türkan Hanım, şimdi öylece yerde yatıyordu. Sürahi parçalanmış camları üzerine sıçramıştı.
Mutfak tezgahının hemen yanında, bir eli hala tezgahtan destek almaya çalışır gibi havada asılı kalmış haldeydi.
Mahmut Ağa kıpkırmızı gözleriyle Azad'a bakarak sertçe ''Neredesin ulan sen.'' dedi.
''Bakma ambulansı ara geberteceğim seni bakma.''
Hemen Azad'a döndüm kımıldamıyordu.
Kolundan sarsmaya başladım. ''Azad, kendine gel Azad.'' duymuyordu, önüne geçip yüzünü ellerimin arasına aldım sarsarak ''Azad, kendine gel! Babana bakma, ambulans geç kalır! Arabayı hazırla, hemen hastaneye gitmeliyiz!" diye sert bir tonda uyardım.
Dicle, Türkan Hanım’ın cansız gibi yatan bedeninin üzerinde çırpınıyordu. "Anne, bak bana! Zerrin yenge, bir şey yap!" diye yalvaran gözlerle bana baktı.
''Dicle Türkan Anneyi bahçeye getirin arabayı hazırlatıyoruz.'' dedim ve Azad'ın peşinden çıktım.
''Azad, telefonunu, cüzdanını alıp geliyorum.''
Koşarak odamıza geldim.
Az önce bu odada verdiğimiz soğuk savaştan sonra şu yaşadığımız olacak iş değildi.
O an altımdaki jartiyer ve geceliğin yaşananların arasında ne kadar eğreti duracağını anlayıp altıma siyah dökümlü bir pantolon geçirdim. Tekrar hızlıca kabanımı giyip bahçeye indim.
''Zerrin sen gelme.'' diye seslendi Azad.
Duymamazlıktan gelerek atladım yanına, bir tek o vardı zaten.
Cemal Ağabey, Dicle, Mahmut Baba ve Türkan Anne bir arabada gitmişlerdi bile çoktan.
Bana baktı bakışlarında bir "özür" değil, ama derin bir "muhtaçlık" vardı.
Çıt ses çıkarmıyordum.
Hastaneye gelene kadar hiç konuşmadık.
.
.
.
Ameliyathane kapıları büyük bir gürültüyle kapandığında, Azad kapının önündeki duvara sırtını yaslayıp olduğu yere çöktü.
Ellerini saçlarının arasına daldırdı; az önceki o öfkeli adamdan geriye sadece parmaklarını saçlarını yolacak gibi sıkan kıpkırmızı olmuş bir çocuk kalmıştı.
Ben ise karşıdaki sandalyeye iliştim.
Kabanımın önünü sıkıca kapattım, sanki az önce yaşanan o iğrenç sahneleri ve banyodaki o yalnızlığımı saklamak ister gibi.
Mahmut Ağa sert adımlarla ameliyathanenin önünden ayrıldı.
Dicle, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.
Cemal Ağabey, elindeki tespihi sıkarak camdan bakıyordu.
Bir hemşire geldi, isim sordu, dosya uzattı. Kimse hemen cevap vermedi.
Azad başını kaldırmadı bile.
Ayağa kalktım.
“Ben geliyorum,” dedim. Sesim bana ait değilmiş gibi yabancı çıktı.
Hemşireyle birkaç adım uzaklaştık. Sorular soruldu, cevaplar verildi. İmzalar atıldı. Türkan Hanım’ın adı kâğıtlarda çoğaldıkça içimde bir şey daraldı.
''Mahmut Bey'in isteği üzerine bir oda hazırlattık. Dilerseniz oraya geçebilirsiniz. Elimizden gelenin fazlasını yapıyoruz.'' dedi ve uzaklaştı.
Geri döndüğümde Azad hâlâ aynı yerdeydi.
Yanına oturmadım.
Yakınında durmak bile fazla geliyordu ona, hissediyordum.
Bir süre sonra Mahmut Ağa geri geldi.
Yüzü sertti ama omuzları düşmüştü. İlk kez onu bu kadar yaşlı gördüm.
Azad’a baktı.
“Erkek adam böyle çöker mi?” diyeceğini sandım.
Demedi.
Sadece derin bir nefes aldı.
“Annen güçlü kadındır,” dedi.
Sesi, kendini ikna etmeye çalışan bir adamın sesiydi.
Azad başını kaldırdı.
İlk kez göz göze geldik.
O an…
Bakışlarımın içine çekilmemek için kendimi zor tuttum.
Gitmemem gerekiyordu.
O ana, o korkuya, o suçluluk duygusuna düşmemem gerekiyordu.
Gözlerimi kaçırdım.
Azad bunu yanlış anladı.
Sessizce ayağa kalktı. Yanıma geldi.
“Sen git istersen,” dedi.
Ne sertti ne kırıcı. Daha kötüsüydü:boştu.
“Yok kalacağım,” dedim.
Bir süre sonra ameliyathane kapısı yeniden açıldı. Bu kez yavaşça.
Bir doktor çıktı. Yüzündeki ifade nötr değildi.
Herkes aynı anda ayağa kalktı.
Doktor konuşmaya başladığında kelimeler tek tek yere düştü sanki.
“Kalp… müdahale… risk… şu an…”
Hatırlamıyorum, ne dediğini doktorla göz göze geldiğimde; midemden sıcak bir su ağzıma geldi, ellerim terlemeye başladı.
Yavaşça geri geri adımlar attım. Koridor ışıkları, gözümün önüne yaklaşıp uzaklaşıyordu.
Tuvaleti bulmak için ilerlemeye başladım. Bacaklarım boşalıyordu adeta.
.
.
.
Gözlerimi açtığımda odada yarı karanlık vardı.
Perdeler kapalıydı.
Rüya görüyor gibiydim.
Cihazlardan düzenli bir bip sesi geliyordu.
Bir an nerede olduğumu anlayamadım.
Sonra göğsümün ortasında bir ağırlık hissettim.
Başımı çok az çevirdim.
Azad.
Sandalyede oturuyordu.
Öne eğilmişti. Dirsekleri dizlerinde, elleri birbirine kenetlenmişti.
Başını kaldırmamıştı. Sanki ben uyanmasam da orada kalacakmış gibiydi.
Boğazımdan ince bir ses çıktı.
Nefesim değişmişti sadece.
Azad başını kaldırdı.
Göz göze geldik.
O an…
Bakışlarında rahat nefes aldığım adamdı o.
Boğulmadım, beni bulandırmadı.
Ayağa kalktı. Yavaşça yanıma geldi.
Dokunmadı.
“Uyandın,” dedi.
Ne zaman uyudum ki.
Sesi kısıktı. Sanki yüksek sesle konuşursa bir şey daha kırılacakmış gibi.
Başımı çok az salladım.
Bir süre hiçbirimiz konuşmadık.
O suskunluk…
Konaktaki suskunluk gibi değildi.
Daha çıplaktı.
“Annem…” dedi.
Cümleyi tamamlamadı.
“Yaşıyor,” dedim.
Bunu nereden bildiğimi ben de bilmiyordum.
Ama söyledim.
Azad gözlerini kapattı.
Derin bir nefes aldı.
Sonra sandalyesine geri oturdu.
“Git dedim sana,” dedi.
Sitem yoktu sesinde.
Yorgunluk vardı.
“Gitmedim,” dedim.
Açıklamadım.
Yine gerek yoktu.
Battaniyeyi kaldırıp, doğruldum. Biraz sola kayıp ''Gel de biraz dinlen.'' dedim sessizce.
Kafasını kaldırıp ''Gelmem.'' diye hırıldadı.
Yataktan kalkmaya çalışırken ''Ben varım diye gelmezsen, ben kalkarım sen yatarsın.'' derken.
Azad, yerinden kalkıp ''Yat şuraya, canımı sıkma benim Zerrin.'' dedi.
Sesi yükselmişti.
O anda, dün gece yaşadıklarımız gözümün önünden geçti.
Ceketini giyerken ''Ben, babamların yanına gidiyorum. Konaktakileri aradım sana kıyafet yollayacaklar. Kıyafetler gelince kahvaltını da alıp gelirim.''
''Azad, beklesene bende geleyim.'' dedim.
''Zerrin, yat dinlen. Ayılıp bayılma sonra.'' diye cevap verdi. Kapıyı çarpıp çıktı.
Özür dilemesi gereken, teşekkür etmesi gereken Azad'tı mahcup olan bendim.
.
.
.
Kapının açılma sesiyle gözlerimi araladım.
''Kalk da kahvaltı et, saatlerdir ağzına bir şey sürmedin.'' sesiyle uyanmak bana keyif vermişti.
''Önce kalk, şu kıyafetleri giy. Donacaksın tüm gece çıplak gezdin.'' nereden biliyordu.
Yatakta doğrulup Azad'a baktım.
''Kızım ne bakıyorsun kalk dediklerimi ikiletme.''
Dün geceyi unutmakla, banyoda saklanmış o zavallı Zerrin'e sadık kalmak arasında büyük bir savaş veriyordum.
''Zerrin sen alık mısın? Bayıldığında kafanı mı çarptın?''
Sahi ben ne zaman nerede bayılmıştım?
Neyse sessizliğimi şuan bozmamalıydım.
Ayağa kalkıp Azad'ın elinden kıyafet poşetini aldım.
''Adama kafayı yedirtir.'' diye tıslayarak kahvaltı tepsisini çekmecenin üzerine bıraktı.
Odanın içindeki kapıyı araladım bir duş ve klozet vardı.
Kapımı hafif aralık bırakıp soyunmaya başladım.
Pantolonumu, tişörtümü çıkardığımda dün geceki ateşiyle beni karşılayan geceliğim ve jartiyerim öylece bekliyordu.
Azad'ın yakasından tutup saatlerce sevişmek istiyordum.
Yarım kalan işimizi tamamlamak için önümüzde hiçbir engel yoktu.
''Zerrin acele et ne yapıyorsun orada?'' senin beni siktiğini hayal ediyorum kocacığım diye çığlıklar atmak istiyordum. Her yanım ateş gibi olmuştu.
Kapı bir anda sertçe açıldı. Kapının arkasındaydım.
Sert bakışlarla kapıyı kapatıp elini duvara vurdu.
''Yarım kalan işimi tamamlamam gerektiğini biliyordum.'' derken nefesi sert ritimlerle suratıma vuruyordu.
Saçlarımı geriye sallayıp ''Evet Azad Ağa, artık içimde dolaş istiyorum. Her şeyimle sana ait, her şeyimle senin olmak istiyorum.'' derken beni susturup dudaklarını dudaklarıma bastırdı.
Bir eli ile bacağımın dışını sıkıyor, içini beline yaslıyordu. Diğer eli duvarda, kolunun damarları şişmiş bir şekilde üzerimde baskı kuruyordu.
Sertleşmiş yarrağını,vücudumda hissettiğimde tüm vücudumu bir ateş kaplamıştı.
Öpüşmeye başlamıştık dün geceden daha ateşli bir öpüşmeydi.
Dudaklarını dudaklarımdan ayırmadan dudak kenarımda, dili ile şekiller çiziyordu.
İstemsizce tırnaklarımı gömleğinin üzerinden sırtına geçirmiştim.
Kendimi gevşetemiyordum.
Bacağımı yavaşça bırakıp elini hızla meme götürdü.
Tek hamlede mememi gecelikten çıkarıp avuçlamaya başladı.
Başını memelerine gömüp emmeye başladığında saçlarının kokusunda büyülenmiştim adeta.
''Azad dur... biri gelecek.'' derken Azad kafasını kaldırıp
''Seni sikmek için çıldırıyorum Zerrin.'' aç bakışları göğüslerimden ayrılmıyordu.
''Dün gece altımdan öyle kayıp gittiğinde seni sikemediğim için delirdim Zerrin Barzan.'' derken sıcacık dudaklarına büyük bir istekle yapıştım.
Odanın kapı sesi ile ikimizde irkildik.
''Azad neredesin ulan?'' Cemal Ağabeyîn sesiydi.
Azad elini ağzıma kapatıp.
''Ağabey bir su dökünüp geliyorum.'' derken ben avuç içini yalamaya başladım. Bir yandan da kemerini çözüp ulaştığım pantolon düğmesini açıyordum. Yarrağını elimle sıkıp okşarken Azad'ın nasıl gerildiğini izliyordum.
''Oğlum çabuk gel annemin işlemlerini halledip doktorun yanına çıkacağız seni bekliyorum.''